Kategoriler
Sağlık

Sakız yuttuğumuzda vücudumuzda neler olur?

Çocukluğunuzda sakız yutarsanız midenizde 7 yıl kalacağı ya da karpuz çekirdeği yutarsanız da midenizde karpuz yetişeceği söylenirdi. Peki bunlar mümkün mü?

İnsan vücudu olağanüstü bir mucizedir. Vücudunuzun sadece 60 saniye içerisinde milyonlarca kan hücresi üretebildiğini unutmayın. Aynı şekilde bilimsel açıdan karpuz çekirdeği yutunca midenizde karpuz yetişeceği ne kadar doğruysa sakızın midenizde 7 yıl kalması da o kadar doğrudur. Reader’s Digest isimli dergide yayınlanan habere göre, sakızı yuttuğunuzda olacakların arkasındaki gerçek ise şöyle:

VÜCUDUNUZ SAKIZI SİNDİREBİLİR Mİ?

Sakız, sakız bazı ile aromalar, tatlandırıcılar ve koruyucular gibi çeşitli parçalardan oluşur. İnsan vücudu sakız bazını sindiremez, ancak sakızın tadını daha çekici hale getiren tüm katkı maddelerini sindirebilir.

Fakat bu durum sakız bazının yıllarca vücudunuzda kalacağı anlamına gelmez. Sadece sakız yutmak mide veya sindirim sorunlarına yol açabilir. Vücut, ihtiyaç duymadığı besleyici olmayan şeylerden kurtulmak için iyi bir iş çıkarır. Vücudunuz sindirilemeyen sakız gibi malzemeleri hareket ettirir.

Sakız uzun süre midenizde kalmasa da nadiren vücudunuzda bir haftadan fazla kalır. Ohio Eyalet Üniversitesi’ne göre, mide düzenli olarak içeriğini ince bağırsağa boşaltır, bu nedenle sakızı yutarsanız, bağırsağınıza ve sonunda da dışkınıza geçecektir.

SAKIZ YUTMAK TEHLİKELİ Mİ?

Sakız çiğnemenin faydaları olsa da sakız yutmanın sağlığınıza zarar verebileceğini gösteren çok fazla araştırma yok. Nadir durumlarda, tek seferde fazla sayıda sakız veya kısa sürede çok sayıda sakız yutarsanız, sindirim yolunuzda tıkanma yaşayabilirsiniz.

Chicago Üniversitesi’nde gastroenterolog ve yetişkin beslenmesi bölümünde yardımcı direktör olan Edwin McDonald, sakızın tekrar tekrar yutulmasının potansiyel olarak bağırsak tıkanıklığına yol açabilecek sindirilemeyen malzeme kütlesine yol açabileceğini belirtti. Özellikle çocuklar sakız yutmamalı ve bu durumu anlayamayan küçük yaştaki çocuklara sakız verilmemeli. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Salgın döneminde şok diyetleri asla denemeyin!

Koronavirüs salgını nedeniyle aldığımız kiloları nasıl vereceğiniz konusunda asla hızlı zayıflatan şok diyetleri tercih etmeyin, sağlığınızdan olursunuz.

COVID-19 salgını nedeniyle yaşadığımız karantina döneminde stres ya da can sıkıntısı nedeniyle yemeye ağırlık verince birçoğumuz kilo aldı. Sosyal medyada yer alan şok diyetler, sadece sıvı ya da tek tip gıda tüketimiyle yapılan diyetler sağlığınızı ciddi şekilde bozabilir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, koronavirüs salgınında şok diyetlerin akıldan bile geçirilmemesi gerektiğini belirterek bu diyetlerin yol açtığı sağlık sorunlarını anlattı:

KAS KAYBINIZ ARTAR

Gerekli enerjiyi besinlerden almadığınızda, vücudunuz enerji üretimi için kaslardaki proteinleri parçalar. Hızlı kilo verdiğinizde, yavaş yavaş verdiğinizden 3 kat daha fazla kas kaybedersiniz.

