Kategoriler
Yaşam

Evinizi tablolarla güzelleştirmenin ipuçları!

Severek aldığınız tabloları ya da kendi yaptığınız kara kalem veya farklı resimleri kullanarak evinizi güzelleştirebilir ve dikkatleri üzerinize çekebilirsiniz.

İşte evinizi satın aldığınız tablolarla dekore etmeniz için gerekli baz ipuçları:

SİYAH BEYAZIN UYUMU

Siyah beyaz resimler ya da fotoğraflar, kanepenin üzerindeki değil büfe ya da sehpanın arkasındaki duvara daha çok yakışır.

Bunun yanı sıra siyah beyaz fotoğraflarınızı ya da tablolarınızı simetrik bir görünüm oluşturarak duvarınızı güzelleştirin.

DÜZ DUVARDA KARMAŞIKLIK

Odanız bol ışık alıyorsa düz beyaz duvarı çeşitli ebatlardaki fotoğraf ya da resimlerle süsleyebilirsiniz.

FARKLI EBATLARLA UYUM

Kendi çektiğiniz fotoğrafları ya da kara kalem çalışmalarınızı da farklı boyutlarda çerçeveletip duvardaki rafınıza sıralayabilirsiniz.

MONOTONLUKTAN KURTULUN

Çektiğiniz fotoğraflardan çabuk sıkılıyorsanız bunları çerçeveletmek yerine bir ipe ya da ince tele mandallayın, canınız sıkıldıkça farklı fotoğraflarla değiştirebilirsiniz.

MOBİLYALARINIZLA UYUM KURUN

Tablolarınızın üzerindeki renk tonlarının evinizdeki mobilyalarla uyumlu olması ya da zıtlık oluşturması dekorasyon açısından çok önemlidir. Örneğin, bu tasarımdaki gri tonlu temalar, sade siyah-beyaz resmin arka plandan öne çıkmasını sağlarken; minik altın vurgu, sarısı sandalye çifti sayesinde hayat buluyor.

 

Kategoriler
Aktüel

Göz kamaştıran tarihi tuz madeni: Salina Turda

2 bin yılı aşkın tarihiyle ve çok iyi korunmuş galerileriyle gözlerinizi büyüleyen Salina Turda, dünyanın en büyük tuz madeni müzesidir.

Romanya’nın kuzeybatısındaki Turda şehrinde bulunan tuz madeni, bugüne kadar bilinen en eski tuz madenlerinden biridir. Dünya yüzeyinin 120 metre altında yer alan aydınlatılmış, modern sanat temalı bir parka sahip olan yeraltı harikalar diyarı, her yıl yüz binlerce turist çekmektedir.

Antik çağlardan bu yana tuz çıkarılan madendeki çalışmalar, Dacia’nın Roma işgali sırasında yeraltında genişledi. Madendeki tuz kazma, çekiç, keski ve çelik takoz gibi çeşitli aletler kullanılarak, gulden, bira ve ekmek somunu karşılığında çalıştırılan insanlar tarafından elle çıkarıldı. 1932’de kapatılan maden, 2. Dünya Savaşı sırasında sığınak olarak tekrar kullanıldı. Savaştan sonra maden, peynir depolamak gibi çeşitli amaçlara hizmet etti.

Bilim-kurgu filminden çıkmış gibi!

1992’den beri bir haloterapi merkezi ve popüler bir turistik cazibe merkezi olan Turda Salina, 2008 yılında, modernize edildi, iyileştirildi ve Ocak 2010’da yeniden turizme açıldı. Devasa eğlence parkının yenilikçi tasarımı, bilim kurgu filminden çıkmış gibi görünüyor. İçerisinde amfitiyatro, kürek ve sandallarla keşfedilebilecek bir yer altı gölü, dönme dolap, doğal aerosollü kaplıca tedavisi odaları, bowling salonu, mini golf, spor sahası, masa tenisi, bilardo masaları gibi ilgi çekici yerler bulunuyor. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Fırınınızı yorulmadan temizleyebilirsiniz!

