Kategoriler
Sağlık

Dişlerimiz çok yakında kendi kendini tamir edecek!

Dişlerimizdeki hücreler yeni bir dentin tabakası oluşturacağından dişlerimiz kendi kendini tamir edebilecek.

Bilim adamlarının bulduğu yöntem sayesinde çok yakında dişhekimine gitmem gerekiyor demeyeceksiniz. Ingiltere’de bulunan King’s College London (KCL) üniversitesinde görevli bilim adamları, yeni dentin tabakası üreten hücrelerin aktivasyonu yoluyla doğal diş tamirini teşvik eden yöntemi araştırdılar. Journal of Dental Research isimli dergide yayınlanan araştırmaya göre, bulunan yöntem klinik uygulamalarda kullanılabilecek.

Dişlerimizin üç katmanı vardır ve bu katmanların her biri çürüme veya travmadan etkilenebilir. Bu katmanlar mine, dentin (dişin içini koruyan orta bölüm) ve pulpa (diş özü)dır. Önceki araştırmalar, Tideglusib adlı bir ilacın, dişin doğal olarak onarılmasını sağlayan dentin üretimini uyararak iç tabakayı korumaya yardımcı olduğunu göstermişti.

Ekip, onarım alanının orada bulunan pulpa hücreleriyle sınırlı olduğunu ve kemiğinkinden önemli ölçüde farklı olduğunu keşfetti. Dahası, ilacın on kat daha büyük bir dentin hasarı bölgesinde onarımı aktive edebileceğini keşfettiler, aslında insanlarda küçük kesiklerin boyutunu taklit ettiler.

Son birkaç yılda, araştırmacılar yerleşik dişlerin kök hücrelerini aktive ederek doğal diş onarımını uyarabileceğimizi gösterdi. Bu yaklaşımın basit ve uygun maliyetli olduğunu belirten uzmanlar, doğal diş onarımına bir adım daha yaklaştıklarını vurguladılar. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Bebeklerin kalsiyum ihtiyacını karşılayan 4 gıda

Sağlıklı bir bebeğin altın anahtarlarından biri kalsiyum. Yeterli miktarda kalsiyum alındığında kemik ve diş gelişimi en iyi şekilde tamamlanır, sinir sistemi desteklenir ve bebeklerin kalbi de sağlıklı olur. Bundan dolayı 6-12 aylık bebeklerin günde 260 mg kalsiyum alması şart.

Özellikle bebeklerin altıncı aydan itibaren ek gıdaya geçiş sürecinde anne sütünün yanı sıra bu kalsiyum miktarına en sağlıklı yollardan ulaşması için gereken önlemleri almalısınız. Bebeklerin doğru miktarda kalsiyum alması için hangi besinlerin ne kadar kalsiyum içerdiğini bilmelisiniz. İşte bebeğinizin kalsiyum ihtiyacını karşılayan 4 sağlıklı gıda:

Sert peynir, doğal yoğurt ve ayran

Bugüne kadar peynirlerin kalsiyum açısından oldukça zengin olduğunu herkes duymuştur. Ancak özellikle parmesan ve Edirne, Kars gravyeri gibi sert peynirlerin içerisindeki yüksek miktardaki kalsiyum nedeniyle bunları rendeleyerek bebeklerin yemeklere eklemelisiniz. Aynı şekilde evde mayaladığınız yoğurt ve ayranda da kalsiyum oranı oldukça yüksektir. Ayrıca bu gıdaların güçlü birer probiyotik, protein, vitamin ve mineral kaynağı olduğunu unutmayın.

İlikli kemik suyu

İçerdiği kalsiyum miktarıyla kemik gelişimine iyi gelen besinler içinde en önemlisi olan kemik suyunun içinde magnezyum, A ve K vitaminleri bulunuyor. Bebeklerin bağışıklık sistemini güçlendiren, sindirime iyi gelen ve uykuyu düzenleyen ilikli kemik suyunu altıncı aydan itibaren bebeğinize güvenle verebilir; sebze pürelerinin içine de ekleyebilirsiniz.

Bezelye ve fasulyeler

Kaliteli antioksidanlarla bağışıklık sistemini destekleyen bezelye, sadece kalsiyum açısından değil demir, çinko ve bakır açısından da zengin. Özellikle sebze karışımlarında tercih etmek için bebeklerin damak zevkine de uygun olduğundan; sıkça tercih edilebilir. Aynı şekide fasulyelerin her çeşidinde de kalsiyumu oranı yüksek.

