Selanik şarkıları…

2.277

İki şehir vardı Ege kıyılarında, kaderleri birbirine benzerdi bu şehirlerin. Kuvvetli bağ kurdukları halklarından edilmişti ikisi de, ama o bağ kopmamıştı yine de. Biri Ege’nin doğu yakasındaydı, adı İzmir’di. Bugün Türk şehri olsa da geçmiş halklarından olan Rumlarla bağı şarkılarda devam ediyordu hâlâ. Bazı Rumlar için ata toprağıydı İzmir, nasıl kopsun ki bağ. Şimdi Ege’nin diğer yakasındaki o torunlar İzmir’in mübadil şarkılarını söylüyordu tavernalarda.

Şehirlerden diğeri ise Ege’nin kuzey kıyılarındaydı. İskender zamanından beri Selanik denilirdi oraya. Asırlar geçtikçe her yeni doğan dinden insanları kendine çekmiş, milletleri karmıştı bağrında, Selanikli olmuştu hepsi… 19.asrın sonlarına gelmişti vakit. Halkından Museviler rıhtımda oturmuş, gemileri gözler, Rumlarsa heybetli Olimpos’a bakıp ‘ah’ çekerdi. Türkler kulenin dibinde yaslanmış tütün tüttürürdü Ege’ye doğru, Bulgarlarsa şehri kolaçan ederdi. Geceleri mehtapta, bir olup şarkı söylerdi tüm Selanikliler. Şehrin o şen sedası Makedon semalarını aşar, uzaklara gider duyulmaz olurdu, ruhun derinliklerinde hissedilirdi artık.

Zor, acı günler geliyordu ama bu şehre. Mehtaplı gecelerde söylenen o asırlık şarkılar son bulacaktı çok geçmeden, anı olarak kalacaktı bu günler hafızalarda. İsmi Selanik olarak kalacaktı belki ama ruhu kararacaktı şehrin. Kimse bilmiyordu, bilemiyordu nereye böyledemekten başka; bi’çare bekleşir olmuşlardı rıhtımda. Dönemin devletluleri çare bulmuştu nihayetinde. Savaş ve sonrasında göçtü çözüm.

Selanik içinde selam okunur

Selamın sedası bre dostlar, cana dokunur

Çok geçmeden Selanik’in, asırların o kozmopolit şehrinin o günleri bir not olarak düşecekti tarihin kederli sayfalarına. Artık yoktu öyle bir şehir ruhen, bırakılmamıştı bugüne. Ne yağmalar görmüş, defalarca tarumar edilmişti belki tarihinde. Ama ruhuna bu denli kastedilmemişti. Halkından ediliyordu şehir, asırlarca işlenmiş kimliğinden… Öyle bi an geldi ki; Bulgarlar gerilere, Rodop sırtlarına gitti mecburen; Musevilerse rıhtımdaki gemilere binip yol aldı, vaktiyle gemilerle geldikleri bu şehirden.

Türkler ise tütün yetiştiremeyecekti artık, tarlaları onlarsız kalıyordu. Evinden, yurdundan oluyordu binlerce aile. Selanik, bir hatıra olarak kalacaktı Türklerde, asır geçse de unutmayacaklardı memleketlerini. Unutulmazdı zaten, Yunanların İzmir’i unutamadıkları gibi unutulmazdı burası da Türkler için. Ondandır, kaderleri de kederleri de benzer bu iki şehre, iki yakada onlarca türkünün yakılması.

Aman ölüm zalim ölüm, üç gün ara ver

Al başımdan bu sevdayı, götür yare ver

Yaradır Türklerin kalbinde Selanik, hâlâ kulaklardadır Osmanlı kulesinin dibinde söylenen o şarkılar. En bilinenlerinden biri yukarıda iki parça halinde yazdığım türküdür herhalde; ‘çalın davulları’ diye bildiğimiz Selanik Türküsü. Tolga Çandar’dan Zara’ya kadar defalarca söylenmiş, ne söyleyen ne dinleyen usanmamış bu türküden. Usanılmaz zaten, hatıralardan, kopup geldiğin topraklardan usanılmaz.

Bir fırtına tuttu bizi

Bu yakadan, Anadolu’dan göğe yükselen başka bir Selanik türküsü daha var, hatırlardan düşmez o da. Ata toprağını mazide bırakmayı anlatır gibidir, sözleriyle hadisenin habercisidir sanki bu türkü.

Bir fırtına tuttu bizi, deryaya kardı

 

Deryaya karılıp denizin öte yakasına düşmüştü şehrin Türk ahalisi, Anadolu topraklarına. Bundandır, sorsan çoğu Selanik göçmeni şimdi bu coğrafyanın. Bandırma’dan Samsun’a kadar ‘Selanikliyim’ der nerdeyse tüm Anadolu halkı. Öyle tutkudur ki bu şehir, oradan göçmeyen, tanımayan da vatanıymış gibi sever burayı, düşler her daim… Bir asır geçse de ne şehir, ne de şehre yakılan türküler unutulmamıştır işte, tıpkı ‘bir fırtına tuttu bizi’ türküsü gibi. Defalarca yorumlanmış, onlarca sanatçının sesiyle kulaklara çalınmıştır.

Selanik yöresinden çıkmış çok sayıda şarkı var bugün Türkçe’de. Bazılarına radyolarda her gün denk gelsek de bazılarının bilinirliği biraz daha azalmış vakitle. Yine de Selanik türkülerinin hâlâ duygulara hitap ettiğini fark etmiş olmalı ki, yakın tarihte Kültür ve Turizm Bakanlığı Selanik Türküleri adında bir albüm hazırlamış, şehrin Türkçe şarkılarını derlemişti. Bu albümde de yer alan ve çoğumuzun yakından bildiği bir Selanik şarkısı daha var, bülbülüm altın kafeste. Melihat Gülses’ten dinlemeye alışık olsam da yıllar boyunca birçok ses sanatçısı tarafından yorumlanmış, albümlerde yerini almıştı bu şarkı da, tıpkı diğerleri gibi.

Ben feleğe neylemişim

Beni her bahar ağlatır

Hâsılı, Selanik Anadolu’nun şarkısıdır dillerde, düşüdür hafızalarda…

(Fatih Sınar – samostepesi.wordpress.com)

Sitemizdeki deneyimlerinizi kişiselleştirmek ve geliştirmek için çerezleri kullanıyoruz. Çerezler, Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Düzenlemesi ("GDPR") uyarınca uyulması gereken kurallar çerçevesinde belirlenmiştir. Kabul Et