Lezzetli bir yemekten sonra fırını temizlemek zor ve zahmetli bir iştir. Ancak aşağıdaki birkaç adımı takip ederek fırınınızı yorulmadan temizleyebilirsiniz.

Kendi kendini temizleyen fırınlar, bu modda çalışırken çok fazla duman ve ısı üretirken çeşitli  kimyasallar içeren yağ çözücüler ise kötü kokar ve cildinizi tahriş edebilir.  Ehow isimli internet sitesinde yer alan habere göre, işte fırınınızı kimyasal madde kullanmadan pırıl pırıl yapmanın sağlıklı yolu:

Kirleri fırçalayın

Temizlemeye başlamadan önce yapacağınız ilk iş kurumuş kalıntıları temizlemektir. Kalıntıları kazımak ve gevşetmek için naylon bir kazıyıcı veya tahta kaşık kullanın (metal fırının yüzeyini çizebilir) ve daha bir fırça, çırpma teli, kuru bez veya hatta elektrik süpürgesi kullanın.

Buhar uygulayın

Fırını fırçalamak istemiyorsanız geniş, sığ bir tencere veya tavada suyu kaynama noktasına getirip fırına yerleştirin. Sıcak havanın fırından çıktığı noktayı engelleyin, buharı tutun ve en az bir saat bekleyin. Daha sonra sıcak su kabını çıkarıp rafları fırından alın. Tavan, duvarlardaki ve tabandaki kirlerin çoğu yumuşayıp gevşeyecek, sonra ıslak ve sabunlu bir bezle  bunları silin. İşlemi gerektiği kadar tekrarlayın.

Kaynayan suya sirke ekleyin

Tek başına buhar fırında harikalar yaratsa da kirlerin çoğu yağ bazlı olduğundan sadece buharla çıkmayabilir. Fırına koyduğunuz suya biraz yağ çözücü özelliği olan sirkeyi ekleyerek temizleme gücünü iki katına çıkarabilirsiniz. Buhar yoğunlaştıkça, sirkeyi fırının duvarlarına taşıyacak ve buradaki yağ birikintilerini gevşeterek temizlenmelerini kolaylaştıracaktır.

Karbonat ve sirke püskürtün

Buhar  işlemi bitip fırını sildikten sonra çok kurumuş kalıntılardan halen kurtulamadıysanız karbonat ve suyu macun yaparak kurumuş lekeleri hafifçe ovalayın. Ardından, bir sprey şişesiyle sirke ve suyu karışımını buraya bolca püskürtün. Sonra fırının kapağını kapatıp bekleyin. Soda ve sirke tepki verirken köpürerek kurumuş kirleri gevşetip yok etmeye çalışır. Daha sonra temiz bir bezle silin ve gerekirse tekrarlayın.

Diş fırçası kullanın

Fırındaki çatlakları temizlemek için ince kıllı sert diş fırçası kullanın. Biraz esnek saplı bir fırça baskı uygulamanıza da yardımcı olacaktır. Bunun yanında döner başlıklı ucuz bir elektrikli diş fırçası daha da etkili olabilir.

Fırın raflarını da yıkayın

Fırının kendisini temizlerken yan duvarlardaki rafları da iyice temizlemelisiniz. Büyük bir bulaşık makineniz yoksa, rafların temizliğini küvetinizde yapabilirsiniz. Küvetin altına bir havlu yerleştirin, ardından kabartma tozu ve sirke (veya bulaşık deterjanı) karışımını dökün, rafların üstünü örtecek kadar sıcak su ekleyin. Fırınla işiniz bitene kadar rafları bu suyun içinde bekletin, ardından temiz bir bezle silin. İşiniz bittiğinde, temiz suda durulayın.