KALPTE RİTİM BOZUKLUĞU OLABİLİR

Hızlı kilo verince kalp kaslarınız yıpranıp azalabilir. Ayrıca aşırı düşük kalorili diyetler sıvı ile birlikte sodyum ve potasyum gibi mineral kayıplarına yol açarak ritim bozukluğuna da neden olabilir.

METABOLİZMANIZ YAVAŞLAR

Düşük kalorili diyetlerden dolayı azalan kaslar sonucunda vücudun metabolik hızı otomatik olarak düşer. Zamanla metabolizmanız kilo vermeyi bırakacak kadar yavaşlar. Bu durumda diyeti bırakınca verdiğiniz kiloları fazlasıyla geri alırsınız.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİZ ZAYIFLAYABİLİR

Tek tip gıdalar içeren ya da düşük kalorili diyetlerde, beslenmenizden yağları veya karbonhidratları çıkardığınızda vitamin veya mineralleri yeterli miktarda alamazsınız. Özellikle A, D, E ve K gibi yağda çözünen vitaminlerin eksikliğinde, bağışıklık sisteminizin zayıflar ve hastalıklara yakalanma riskiniz artar.

BAĞIRSAK HAREKETLERİNİZ BOZULUR

Beslenmenizdeki yetersiz posa tüketimi bağırsak hareketlerinizi yavaşlatarak kabızlığa neden olabilir. Ayrıca bağırsak florası için gerekli olan probiyotik veya prebiyotik gıda tüketimi şok diyetlerle sağlanmayınca bağırsak florası bozulabilir ve bundan dolayı bazen ishal, bazen kabızlık gibi düzensiz bağırsak hareketleri görülebilir.

DEPRESYON RİSKİNİZ ARTAR

Yeterli karbonhidrat tüketimi olmayınca, stres hormonu seviyesi artar ve vücut strese karşı daha duyarlı hale gelir. Bunun sonucunda depresyon riskiniz yükselir. Ayrıca kısıtlı bir diyet sonrası aşırı yeme davranışlarına yatkın hale gelirsiniz.

BAŞINIZ AĞRIYABİLİR

Karbonhidratlar şok diyetlerde sıfıra yakın tüketildiği için enerji üretiminde kullanılması amacıyla vücutta keton cisimcikleri oluşur. Bu moleküller beyin bariyerinden geçerken baş ağrısına yol açabilir.

KENDİNİZİ HALSİZ HİSSEDERSİNİZ

Enerji döngüsünde kullanılan vitamin ve minerallerin (B vitaminleri, demir gibi) eksikliği sonucunda halsizlik ve yorgunluk gibi sorunlar da oluşabilir.

İNSÜLİN DİRENCİNİZ ARTABİLİR

Şok diyetlerle düzensiz olarak zayıfladığınızda verdiğiniz kiloyu fazlasıyla geri alırsınız. Bu durum pankreasın normal çalışma düzenini bozar, insülin hormonunun salınımında veya hücrelerde insülin hormonuna karşı duyarlılıkta azalmalara neden olur. Buna ‘insülin direnci’ denir. Metabolizmanızda insülin direnci gelişince ise kilo vermeniz zorlaşır.

SAFRA KESESİNDE TAŞ OLUŞABİLİR

Hızlı ve sağlıksız kilo kaybı safra taşının oluşma riskini de önemli ölçüde artırabilir. Yapılan çalışmalara göre; kalorisi çok düşük olan (800kcal veya daha az) diyetleri uygulayan kişilerin yüzde 25’inde safra taşı gelişiyor.

CİLDİNİZ KURUYUP SARKABİLİR

Diyetler nedeniyle oluşan vitamin ve mineral eksikliğinde ciltte kuruma ile akne gibi problemler oluşabilir. Ayrıca hızlı kilo kaybı sonucu ciltte sarkmalar ve aynı hızla alınan kilolar nedeniyle çatlaklar gelişebilir.