İncir

Kalsiyum açısından en zengin meyvelerden biri incir, güçlü bir amino asittir ve uykuyu da destekliyor. Özellikle kış aylarında vücut direncini artırır ve pek çok sağlık sorununun önüne geçebilir. Bebeğinize kuru incir vermeden önce mutlaka suda ıslatıp yumuşatmalı ve kurtlu olup olmadığını çok iyi kontrol etmelisiniz.

Kategoriler
Sağlık

Çocukların diş sağlığıyla ilgili doğru bilinen yanlışlar!

Süt dişleri nasıl olsa dökülecek, tedavi edilmelerine gerek yok… Çocuğum şeker, çikolata yemiyor, dişleri çürümez…Dişimdeki çürükler çocuğuma geçmez, dolayısıyla onu istediğim kadar öpebilirim…Çocukların diş sağlıklarıyla ilgili ebeveynlerde yerleşmiş olan bu tür hatalı bilgilerin faturası bazen ağır olabiliyor; örneğin erken diş kaybı, konuşma bozuklukları ve çenede gelişim bozuklukları oluşması gibi!

Bebeklik döneminden itibaren çocukların diş sağlığına özen göstermek çok önemli. Aksi halde gelişen diş çürükleri ve erken diş kaybı gibi nedenlerden dolayı çocukta yetersiz beslenme, estetik kaygılar yüzünden psikolojik sorunlar ve konuşma bozuklukları gibi önemli problemler gelişebiliyor. Parmak emme, biberon, emzik kullanımı, ağız solunumu, atipik yutkunma (dilin yutkunma sırasında alt veya üst ön dişlerin arasına sokulması) gibi alışkanlıklar da tedavi edilmediklerinde çene ile yüz gelişimi olumsuz etkilenebiliyor. Üstelik çocukluk çağında başlayan diş problemleri ihmal edildiklerinde ileriki yaşlarda artarak devam ediyor. İşte bu yüzden çocuğun diş sağlığı için düzenli olarak diş muayenesinden geçmesi ve dişlerin çürümesini önlemek için gerekli tedbirlerin alınması şart. Ancak çocukların diş sağlığıyla ilgili kulaktan kulağa yayılan hatalı bilgiler hem hatalı alışkanlıkların sürdürülmesine hem de diş hekimine geç başvurulmasına yol açarak çocuğun diş sağlığını ciddi boyutlarda tehdit edebiliyor. Acıbadem International Hastanesi Pedodonti Uzmanı Dr. Ceren Güney Tolgay, çocuklarda diş sağlığıyla ilgili doğru sanılan yanlışları anlattı, önemli bilgiler verdi.

Yanlış: Süt dişleri dökülecekleri için tedavi edilmelerine gerek yok

Doğrusu: Süt dişleri çiğneme, konuşma ve estetik fonksiyonlarının yanı sıra düşme zamanına kadar kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için koruyor ve böylece doğal bir “yer tutucu” görevi görüyorlar. Tedavisinde geç kalınan süt dişlerinin düşme zamanından önce kaybedilmesi durumunda, kalıcı dişlerin çıkmasında problemler yaşanabiliyor ve çapraşıklık oluşabiliyor. Erken kaybedilen süt dişleri nedeniyle beslenme ve konuşma bozuklukları görülebiliyor. Bunun yanı sıra süt dişlerindeki çürük kaynaklı ağrı ve şişlik gibi problemler, çocuğun yaşam kalitesi ile okul başarısını olumsuz yönde etkileyebiliyor.

Yanlış: Çocuğum şeker, çikolata yemiyor, dişleri çürümez

Doğrusu: Günlük hayatımızda tükettiğimiz ekmek ile makarna gibi karbonhidrat içeren ve özellikle diş yüzeyine yapışma oranı yüksek olan besinler de diş çürüğü gelişimine sebep olabiliyor. Bu nedenle çocuğunuz şekerli abur cuburları hiç tüketmese bile diş çürüğü açısından risk taşımadığı anlamına gelmiyor.