Bulaşık makinesi tabletini deneyin

Bulaşık makinenizde kullandığınız tabletlerde güçlü temizleyiciler ve yağ çözücüler bulunur, çünkü tabletler bulaşıkları temizlemek için geleneksel ovma ve fiziksel temas uygulamaz. Bunları kullanmanın en basit yolu, bir ucunu nemlendirmek ve inatçı yapışkan lekeler için bir “silgi” olarak kullanmaktır. Ayrıca birini ezip 1-2 bardak sıcak suda çözebilir, daha sonra fırının iç kısmını yıkamak için bunu kullanabilirsiniz. Elle yıkarsanız eldiven giyin, çünkü tabletin cildinizi tahriş etme ihtimali var. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Sakız yuttuğumuzda vücudumuzda neler olur?

Çocukluğunuzda sakız yutarsanız midenizde 7 yıl kalacağı ya da karpuz çekirdeği yutarsanız da midenizde karpuz yetişeceği söylenirdi. Peki bunlar mümkün mü?

İnsan vücudu olağanüstü bir mucizedir. Vücudunuzun sadece 60 saniye içerisinde milyonlarca kan hücresi üretebildiğini unutmayın. Aynı şekilde bilimsel açıdan karpuz çekirdeği yutunca midenizde karpuz yetişeceği ne kadar doğruysa sakızın midenizde 7 yıl kalması da o kadar doğrudur. Reader’s Digest isimli dergide yayınlanan habere göre, sakızı yuttuğunuzda olacakların arkasındaki gerçek ise şöyle:

VÜCUDUNUZ SAKIZI SİNDİREBİLİR Mİ?

Sakız, sakız bazı ile aromalar, tatlandırıcılar ve koruyucular gibi çeşitli parçalardan oluşur. İnsan vücudu sakız bazını sindiremez, ancak sakızın tadını daha çekici hale getiren tüm katkı maddelerini sindirebilir.

Fakat bu durum sakız bazının yıllarca vücudunuzda kalacağı anlamına gelmez. Sadece sakız yutmak mide veya sindirim sorunlarına yol açabilir. Vücut, ihtiyaç duymadığı besleyici olmayan şeylerden kurtulmak için iyi bir iş çıkarır. Vücudunuz sindirilemeyen sakız gibi malzemeleri hareket ettirir.

Sakız uzun süre midenizde kalmasa da nadiren vücudunuzda bir haftadan fazla kalır. Ohio Eyalet Üniversitesi’ne göre, mide düzenli olarak içeriğini ince bağırsağa boşaltır, bu nedenle sakızı yutarsanız, bağırsağınıza ve sonunda da dışkınıza geçecektir.

SAKIZ YUTMAK TEHLİKELİ Mİ?

Sakız çiğnemenin faydaları olsa da sakız yutmanın sağlığınıza zarar verebileceğini gösteren çok fazla araştırma yok. Nadir durumlarda, tek seferde fazla sayıda sakız veya kısa sürede çok sayıda sakız yutarsanız, sindirim yolunuzda tıkanma yaşayabilirsiniz.

Chicago Üniversitesi’nde gastroenterolog ve yetişkin beslenmesi bölümünde yardımcı direktör olan Edwin McDonald, sakızın tekrar tekrar yutulmasının potansiyel olarak bağırsak tıkanıklığına yol açabilecek sindirilemeyen malzeme kütlesine yol açabileceğini belirtti. Özellikle çocuklar sakız yutmamalı ve bu durumu anlayamayan küçük yaştaki çocuklara sakız verilmemeli. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Salata yaparken yeşillikleri doğru yıkıyor musunuz?

Salatada kullandığınız yeşillikleri doğru şekilde yıkamak sağlığınız için çok önemli. Siz yeşillikleri akan musluğun altında mı yıkıyorsunuz yoksa kasede mi yıkıyorsunuz? 