SAÇLARINIZ DÖKÜLEBİLİR

Aynı şekilde düşük kalorili şok diyetlerden kaynaklı vitamin ve mineral eksiklikleri saçlarınıza da yansır. Saçlarınız cansız görünür ve dökülmeye başlar.

Kategoriler
Sağlık

Kanınız pıhtılaşmıyorsa K vitamini seviyeniz düşük olabilir!

Gözden kaçan K vitamini eksikliği, hem kanınızın pıhtılaşmasını engeller hem de kemiklerinizi, eklemlerinizi ve kalbinizi olumsuz etkileyebilir.

Vitaminler söz konusu olduğunda, K vitaminini çok fazla duymasak da kanın pıhtılaşmasında ve kemikleriniz ve kalbiniz için önemli bir vitamindir. İki temel K vitamini türü var: K1 vitamini kan pıhtılaşmasında önemli rol oynarken, K2 ise kemik sağlığı, hücre büyümesinin düzenlenmesi ve arterlerin kireçlenmesinin önlenmesi açısından önemlidir.

Nutrients’teki bir araştırmaya göre, yetişkin nüfusun yüzde 31’inde K vitamini yetersizliği var. Bunu önlemek için yapraklı yeşil sebzeler, brokoli, edamame, kabak ve nar suyu da dahil olmak üzere K1 vitamini bakımından zengin gıdalar tüketin. Ayrıca, koyu renkli eti olan tavuk, kaz ciğeri, sığır karaciğeri, tereyağı ve peynir, yumurta sarısı dahil olmak üzere K2 vitamini yüksek gıdaları da beslenmenize ekleyin.

İşte Healthy isimli sitede yer alan habere göre, işte K vitamini eksikliğinin gözden kaçan belirtileri:

KANIN PIHTILAŞMAMASI

Florida Üniversitesi’nin bir raporuna göre, yaralarınız hızlı bir şekilde pıhtılaşmadığında, tehlikeli miktarda kan kaybedebilirsiniz ve yaralanmalardan dolayı ölüm riskiniz artar. K vitamini seviyeniz düşükse kanınız pıhtılaşmaz.

KEMİK GÜCÜ KAYBI

K vitamini kemik sağlığında rol oynadığından bazı araştırmalar, yeterli K vitamini alınması durumunda kemik mineral yoğunluğunun daha fazla olduğunu ve kalça kırığı riskinin daha düşük olduğunu gösterdi.

KALP SORUNLARI

K vitamini seviyesinin düşük olduğunda, kalsiyumun kemikler yerine atar damarlarda birikebileceğini söyleyen diyetisyen Erica Julson, bu durumun koroner kalp hastalığı için bir risk faktörü olduğunu belirtti.

EKLEM İLTİHABI

K vitamini seviyeniz çok düştüğünde kemik ve kıkırdaklarınız ihtiyacı olan tüm mineralleri alamayabilir. Bu da önlem alınmazsa halk arasındaki adıyla kireçlenmeye yol açar. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Sürekli stres kansere neden olur mu?

Günlük hayatta karşılaştığımız kısa ya da uzun süreli stresin kansere yol açıp açmadığı hep merak edilmiştir. Bu konuda farklı görüşler olsa da stres birçok sağlık sorununa yol açabilir.

Özellikle bu dönemde Koronavirüs (COVID-19) salgını nedeni ile çoğu insan  geleceğe ait ciddi kaygılar duyuyor. Gerek hastalığa yakalanma korkusu, gerekse normal yaşama ne zaman dönülebileceğinin belirsiz olması, işini kaybetme stresi ve ekonomik kaygıların herkesi etkilediğini söyleyen Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tayfun Hancılar, bilimsel olarak stresin kansere yol açtığını kanıtlayan hiçbir çalışma olmadığını vurguladı.

Stres ne kadar zararlı?