Yanlış: Bebeğimin süt dişleri henüz tamamlanmadı, fırçalamaya gerek yok

Doğrusu: Bebeklerde ağızda ilk dişin çıkmasıyla birlikte diş çürükleri oluşabiliyor. Hem anne sütü hem de inek sütü, şeker (laktoz) içeriyor. Uyku sırasında ağızda tükürük akışının da azalmasıyla birlikte, gece beslenmesiyle alınan süt ağızda birikerek bakterilerin çoğalması ve diş çürüğü oluşumu için uygun ortam yaratıyor. Pedodonti Uzmanı Dr. Ceren Güney Tolgayerken çocukluk çağı çürükleri ya da diğer adıyla biberon çürüklerinin, bebeklik döneminde özellikle gece beslenmesine bağlı olarak, genellikle üst kesici dişlerde başlayan ve çok hızlı ilerleyen yaygın bir çürük tipini oluşturduğunu belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu nedenle bebeklerde ağızda ilk dişin görülmesiyle birlikte annenin parmağına takılabilen “parmak fırçaları” ya da 0-3 yaş fırçalarıyla dişler temizlenmeye başlanmalı. 3 yaşına kadar flor içermeyen diş macunları diş fırçasına sürüntü şeklinde uygulanarak, 3 yaşından itibaren, çocuğun tükürmeyi de öğrenmesiyle birlikte florlu diş macunlarıyla günde 2 kez fırçalanmalı”

Yanlış: Sallanmaya başlayan süt dişlerine dokunursak kalıcı dişi yamuk çıkar

Doğrusu: Çocuklarda ortalama 6 yaş civarında süt dişlerinin düşerek kalıcı dişlerin çıkmaya başladığı “karışık dişlenme dönemi” oluşuyor. Genellikle ilk olarak alt ön dişlerin sallanmasıyla fark ediliyor. Bu aşamada, çocuğun sallanmaya başlayan dişi yavaş yavaş parmağı ve diliyle oynatarak ve elma, salatalık gibi sert besinleri ısırarak, dişini kendiliğinden düşürmeye çalışılması teşvik edilmeli. Bu fizyolojik bir süreçtir ve sallanan dişe hafifçe dokunmak kalıcı dişe herhangi bir zarar vermiyor. Bazen süt dişi henüz düşmeden, kalıcı diş süt dişinin arkasından çıkmaya başlayabiliyor. Bu durumda süt dişi kendiliğinden düşemeyecek gibiyse, bir diş hekimi tarafından çekilmesi gerekebiliyor.

Yanlış: Çocuklar ilk diş muayenelerine dişi ağrıyınca götürülmeli

Doğrusu: Amerikan Pediatrik Diş Hekimliği Akademisi (AAPD) tarafından ilk diş muayenesinin en geç 1 yaşından itibaren yapılması öneriliyor. Böylece bebeğin diş gelişimi yakından takip edilebiliyor ve ebeveynlerin beslenme ile ağız hijyeni konusunda bilgilendirilmeleri sağlanabiliyor. Pedodonti Uzmanı Dr. Ceren Güney Tolgay 6 ayda bir yapılacak düzenli kontroller sayesinde süt dişlerinde görülen erken çocukluk çağı çürüklerinin önlenebildiğini söylüyor.

Yanlış: Süt dişine kanal tedavisi yapılmaz, kalıcı dişe zarar verir

Doğrusu: Süt dişinin tedavi edilerek ağızda tutulması, hem çiğneme fonksiyonunun devam etmesi hem de ileride o bölgeden çıkacak olan kalıcı dişin yerinin korunması açısından önem taşıyor. Süt dişlerinde oluşan bir çürük kalıcı dişlere göre daha hızlı ilerleyerek dişin sinirlerinin olduğu bölgeye ulaşabiliyor ve ağrı, şişlik gibi sorunların oluşmasına neden olabiliyor. Bu gibi durumlarda dolgu yeterli olmuyor ve dişe kanal tedavisi yapılması gerekiyor. Süt dişine yapılan kanal tedavisi sadece o dişin sinirleri ve köküne yapılan bir tedavi. Kemiğin içinde gelişmekte olan kalıcı diş ile süt dişinin kökleri arasında herhangi bir bağlantı mevcut değil. Bu nedenle kalıcı dişe zarar vermiyor.

Yanlış: Diş çürüğü bulaşıcı değildir

Doğrusu: Diş çürüğü yapan mikroorganizmalar tükürükle bulaşabiliyor. Özellikle anne-baba tarafından bebeğin dudaktan öpülmesi ya da bebeklerini beslerken verilen çatal, kaşık, biberon gibi malzemelerin sıcaklığını kontrol etmek veya kirlenen emzikleri temizlemek gibi nedenlerle kendi ağızlarına sokulması sonucu çürük bakterileri bebeğe geçebiliyor.