Marul, salatalık, domates, nane, havuç, soğan gibi bol sebzeyle hazırlanmış bir tabak salata sofraların vazgeçilmez vitamin deposudur. Ancak salatada kullandığınız yeşillikleri doğru şekilde yıkamasanız ağzınıza kum hışırtısı gelir. Eğer salatadaki yeşillikleri musluğun altıda yıkıyorsanız yanlış yapıyorsunuz.

Bol vitaminli salata hazırlamak için yeşillikleri ne zaman, nerede ve nasıl yıkayacağınızla ilgili çeşitli kurallara uymalısınız. Reader’s Digest’ta yer alan habere göre, işte kumsuz ve sağlıklı salata hazırlamanın yolları:

YEŞİLLİKLERİ NE ZAMAN YIKAMALISINIZ?

Pazardan ya da marketten gelir gelmez yeşilliklerinizi yıkayabilir ya da yemeği hazırlamadan önce yıkamak için bekletebilirsiniz. Bunun tek bir cevabı yok, bu nedenle kişisel tercihinize göre davranabilirsiniz.

ÖNCEDEN YIKANMIŞ MARULLARI YIKAMALI MIYIM?

Muhtemelen önceden yıkanmış marulları da yıkamalısınız. Ambalajın üzerinde ne iddia edilirse edilsin, önceden yıkanmış marullar düşündüğünüz kadar temiz olmayabilir. İçerisinde kimyasallar ya da zararlı bakteriler olabilir.

MARULU NASIL YIKAMALISINIZ?

Öncelikle büyük, temiz bir kaseyi soğuk suyla doldurun. Sonra marulları tek tek ayırıp suyun içine batırın. Elinizle girdap oluşturup iyice çalkalayıp yıkayın. Böylece su yaprakların üzerindeki küçük köşelere ve kesiklere kadar girer.

Suyu değiştirip yeşillikleri en az 10 dakika suda bekletin. Suda kaldıkça, kir ve kumlar kasenin dibine iner. 10 dakika sonra yeşillikleri sudan çıkarın ve fazla suyunu akıtmak için hafifçe sallayın. Ardından, yeşilliklerinizi aşırı doldurmadan bir salata kurutucusuna yerleştirin ve kurutun.

Salata kurutucunuz yoksa yeşillikleri temiz bir mutfak havlusuna sarın daha sonra bunu market poşetine yerleştirin. Poşeti bağlayın ve poşeti kuvvetlice çevirin. Böylece, suyun yapraklardan kaymasını ve havluların içine çekilmesini sağlayacaksınız.

MARUL BUZDOLABINDA NE KADAR DAYANIR?

Doğranmış marul doğru bir şekilde saklandığında en fazla 3-4 gün dayanırken yapraklarına ayırmadığınız bütün marul buzdolabında bir ila üç hafta kadar dayanabilir. Sadece kullanacağınız kadar marulu yıkamalı ve hazırlamalısınız. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Mandalların bilmediğiniz sıradışı kullanım alanları!

Çamaşırlarınızı asarken kullandığınız mandalları evinizde birçok farklı alanda sıradışı amaçlar için değerlendirebilirsiniz.

Son zamanlarda özellikle büyük şehirlerdeki birçok evde kurutma makinesi bulunsa da mandallar asla vazgeçemeyeceğiniz alışkanlığınız olmaya aday. Ehow isimli internet sitesinde yer lan habere göre, mandalları çivi çakmaktan mum yakmaya kadar birçok iş için kullanabilirsiniz. İşte mandalların sıradışı kullanımları:

Kibrit tutarken eliniz yanmaz

Doğum günü pastasını yakarken ya da romantik bir masa hazırladığınızda mumları yakarken kibrit kullanınca elinizi yakma ihtimaliniz yüksektir. Ancak kibritleri mandalla tutarsanız parmağınızın yanmasını önlersiniz.