Akut stres: Trafikte yaşanan günlük sorunlar, iş yerinde arkadaşınızla ya da evde eşinizle olan tartışmalar, işle ilgili süreli sorunlar ile kendini gösteren akut stres, hızlı kalp atış hızı, tansiyonda yükselme, hızlı nefes alma, kas gerginliği, artan terleme gibi belirtilere yol açar. Bu tür geçicidir ve herhangi bir hastalığa yol açmaz.

Kronik stres: Uzun süre devam eden stres türüdür. Yaşadığı evde eş ya da ebeveynlerle olan ve tekrarlanan sorunlar, sevmediğiniz bir işte çalışmak, sık sık ekonomik güçlükler yaşamak vs. Bu tarz stres kalp hastalıkları, uyku bozuklukları, hipertansiyon ve en önemlisi vücudun stres anında salgıladığı kortizolün bağışıklık sistemi üzerindeki olumsuz etkileri gibi sorunlara yol açabilir.

Stres ve kanser arasında bir bağ bulunamadı

Uzun süreli stresin, bağışıklık sistemini etkilemesi nedeni ile kansere yol açabileceği, ileri sürülen bir düşüncedir. Meslek hayatımda gördüğüm çok sayıda kanser hastası, hastalıklarını strese bağlamaktadırlar. Ancak yapılan araştırmalar stresin kanserle ilgisini saptayamadı.

Kategoriler
Sağlık

Salgında çocukların aşılarını ihmal etmeyin!

Hayatımızı önemli ölçüde etkileyen Covid-19 salgını döneminde bebeklerin ve çocukların aşıları asla ihmal edilmemeli.

Aşı sayesinde birçok hastalık önlenerek bebek ölümlerinin önüne geçiliyor. Covid-19 salgını sürecinde de aşı önceliği olan 12-18 aylık çocuk grubu uygun şartlar oluşturularak aşılanmasının önemli olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Sokullu, “Dünyada her yıl aşı ile önlenebilecek hastalıklardan, az gelişmiş ülkeler başta olmak üzere yaklaşık 2-3 milyon çocuk hayatını kaybediyor. Düzenli aşılama ile bu ölümlerin 1,5 milyonu önlenebilir” dedi.

Çocukluk çağından başlayan aşı uygulamalarının hem aşılanan çocukları hem de toplumun genel sağlığını garanti altına aldığını vurgulayan Dr. Ayşe Sokullu, hepatit B, hepatit A, difteri, boğmaca, tetanoz, hemophilus influenza, çocuk felci, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, suçiçeği ve verem aşılarının ulusal aşı programında tüm yeni doğanlara ücretsiz uygulandığını belirterek konuyla ilgili şunları anlattı.

Uygun şartlarda aşı yapılmalı

Aralık 2019 itibarıyla tüm dünyada yaşanan Covid-19 salgını kapsamında #evdekal kampanyaları sırasında bile aşı önceliği olan ilk 12-18 aylık çocuk grubunun uygun şartlar oluşturularak aşılanması için çaba gösterilmeli. Aile sağlığı merkezleri gerek özel hastane/muayenehane ortamlarında sağlıklı çocuklar için hijyenik ortamlar sağlanarak ve aileler de kişisel korunma önlemlerini alarak aşılamalar yapılmalı. 18 ay sonrası aşılar için daha esnek davranılabilir, bu dönemde birkaç aylık ötelemelerde sakınca olmaz. Hastane ve sağlık kuruluşuna giderken maske kullanımına ve el temizliğine dikkat edilmeli.

Kategoriler
Sağlık

Kanserin hızlı ve ucuz tedavisi yolda!

Kanseri, kan hastalıklarını ve genetik bozuklukları tedavi etmenin daha hızlı, ucuz ve güvenli yolu bulundu.

