İnternet sitesi değil, bir hayat ansiklopedisi

Amerika’daki 100 milyon yerli soykırımı ve Avatar

3

James Cameron’un 3 boyutlu filmi Avatar, hem son derece saçma, hem de derin bir film. Derin, çünkü uzaylılar hakkındaki diğer filmler gibi farklı insan kültürleri arasında iletişim kuran bir metaforu yansıtıyor.

- Advertisement -

Filmdeki bilinçli ve kusursuz olan metafor, Amerika’nın yerli insanlarıyla Avrupalı’nın çarpışma hikayesini açıklıyor. Diğer yönden film tamamen saçma, çünkü mutlu son kurgusu entrika ve önceden tahmin edilebilir olmayı gerektiriyor. Yerlilerin kaderi – diğer yeni filmlerden biri olan The Road (Yol)’da anlatıldığı gibi- korku ve terördür.

Fakat, bu kimsenin duymak istemediği bir hikaye. Çünkü, bu kendi yanlışlarımızı, kendimizi görmemiz için yol sunuyor. Avrupa, Amerika’da yaptığı soykırımlarla ün salmış bir ülke. Amerikalı uluslar, bunların üzerine kuruldu. Bu bizim kabul edemeyeceğimiz bir hikaye.
Amerikan Soykırımı adlı kitabında, Amerikan bilgini David Stannard, dünyada yaşanan en büyük soykırım hareketlerini belgelendirdi. 1492 yılında, Amerika’da 100 milyon yerli insan yaşıyordu. 19. yüzyılın sonuna kadar neredeyse bu nüfusun hepsi yok edildi. Birçoğu hastalık sonucu öldü, ancak aynı zamanda kitle imhası da gerçekleştirildi.

İspanyollar, Amerika’ya geldiklerinde kendi dünyalarından çok farklı olan bir dünya tasvir ettiler. Avrupa savaş, zulüm, bağnazlık, tarafından yok edildi. Savaşlarda çarpışan nüfuslar sağlıklıydı, iyi beslenmişti ve çoğunlukla barışsever, demokratik ve eşitlikçiydi. Colombus da dahil, Amerika’yı baştan başa ilk keşfedenler, yerlilerin sıradışı misafirperverliğini gördüler. Kaşifler, buldukları yerdeki sıradışı yolları, kanalları, yapıları ve sanatları görünce çok şaşırdılar. Ancak, bunlardan hiçbiri onların her şeyi yıkıp yoketmelerini ve karşılaştıkları herkesle savaşmalarını engelleyemedi.

Katliam Colombus ile başladı. Colombus, Hispaniola (şimdiki Haiti ve Dominik Cumhuriyeti) nüfusunu zalimce itlaf etti. Askerleri, doğmamış bebekleri annelerinin karnını keserek aldılar ve onların başını kayalarda ezdiler. Köpeklerini ise canlı küçük çocuklarla beslediler. Bir keresinde, askerleri 13 yerliyi ve 12 müridini darağacında bağırsaklarını dışarı çıkardıktan sonra, canlı canlı yakmıştı. Colombus, tüm yerlilere her 3 ayda bir belirli miktarda altın vermelerini emretti, yapmazlarza ellerinin kesileceğini söyledi. 1535 yılına kadar, Hispaniola nüfusu 8 milyondan sıfıra düştü. Bu ölümler kısmen hastalıklardan meydana gelirkin, kısmen de cinayetlerden, aşırı çalıştırılma ve açlıktan kaynaklandı.

Kaşifler bu uygarlaştırma misyonunu Orta ve Güney Amerika’ya yaydılar. Kendi uydurma hazinelerini gizledikleri yeri ortaya çıkaramadıkları zaman, yerli insanlar kamçılandı, asıldı, boğuldu, köpekler tarafından parçalandı, canlı canlı gömüldü ya da yakıldı. Askerler, kadınların göğüslerini kestiler, spor için insanları köpeklerle avladılar. Fakat, yerlilerin çoğu esaret ve hastalıklar nedeniyle öldürüldü. İspanyollar, Amerikan yerlilerinin çalıştırılmasının daha ucuz olduğunu keşfettiler ve onları öldürmeyi bıraktılar ve çalıştırdılar. Ancak, kötü çalışma şartlarından dolayı yerlilerin maden ocaklarındaki ve büyük çiftliklerdeki ortalama ömürleri 3 ya da 4 aydı. Onların gelişleriyle, yüzyıl içinde Güney ve Orta Amerika nüfusu yok oldu.