Çivi çakarken parmağınızı korur

En basit ev işlerinden biri gibi görünse de çivi çakarken çekiç birçok kez parmağımıza gelmiştir. Çiviyi parmaklarınızın arasında tutmak yerine mandalla tutarsanız çekici parmağınıza vurup yaralamazsınız.

Pantolon askısı yapın

Pantolon askınız yoksa bu küçük ipucu sayesinde almanız da gerekmiyor. Standart bir tel askıya pantolonunuzu astıktan sonra pantolonun bacak kısmını katlayıp mandalla tutturabilirsiniz.

Çivi yerine kullanın

Kiralık bir evde yaşıyorsunuz ve evde çivi çakmanız ya da kanca asmanız yasaksa mandal her zaman kolay ve hızlı bir çözüm sunar. Perde, perde çubukları, avizeler veya abajurlar gibi yüzeylere süleme için kullancağınız ışıkları asabilirsiniz.

Fotoğraflarınızı güvenle asın

Çektiğiniz fotoğrafları albüme koymaya kıyamıyorsanız bir ipe mandalla asarak hem fotoğraflara zarar vermez hem de şık bir görünüm oluşturursunuz. Ayrıca baskı ya da küçük sanat parçalarını da sergileyebilirsiniz.

Donmuş gıda poşetlerini kapatın

Genellikle birkaç öğünlük olarak büyük poşetlerde hazırlanan donmuş gıdalar bütçeniz için iyi olsa da dondurucu paketinin ağzını kapatmak çok zordur. Bu durumda poşetin içindeki havayı elinizle sıkarak aldıktan sonra torbaya bir manda takın. Böylece gıdayı saklamanız kolaylaşır.

Boya fırçası yapın

Farklı tür ve boyutlarda olan kıllı boya fırçaları yerine mandalın ucuna tutturacağınız küçük süngerlerle boyama yapabilirsiniz. Bunlar, özellikle küçük alanlar ile daha büyük bir fırçanın sorunlu olacağı hassas bölümlerde uygundur. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Salgın döneminde şok diyetleri asla denemeyin!

Koronavirüs salgını nedeniyle aldığımız kiloları nasıl vereceğiniz konusunda asla hızlı zayıflatan şok diyetleri tercih etmeyin, sağlığınızdan olursunuz.

COVID-19 salgını nedeniyle yaşadığımız karantina döneminde stres ya da can sıkıntısı nedeniyle yemeye ağırlık verince birçoğumuz kilo aldı. Sosyal medyada yer alan şok diyetler, sadece sıvı ya da tek tip gıda tüketimiyle yapılan diyetler sağlığınızı ciddi şekilde bozabilir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, koronavirüs salgınında şok diyetlerin akıldan bile geçirilmemesi gerektiğini belirterek bu diyetlerin yol açtığı sağlık sorunlarını anlattı:

KAS KAYBINIZ ARTAR

Gerekli enerjiyi besinlerden almadığınızda, vücudunuz enerji üretimi için kaslardaki proteinleri parçalar. Hızlı kilo verdiğinizde, yavaş yavaş verdiğinizden 3 kat daha fazla kas kaybedersiniz.

KALPTE RİTİM BOZUKLUĞU OLABİLİR

Hızlı kilo verince kalp kaslarınız yıpranıp azalabilir. Ayrıca aşırı düşük kalorili diyetler sıvı ile birlikte sodyum ve potasyum gibi mineral kayıplarına yol açarak ritim bozukluğuna da neden olabilir.

METABOLİZMANIZ YAVAŞLAR

Düşük kalorili diyetlerden dolayı azalan kaslar sonucunda vücudun metabolik hızı otomatik olarak düşer. Zamanla metabolizmanız kilo vermeyi bırakacak kadar yavaşlar. Bu durumda diyeti bırakınca verdiğiniz kiloları fazlasıyla geri alırsınız.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİZ ZAYIFLAYABİLİR

Tek tip gıdalar içeren ya da düşük kalorili diyetlerde, beslenmenizden yağları veya karbonhidratları çıkardığınızda vitamin veya mineralleri yeterli miktarda alamazsınız. Özellikle A, D, E ve K gibi yağda çözünen vitaminlerin eksikliğinde, bağışıklık sisteminizin zayıflar ve hastalıklara yakalanma riskiniz artar.