Gen tedavisi sayesinde uzmanlar, DNA’yı kök ve bağışıklık hücrelerine ulaştırarak kanser, kan hastalıkları ve genetik bozukluk gibi hastalıkları tedavi edecek. Interesting Engineering’te yer alan habere göre, Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi (UCLA)’nde görevli araştırma ekibi, DNA’yı kök hücrelere ve bağışıklık hücrelerine güvenli, ekonomik ve hızlı bir şekilde ulaştırmanın yolunu bulmaya odaklandı. “Proceedings of the National Academy of Sciences” isimli dergide yayınlanan araştırma, bilim insanlarına kanser, genetik bozukluklar ve kan hastalıkları olan insanlar için gen terapileri üretmeleri için yeni bir araç verecek.

Kanser tedavisi ucuzlayacak

Araştırmanın yazarlarından kimya ve biyokimya profesörü Paul Weiss, gen düzenleme araçlarının verimli, güvenli ve ekonomik bir şekilde hücrelere nasıl dönüştürüleceğini bulmaya çalıştıklarını belirterek şimdiye kadar elde ettikleri sonuçların umut verici olduğunu açıkladı.

Mevcut durumda gen terapileri için kullanılan hücreler, özel laboratuvarlarda aylar süren çalışmalar ve yüksek maliyetler sonucunda oluşuyor. Bu hücrelerden oluşturulan kişiselleştirilmiş tedavi ise tek bir hasta için yüz binlerce dolara mal olabiliyor. Araştırmacılar, bu durumu tersine çevirerek kanser, kan hastalıkları ve genetik bozukluklar gibi hastalıkların tedavi maliyetlerini düşmeye çalışacak. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Dişlerimiz çok yakında kendi kendini tamir edecek!

Dişlerimizdeki hücreler yeni bir dentin tabakası oluşturacağından dişlerimiz kendi kendini tamir edebilecek.

Bilim adamlarının bulduğu yöntem sayesinde çok yakında dişhekimine gitmem gerekiyor demeyeceksiniz. Ingiltere’de bulunan King’s College London (KCL) üniversitesinde görevli bilim adamları, yeni dentin tabakası üreten hücrelerin aktivasyonu yoluyla doğal diş tamirini teşvik eden yöntemi araştırdılar. Journal of Dental Research isimli dergide yayınlanan araştırmaya göre, bulunan yöntem klinik uygulamalarda kullanılabilecek.

Dişlerimizin üç katmanı vardır ve bu katmanların her biri çürüme veya travmadan etkilenebilir. Bu katmanlar mine, dentin (dişin içini koruyan orta bölüm) ve pulpa (diş özü)dır. Önceki araştırmalar, Tideglusib adlı bir ilacın, dişin doğal olarak onarılmasını sağlayan dentin üretimini uyararak iç tabakayı korumaya yardımcı olduğunu göstermişti.

Ekip, onarım alanının orada bulunan pulpa hücreleriyle sınırlı olduğunu ve kemiğinkinden önemli ölçüde farklı olduğunu keşfetti. Dahası, ilacın on kat daha büyük bir dentin hasarı bölgesinde onarımı aktive edebileceğini keşfettiler, aslında insanlarda küçük kesiklerin boyutunu taklit ettiler.

Son birkaç yılda, araştırmacılar yerleşik dişlerin kök hücrelerini aktive ederek doğal diş onarımını uyarabileceğimizi gösterdi. Bu yaklaşımın basit ve uygun maliyetli olduğunu belirten uzmanlar, doğal diş onarımına bir adım daha yaklaştıklarını vurguladılar. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Yeni aşıyla artık bebekler ağlamayacak!

Bilim adamlarının on yıldan uzun süredir geliştirdiği aşı, ağızda eriyeceği için bebekler aşı olurken artık ağlamayacak. 

Geleneksel yaklaşımlardan daha etkili olan yeni aşı sayesinde bebekler ve çocuklar ağlamayacak. Araştırmanın yazarı Maria Croyle, canlı virüsleri ve diğer biyolojik ilaçları, hızla çözülen bir film içinde stabilize etmek için soğutma gerektirmeyen, ağızdan verilebilen yeni bir yöntem geliştirdi.