Yanlış: Çocuklarda diş ipi kullanmaya gerek yok

Doğrusu: Süt dişleri yapı itibariyle diş aralarında besin birikimine oldukça elverişli oluyor. Çocuklarda diş çürüklerinin sıklıkla “ara yüz bölgesi” denilen dişlerin birbirine komşu olduğu yüzeylerde besin birikimiyle başlıyor ve her iki komşu diş de aynı anda çürüyebiliyor. Pedodonti Uzmanı Dr. Ceren Güney Tolgay bu nedenle çocuklarda da gerekirse ebeveyninin de yardımıyla günde 1 kez diş ipi kullanmanın oldukça önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Kategoriler
Yaşam

Dişlerinizi bir de böyle beyazlatın

Kahve ve sigara sevenlerin dişleri bir süre sonra sararmaya başlar. Ne kadar fırçalarsanız fırçalayın dişlerinizde oluşan sararma ve lekeler yok olmaz. Bunun için ya evde diş beyazlatma yöntemlerini denemeli ya da dişhekimine gitmelisiniz.

Ehow isimli internet sitesinde yer alan habere göre, oksijen, çinko klorür ve kalsiyum klorürle işlenmiş karbon ile dişlerinizi kolayca beyazlatabilirsiniz. Bu karbon hastanelerde zehirlenme tedavisinde kullanılıyor. Dişleri beyazlatmak için aktif karbon kullanımının altında yatan konsept karbonun bağlama yeteneğidir. Aktif karbon, kahve, çay, bitki çayı, yiyecekler ve benzeri maddelerin yol açtığı lekelerde bulunan tanen isimli bileşenleri toplar. Sonuçlarını sadece birkaç hafta içinde alabilirsiniz. Daha iyi ve hızlı sonuç için kahve gibi dişlerinizde lekelenme yapan içecekleri azaltın.

Dişlerinizi evde kolayca beyazlatmak için işte ihtiyacınız olanlar: diş fırçası, eczaneden alabileceğiniz bir kapsül aktif karbon ve ağzınızı durulamak için 1 bardak su. Bu işlemler lavabonuzu kirletebilir, bu nedenle temizlik malzemeleriniz elinizin altında dursun.

Nasıl yapacaksınız? 

1. Öncelikle dişlerinizi normal bir şekilde fırçalayın.

2. Tozun saçılmasını önlemek için diş fırçanızı ıslatın ve temiz bir kağıt havlu parçasının üzerine yerleştirin.

3. Aktif karbon kapsülünü açın ve diş fırçanızın üzerine biraz toz dökün.

4. Dişlerinizi birkaç dakika bu tozla fırçalayın.

5. Ağzınızı bardaktan aldığınız suyla çalkalayın ve kullanmadığınız kaba tükürün, çünkü karbon lavabonuzda leke bırakabilir.

6. Siyah kalıntıların hepsinden kurtulmak için ağzınızı iyice durulayın.

Not

Aktif karbonu kullanmadan önce eğer dişlerinizde kuron ya da köprü gibi materyaller varsa mutlaka doktorunuza danışın. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Diş bakımında en sık yapılan 10 hata

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Yeni bir alışkanlığı öğrenmek yaklaşık üç hafta sürer. Her hafta diş fırçalama rutininize bir değişiklik ekleyin. Ağzınızı eskisinden daha ferah hissedeceksiniz. Ayrıca diş hekiminizi düzenli ziyaret etmek ve bu diş fırçalama hatalarından kaçınmak, dişetinizin uzun süre korunmasını da sağlar.”

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, basit ama aslında sık sık yaptığımız diş bakım hatalarını anlattı…

Diş fırçasını çok uzun süre kullanmak

Sürekli kullanımda (haftada yedi gün boyunca günde iki defa) bir diş fırçasının ortalama ömrü üç aydır. Yaklaşık 200 kullanımdan sonra fırçanızı değiştirmeniz gerekir; çünkü diş fırçasının kılları yıpranır. Kıvrılmış veya kırılmış kıllar dişlerinizi düzgün şekilde temizleyemez. Birkaç ay sonra diş fırçasında bakteri ve gıda parçacıkları birikmeye başlar. Diş fırçanızı üç ayda bir değiştirdiğinizden emin olun.