BAĞIRSAK HAREKETLERİNİZ BOZULUR

Beslenmenizdeki yetersiz posa tüketimi bağırsak hareketlerinizi yavaşlatarak kabızlığa neden olabilir. Ayrıca bağırsak florası için gerekli olan probiyotik veya prebiyotik gıda tüketimi şok diyetlerle sağlanmayınca bağırsak florası bozulabilir ve bundan dolayı bazen ishal, bazen kabızlık gibi düzensiz bağırsak hareketleri görülebilir.

DEPRESYON RİSKİNİZ ARTAR

Yeterli karbonhidrat tüketimi olmayınca, stres hormonu seviyesi artar ve vücut strese karşı daha duyarlı hale gelir. Bunun sonucunda depresyon riskiniz yükselir. Ayrıca kısıtlı bir diyet sonrası aşırı yeme davranışlarına yatkın hale gelirsiniz.

BAŞINIZ AĞRIYABİLİR

Karbonhidratlar şok diyetlerde sıfıra yakın tüketildiği için enerji üretiminde kullanılması amacıyla vücutta keton cisimcikleri oluşur. Bu moleküller beyin bariyerinden geçerken baş ağrısına yol açabilir.

KENDİNİZİ HALSİZ HİSSEDERSİNİZ

Enerji döngüsünde kullanılan vitamin ve minerallerin (B vitaminleri, demir gibi) eksikliği sonucunda halsizlik ve yorgunluk gibi sorunlar da oluşabilir.

İNSÜLİN DİRENCİNİZ ARTABİLİR

Şok diyetlerle düzensiz olarak zayıfladığınızda verdiğiniz kiloyu fazlasıyla geri alırsınız. Bu durum pankreasın normal çalışma düzenini bozar, insülin hormonunun salınımında veya hücrelerde insülin hormonuna karşı duyarlılıkta azalmalara neden olur. Buna ‘insülin direnci’ denir. Metabolizmanızda insülin direnci gelişince ise kilo vermeniz zorlaşır.

SAFRA KESESİNDE TAŞ OLUŞABİLİR

Hızlı ve sağlıksız kilo kaybı safra taşının oluşma riskini de önemli ölçüde artırabilir. Yapılan çalışmalara göre; kalorisi çok düşük olan (800kcal veya daha az) diyetleri uygulayan kişilerin yüzde 25’inde safra taşı gelişiyor.

CİLDİNİZ KURUYUP SARKABİLİR

Diyetler nedeniyle oluşan vitamin ve mineral eksikliğinde ciltte kuruma ile akne gibi problemler oluşabilir. Ayrıca hızlı kilo kaybı sonucu ciltte sarkmalar ve aynı hızla alınan kilolar nedeniyle çatlaklar gelişebilir.

SAÇLARINIZ DÖKÜLEBİLİR

Aynı şekilde düşük kalorili şok diyetlerden kaynaklı vitamin ve mineral eksiklikleri saçlarınıza da yansır. Saçlarınız cansız görünür ve dökülmeye başlar.

Kategoriler
Aktüel

Dünyanın bilinmeyen en küçük kahramanı: Plankton

Gözle görmekte bile zorlandığınız plankton, dünyadaki oksijenin yüzde 70’ini üretirken arabalarımızı çalıştıran ve evlerimizi ısıtan yakıtı da bize sağlar.

Dünyanın bilinmeyen kahramanlarından biri olan tek hücreli alg türü Planktonlar, besin zinciri için çok önemli bir yere sahiptir. HowStuffWorks’te yer alan habere göre, insan saçından daha büyük olmayan bu organizmalar, okyanusun güneşli, üst kısımlarında yüzerler. İki ana plankton türü fitoplankton ve zooplankton birbirini destekler.