Filmi yapmak için kullanılan malzemelerin ucuz olduğunu belirten araştırmacılar, süreç nispeten basit olduğundan, aşı kampanyalarının çok daha uygun hale getirilebileceğini belirtti. Araştırma ekibi, bu teknolojiyi 2007 yılında Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin isteği üzerine geliştirmeye başladı.

Yeni aşılama yöntemi çevreyi daha az kirletiyor. Geleneksel aşı kampanyaları sayısız şırınga ve ambalajı geride bırakıyor. Ayrıca aşı buzdolabı yerine oda sıcaklığında saklanabiliyor. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Bu içecekler sandığınızdan daha sağlıklı!

Her gün tükettiğiniz meyve ya da sebze suları sağlığınız için düşündüğünüzden daha faydalı olabilir.

Severek içtiğiniz portakal suyu ya da limonata gibi meyve ve sebze suları beyin fonksiyonlarını iyileştirmekten tutun da kanser riskini azaltıyor. Reader’s Digest’ta yer alan habere göre, işte sağlığınız için sandığınızdan daha faydalı içecekler:

İltihabı önleyen portakal suyu

İltihap önleyici özelliğinin yanı sıra uzun süreli tüketildiğinde kötü kolesterolü de düşüren portakal suyunu kahvaltıda mutlaka tüketmelisiniz. Food & Function isimli dergide 2017 yılında yayınlanan araştırmada da portakal suyunun çok yağlı bir yemekle tüketildiğinde iltihabı önlediği kanıtlandı.

Beyin fonksiyonlarını destekleyen üzüm suyu

Üzüm suyu, beyin fonksiyonlarını destekleyen bir antioksidan olan antosiyaninden bol miktarda içerir. 2017 yılında European Journal of Nutrition dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, yaşlı insanlarda üzüm suyunun hafızayı güçlendiriyor.

Böbrek taşını önleyen limonata

Ulusal Böbrek Vakfı, limonatanın son derece acı veren böbrek taşlarını önlemeye yardımcı olabileceğini açıkladı. Böbrek taşınız varsa, tekrarlama riskini günlük bir bardak limonata ile yüzde 90’a kadar azaltabilirsiniz.

Sindirim sisteminizi koruyan kızılcık suyu

Kızılcık suyunda bulunan fitokimyasalların sindirim sağlığını iyileştirebileceğine dair kanıtlar mevcut. Gıda ve Tarım Bilimleri Dergisi’nde 2018’de yayınlanan çalışmada, midede H. pylori üretiminin engellenmesi sindirim sağlığını artırabileceği belirtildi. Ancak yüzde 100 kızılcık suyu içtiğinizden emin olun.

Kanser riskini azaltan sebze suyu

Likopen içeren domates prostat ve diğer kanserlerin görülme riskini azaltabilir. Fakat domatesten daha sağlıklı olan sebze suyu, vitamin, mineral ve lifler açısından daha zengindir. Tuzu az olan yüzde 100 sebze suyu tüketin.

Sindirime yardımcı erik suyu

antioksidan, potasyum ve lifler açısından zengin olan erik suyu sindirim sisteminizi düzenlemeye yardım eder.

Hastalıklarla savaşan nar suyu

Nar suyu, yeşil çaydan bile daha fazla antioksidan içerir. Bu antioksidanlar serbest radikallerin neden olduğu hasardan hücrelerinizi koruyor. İltihap karşıtı olan nar suyu, kalp hastalığına karşı koruyucudur. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Çocuklarda idrar kaçırma önemsenmeli!

Beş yaşından büyük çocuklarda görülen idrar kaçırma, ciddi bir sağlık sorunu olduğundan en kısa sürede tedavi edilmeli.