Dişlerinizi fırçalamaya yeterince zaman ayırmamak

Bir diş fırçalama seansı için önerilen süre iki dakikadır. Ortalama bir kişinin dişlerini fırçalama süresi ise sadece 45 saniyedir. 2 dakikadan kısa fırçalama, diş macunundaki florürün diş minesine ulaşması için yeterli bir zaman değildir. Fırçalama süresi kısaldıkça ağız hijyeni eksik yapılır. Çoğu zaman dişlerin kenarları veya ağzın arkası ihmal edilir. Ben bunun için zamanlayıcılarla birlikte elektronik diş fırçalarını öneriyorum. Zamanlayıcı yoksa bir kronometre, iki dakika süren bir şarkının melodisini veya telefonunuzu kullanın. Dişlerinizi iki dakikadan az fırçalamamak için elinizden geleni yapın.

Dişlerinizi fırçaladıktan sonra ağzı su ile durulamak

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Dişlerinizi fırçaladıktan sonra ağzınızı su ile çalkalamayın” diyor ve nedenini şu sözlerle anlatıyor: “Diş macununu tükürüp atabilirsiniz. Ancak ağzınıza su girdiğinde diş macununuzdaki florürün verimliliğini düşürür. Bazılarınız ağzını arındırmak isteyecektir. Su yerine florür içeren bir gargara veya ağız yıkama suyu kullanın. Ayrıca su içmek veya içecek tüketmek için dişlerinizi fırçaladıktan sonra en az yarım saat bekleyin.”

Diş ipi kullanmamak

Henüz günlük diş ipi kullanmayı alışkanlık haline getiremediyseniz; hemen başlamalısınız. Diş fırçanızın ulaşamadığı dişler arasındaki artıkları çıkarmak için günde en az bir kez diş ipi kullanmak gerekir. Fırçalama ve diş ipi ile çıkartılmayan artıklar dişlerinizde bakteri cenneti oluşturur. Günün sonunda hep diş ipi kullanın.

Dilinizi temizlemiyorsanız…

Dişlerinizi fırçaladıktan sonra ağız kokusunu önlemek için dilinizi mutlaka temizleyin. Dil temizleyicisi kalan bakterileri dilden sıyırır. Dişlerinizi fırçaladıktan sonra dilinizi temizlemek için fırçanızın kıllarını da kullanabilirsiniz. Dişlerinizi her fırçaladığınızda dili temizlemek önemlidir.

Sert diş fırçası kullanmak

“En büyük yanlışlardan bir tanesi de daha iyi temizleyeceğine inanıldığı için sert diş fırçası tercih etmektir” diyen Kökdemir, “Kıllar çok sert ise diş etinize zarar verebilirler. İhtiyacınız olan tek şey, dişlerin arasına sıkışmış yiyecek parçacıklarını çıkarmak için bir fırçadır. Yumuşak veya ekstra yumuşak kıllı diş fırçası kullanın” dedi.

Yanlış teknikle fırçalamak

Dairesel hareketler, dişler arasındaki boşlukların temizlenmesinde daha nazik ve etkilidir. Diş fırçası hem dişler hem de diş etleri ile temas etmelidir. Geniş yan yana hareketler, dişlerinizle diş etleri arasındaki yumuşak doku astarına zarar verebilir. Fırçanızı ön ve alt dişlerin arkasında dikey olarak eğin ve fırçanın sadece ön yarısını kullanarak yumuşak hareketler yapın.

Dişleri yanlış açıyla fırçalama

Fırçanızı daima 45 derecelik bir açıda tutun ve kısa dairesel hareketler yapın. En etkin temizleme açısı budur. Diş fırçasını bu şekilde kullanmak diş eti çizgisinin altında ve üstünde mükemmel temizliği garanti eder. Dişler ve diş etleri arasını temizlemek için kılların orta satırını kullanın. Diş eti çizgisini doğru şekilde temizlemek, renk kaybını ve daha da önemlisi boşlukları ve diş eti hastalıklarını önler.

Dişlerinizi fırçalama rutinini değiştirmemek

Dişlerimizi her gün iki kez fırçaladığımız için sürekli aynı hareketleri yapar, hep aynı alanları fırçalarız. Farklı bir alandan başlayarak ve düzensiz bir desen izleyerek rutininizi değiştirin. Elektrikli bir diş fırçasını kullanmanın avantajı ise, daha az çaba sarf ederek ağzınızda ulaşılması zor yerlere ulaşmanın daha kolay olduğudur.