Milyonlarcasının bir damla suya sığabileceği kadar küçük bir organizma olan fitoplankton, fotosentez yoluyla kendi enerjisini üretir. Gezegendeki tüm fotosentezlerin neredeyse yarısını oluşturur. Zooplankton (küçük ve kabuklu hayvanlar) ile diğer küçük balıklar ve deniz canlıları, fitoplanktonları yedikten sonra daha büyük balıklar için yem haline gelir ve böylece besin zincirindeki görevlerini yerine getirir.

OKSİJENİN YÜZDE 70’İNİ ÜRETİR

Fitoplanktonlar, yosun ve alg planktonu gibi deniz bitkileri dünyanın oksijeninin yüzde 70’ini üretir. Aslında, bir tür fitoplankton olan Proklorokok, bir insanın aldığı her beş nefesten biri için oksijen üretir.

Fitoplankton sadece oksijen üretmeye yardımcı olmakla kalmaz, atmosferden karbon alıp okyanusun derinliklerinde saklar ve sonuçta iklim değişikliğini engellemeye yardımcı olur. Bu, ağaçların karbonu yapraklarda depolamak için kullandığı sürece benzer.

OTOMOBİLLER İÇİN YAKIT ÜRETİR

Her gün kullandığımız otomobillerimiz için üretilen petrolün de küçük süper kahramanı planktondur. Plankton öldüğünde, okyanusun dibine batar. Burada, döküntüler üstlerine yerleşir ve kimyasal reaksiyonlar, tüm malzemeleri petrolün ana bileşenlerinden biri olan siyah mumsu kerojen ve bitüm haline dönüştürür. Kerojen ısındıkça daha fazla değişikliğe uğrar ve ham petrol oluşur veya daha da çok ısınırsa doğal gaz olarak ortaya çıkar. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Kanınız pıhtılaşmıyorsa K vitamini seviyeniz düşük olabilir!

Gözden kaçan K vitamini eksikliği, hem kanınızın pıhtılaşmasını engeller hem de kemiklerinizi, eklemlerinizi ve kalbinizi olumsuz etkileyebilir.

Vitaminler söz konusu olduğunda, K vitaminini çok fazla duymasak da kanın pıhtılaşmasında ve kemikleriniz ve kalbiniz için önemli bir vitamindir. İki temel K vitamini türü var: K1 vitamini kan pıhtılaşmasında önemli rol oynarken, K2 ise kemik sağlığı, hücre büyümesinin düzenlenmesi ve arterlerin kireçlenmesinin önlenmesi açısından önemlidir.

Nutrients’teki bir araştırmaya göre, yetişkin nüfusun yüzde 31’inde K vitamini yetersizliği var. Bunu önlemek için yapraklı yeşil sebzeler, brokoli, edamame, kabak ve nar suyu da dahil olmak üzere K1 vitamini bakımından zengin gıdalar tüketin. Ayrıca, koyu renkli eti olan tavuk, kaz ciğeri, sığır karaciğeri, tereyağı ve peynir, yumurta sarısı dahil olmak üzere K2 vitamini yüksek gıdaları da beslenmenize ekleyin.

İşte Healthy isimli sitede yer alan habere göre, işte K vitamini eksikliğinin gözden kaçan belirtileri:

KANIN PIHTILAŞMAMASI

Florida Üniversitesi’nin bir raporuna göre, yaralarınız hızlı bir şekilde pıhtılaşmadığında, tehlikeli miktarda kan kaybedebilirsiniz ve yaralanmalardan dolayı ölüm riskiniz artar. K vitamini seviyeniz düşükse kanınız pıhtılaşmaz.

KEMİK GÜCÜ KAYBI

K vitamini kemik sağlığında rol oynadığından bazı araştırmalar, yeterli K vitamini alınması durumunda kemik mineral yoğunluğunun daha fazla olduğunu ve kalça kırığı riskinin daha düşük olduğunu gösterdi.