Gündüz idrarını kontrol etmeyi öğrenen ve bezden kurtulan çocukların bir bölümü, gece uyku sırasında idrar yapmaya devam eder. Çocuklarda sıkça görülen bir rahatsızlık olan idrar kaçırma hakkında Üroloji Uzmanı Prof. Dr. M. İhsan Karaman önemli açıklamalarda bulundu.

Gece yatak ıslatma, idrarını tutamayıp küçük miktarda kaçırmadan daha çok idrarın tümünü boşaltmaktır. Aile büyükleri ertesi sabah iç çamaşırı, pijama ve çarşaflarını, hatta şiltelerini ıslak bulurlar. İlkokul çağına kadar kısmen hoş görülebilen bu durum, yaş ilerledikçe ailenin olduğu kadar çocuğun kendisi için de önemli bir sorun halini alır.

İdrar kaçırma nedenleri

  • Aile fertlerinde benzer duruma rastlanmış olması
  • İdrar torbasının yeterince büyümemesi,
  • İdrar torbasında normalde olmaması gereken, istemsiz gelişen kasılmalar
  • Uykunun derin olması ve çocuğun mesanesinin dolması nedeniyle beyne giden habere rağmen uyanamaması
  • Gelişmiş insanda gece-gündüz farkının algılanmasıyla oluşan ve otomatik olarak gece böbreklerin idrar oluşturmasını azaltan “Vazopressin” isimli hormonun, bu çocuklarda yeterince ve zamanında salgılanmaması
  • Ailede, ölüm, ayrılık, geçimsizlik, hastalık okul başarısızlığı gibi olayların kaygı yaratması
  • Yeni bir kardeşin doğması

Görülme sıklığı ülkemizde daha yüksek

İdrar kaçırma vakalarının çocukluk çağında görülme sıklığının dünyada yüzde 5 – 22 arasında olduğunu belirten Karaman, ülkemizde bu oranın yüzde 12,4 – 25,5 olduğunu açıkladı.

Öncelikle, tedavi planlanan bir çocukta, bu problemin gerçek nedeninin doğumsal bir yapı bozukluğu olmadığından emin olmak gerekir. Genellikle idrar tahlili ve ultrasonografik incelemeyle idrar iltihabı ve böbrek-idrar torbası yapılarında anatomik bozukluk olmadığı tespit edildikten sonra “Gece İdrar Kaçırma” sorunu tedavi edilmeye çalışılır. Beraberinde gündüz kaçırma şikayeti olan çocuklar ayrı değerlendirmeye tutulurlar.

Tedavi yöntemleri nelerdir?

Alışkanlıkların Değiştirilmesi

Gece yatmadan önce sıvı alımının azaltılması ve idrara çıkılması, ilk akla gelen tavsiyedir. Ayrıca gündüz saatlerinde uzun süreler idrarını tutan çocuklar bu alışkanlıklarından vazgeçirilmeli.

Tuvalete Çıkma Çizelgesi

Küçük çocukları motive etmek ve alt ıslatma istatistiği elde etmek için kullanılır. Bu çizelgede alt ıslatma olmadığı günler çizelge üzerinde birer sembolle (yıldız veya çiçek resmi gibi) aile tarafından işaretlenir. Çocuğun bu günlerde ödüllendirilmesi fayda sağlar.

Alarm Sistemleri

İç çamaşırına ya da yatak çarşafı üzerine konan, ıslanmaya duyarlı bir parçası olan, idrar yapılmaya başladığı an ses uyarısıyla çocuğu uyandıran bu sistemler, ilk günlerde çok yararlı gibi görünmese de, 6-8 haftalık tedaviyle sonuç alınabilmektedir.

İlaç tedavisi

Gece boyunca böbreklerin idrar oluşturma hızını azaltacak ilaçlar kullanılmaktadır. Ana maddesi desmopressin olan ve dil altına konulup hemen eriyen bir tablet şeklinde kullanılan bu ilaç, gece boyunca idrarın daha az salgılanmasını sağlar, mesanenin dolma zamanını uzatır. Çocukların en az %70’inde iyi sonuç verir.