Kaliforniya’da 18. yüzyıl boyunca İspanyollar bu imhayı sistemleştirdi. Junípero Serra olarak bilinen Fransisken mezhebinden misyoner, köle işçi sınıfını kullanarak gerçek toplama kamplarında bir dizi misyon oluşturdu. 19. yüzyılda Afrikalı Amerikan köleleri, sürü halinde zorla çalışmaya götürüldüler ve kendilerine tarlalarda yaktıkları kalorilerin beşte biri kadarını karşılayacak yemekler verildi. Aşırı çalışmaktan, açlıktan ve hastalıktan hayatlarını kaybettiler. Sürekli yerli nüfusunun yok olması için yerlerine yenileri getirildi. Junípero Serra, Vatikan tarafından 1988 yılında Katolik Kilisesi’nde ölmüş bir kişinin aziz mertebesine yükseltildi. Onun aziz olarak duyurulması için şimdi bir mucize daha gerekiyor.

İspanyollar, altın tutkusuyla idare edilirken, Kuzey Amerika’yı sömürgeleştiren İngilizler toprak istediler. Yeni İngiltere’de yerli Amerikalılar’ın köylerini kuşattılar ve onları uyurken öldürdüler. Soykırımın batıya doğru yayılması gibi, soykırım en yüksek seviyelerde kabul gördü. George Washington, kızılderili federasyonuna ait olanların evlerinin ve topraklarının toptan yıkılmasını emretti. Thomas Jefferson, kendi ulusunun yerlilerle savaşının, her kabilenin yok edilmesine ya da Mississippi’nin ilerisine sürülene kadar izleneceğini beyan etti. 1864’ün toplu katliamı süresince, Colorado’da taburlar, barış bayrağı altında bebekleri ve çocukları öldürerek, tüm ölülerin organlarını parçalayarak silahsız insanları katletti. Theodore Roosevelt, bu olayı haklı ve yararlı bir hareket olarak isimlendirdi.

Katliam henüz sonlanmadı, geçen ay Guardian, Batı Amazon’daki Brezilyalı çiftlik sahiplerinin hayatta kalan son kabile üyelerini öldürmeye çalıştığını duyurdu. Bu filmin hikayesindeki en büyük soykırım hareketi ortak vicdanımızı hemen hemen hiç tedirgin etmiyor. Soykırımın halen devam etmesine rağmen, soykırımlar görmezden gelindi. Yahudi soykırımı yalanlandı, affedildi ya da küçümsendi. Sorumlu ülkelerin (İspanya, İngilte, Amerika ve diğerleri) insanları, hiçbir karşılaştırmayı hoş görmeyecek. Hafızamızı destekler görünenler yine görmezden gelindi ya da kınandı.

Bu haklıların niçin Avatar’dan nefret ettiğinin sebebidir. Neocon’ların Weekly Standart dergisinde John Podhoretz, filmin yerlileri iyi adamlar, Amerikalıların ise kötü adamlar olarak gösteren “revizyonis batı”ya benzediğinden yakındı. Podhoretz, filmin izleyicilere işgalin arifesinde Amerikan askerlerinin yenilgisini kökleştirip kökleştirmediğini sorduğunu söylüyor. Saldırıya karşı koyma girişimi için “işgal” ilginç bir kelime. Vatikan’ın Resmi Yayın Organı ‘L’osservatore Romano’ Gazetesi, filmi anti-emperyalist, anti-militarist kıssa (ahlaksal ya da dinsel ders veren kısa öykü) olarak kınadı.

New York Times’ta liberal eleştirmen Adam Cohen, iyi bilinen totalitercilik ve soykırım prensibi olarak filmi övdü. Olağanüstü bilinçsiz alayla, belli olan metafordan iyice kaçındı. Biz görmemezlik ya da görmezden gelme sanatında iyice ustalaştık.
Ben ise, Avatar’ın kaba, sahtece ve çocukça duygusal, basmakalıp olduğu konusundaki sağcıların eleştirileriyle aynı fikirdeyim.

George Monbiot/ Guardian (Çeviren: Vasfiye Özcanbaz)

- Advertisement -