KALP SORUNLARI

K vitamini seviyesinin düşük olduğunda, kalsiyumun kemikler yerine atar damarlarda birikebileceğini söyleyen diyetisyen Erica Julson, bu durumun koroner kalp hastalığı için bir risk faktörü olduğunu belirtti.

EKLEM İLTİHABI

K vitamini seviyeniz çok düştüğünde kemik ve kıkırdaklarınız ihtiyacı olan tüm mineralleri alamayabilir. Bu da önlem alınmazsa halk arasındaki adıyla kireçlenmeye yol açar. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Sınav kaygısında aileler ne yapmalı?

Koronavirüsle mücadele döneminde ay sonunda yapılacak LGS ya da YKS gibi sınavlara hazırlanan gençler, daha fazla stres, kaygı ve endişe yaşıyor. Bu aşamada ailelere büyük görev düşüyor.

Bazı öğrenciler sınavda rahat ve başarılı olurken sınavın tehlikeli bir durum olduğunu düşünen öğrenciler sınav öncesinde ve sınavda kaygı yaşar ve başarısız olurlar. Olumlu geri bildirimlerin kaygı ile baş etmeden çok önemli olduğunu söyleyen Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Seher Akbaş sınava girecek gençlerin ailelerine önemli tavsiyelerde bulundu.

KAYGILI ÖĞRENCİ BAŞARISIZ OLUR

Öğrenciler sınavdan önce, sınav esnasında ve sınavdan sonra kaygı yaşayabilir. Sınav kaygısı durumunda strese yol açan sınavın kendisi değil, sınavın öğrenci tarafından algılanış biçimidir. Bundan dolayı bazı öğrenciler sınavlarda rahat ve başarılıyken bazıları ise kaygılı ve başarısız olur.  Zihnin sürekli sınav anında ve sonrasında olabileceklerle meşgul olması ve bu konuda endişe oluşması, sınav kaygısına neden olur.

SINAV KAYGISININ NEDENLERİ

  • Mükemmeliyetçi kişilik yapısı
  • Yüksek beklenti düzeyi
  • Kötü çalışma alışkanlığı
  • Görev ve sorumlulukları erteleme
  • Başarısız olma ve değerlendirilme korkusu
  • Yorgunluk, uykusuzluk ve yanlış beslenme
  • Her durumu felaketmiş gibi algılama

SINAV KAYGISINDA AİLELERE DÜŞEN GÖREVLER

Ailenin kendi beklentileriyle çocuğun kapasitesi-sınırları arasında gerçekçi bir denge kurulmalı. aileler çocuğa “Bu kadar çalışmayla kazanamazsın”, “Az bir zaman kaldı, bizi mahcup etme” gibi kaygıyı arttırıcı söylemlerde bulunmamalı. Çocuk sınala ilgili konuştuğunda yorum yapmadan, onu anlayarak, empati göstererek dinlenmelidir.

Devamlı “Çalış, çalışmıyorsun!” demek yerine, “Nasıl gidiyor? Neler yaptın? Birlikte göz gezdirelim ister misin? Bizden istediğin bir şey var mı?” şeklindeki bir yaklaşım benimsenmeli. Çocuğa olumlu geri bildirimlerle yaklaşılmalı. asla çocuğunuzu çevresiyle, arkadaşlarıyla ya da kardeşleriyle kıyaslamayın.

çocuğun hoşlandığı etkinlikleri yapması sağlayın. Çocuğa sınavın sadece bir fırsat olduğu, yaşamda başka fırsatların da olduğunu anlatın. Huzurlu bir aile ortamı sunun. Çocuğunuza zaman ayırın. Çocuğun gösterdiği çabayı takdir edin ve “Sınav sonucun ne olursa olsun yanındayız” mesajı verin.