Dişleri günde dört kez fırçalamak

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Dişlerinizi günde iki defadan fazla fırçalamaya gerek yoktur. Bazı insanlar dişleri günde üç veya dört kez (genellikle her yemekten sonra) fırçalamanın daha uygun olduğunu düşünür. Ben buna katılmıyorum. Günde iki defadan fazla fırçalamak diş ve diş etlerinize zarar verebilir” diyor.

Kategoriler
Sağlık

Yakın zamanda çürük dişler kendini onaracak

Çok yakında dişinizdeki kök hücreleri harekete geçiren bilim adamları sayesinde dişleriniz çürükler kendi kendini onaracak. Bu uygulama ne kadar erken gerçekleşirse çürük dişiniz için ağrı çekmenize gerek kalmayacak.

Londra King’s Koleji’nde yapılan çalışmada, dişteki canlı kök hücreleri harekete geçirerek dişteki çürüklerde kendi kendini tedavi etmesi konusunda yeni bir buluş yapıldı. İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Dt. Sevda Öztürk, “Çalışma mevcut çözünmüş dentin ve mine dokusunu da onarıyor ise o zaman dolgu ihtiyacı ortadan kalkacak demektir” dedi.

Araştırmacılar, dişin kendi kendini tamir etmesini sağlayacak bir yöntem keşfettiğini duyurdu. İngiltere’de Londra King’s Koleji’nde yapılan çalışmada, araştırmacılar dişteki canlı kök hücreleri harekete geçirerek dişteki çürüklerde düzeltme sürecini hızlandırmayı başardı ve dişin kendi kendini tedavi edebilmesini sağladı.

Çok önemli bir buluş!

Konuyla ilgili değerlendirme yapan İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Arş. Gör. Dt. Sevda Öztürk, tüm insanların en önemli sorunlarından biri olan diş çürüklerine yönelik yapılan buluşun çok önemli olduğunu söyledi ve “Çalışma mevcut çözünmüş dentin ve mine dokusunu da onarıyor ise o zaman dolgu ihtiyacı ortadan kalkacak demektir” dedi.

Diş ağrılarında çürükten ziyade, pulpaya ulaşmış çürüklerin ağrı yaptığını belirten Öztürk, bunun da kaçınılmaz olarak tedavi gerektirdiğini ifade etti. Diş çürüğünün esas olarak ağrı yapmadığını ve bizi asıl diş doktoruna götüren ve ağrıya sebep olan şeyin diş çürüğünün pulpaya ulaşmasından kaynaklandığını açıklayan Öztürk, “Çürük pulpaya ulaşıp ağrıya sebep olunca başka bir seçenek kalmaz ve kök kanal tedavisi yapılır. Burada bahsedilen çürük pulpaya ulaşmış olsa bile bu süngerlerden dişin içine konulup yeni dentin yapılarak kök kanal tedavisi yapılmaktan kaçınılabileceği olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan oldukça mantıklı bir tedavi olabileceğini düşünüyorum” diye konuştu.

Araştırma biraz daha geliştirilmeli 

Pulpayı uyararak yeni dentin yapımını sağlamanın oldukça başarılı ve takip edilmesi gereken bir çalışma olduğunu vurgulayan Arş. Gör. Dt. Öztürk, “Kök kanal tedavisine olan ihtiyacı azaltmak diş doktorlarının istediği ve arzuladığı bir durumdur; ancak hali hazırda çözünmüş dentin ve mine dokusunun onarımı için halen diş doktorlarına olan ihtiyaç ortadan kalkmamış gibi duruyor. Eğer bu çalışma mevcut çözünmüş dentin ve mine dokusunu da onarıyor ise o zaman dolgu ihtiyacı ortadan kalkacak demektir. Umarım bu günler de gelir ve toplumun yüzde 95’inin yaşadığı diş çürüğü hastalıkları ortadan kalkar” dedi.

Bu tür bir araştırmanın her ne kadar umut ışığı yaratmış olsa da bir takım soru işaretlerini de barındırdığı yorumlarında bulunan Arş. Gör. Dt. Öztürk, “Diş çürüğünde dişin mineral içeriği değişir. Bakteriler bu mineral yapıyı çözer, bozar ve durum böyle ilerler. Bu bakterilerin mevcut çözmüş olduğu dişin dentin ve mine dokusunu yeniden nasıl yerine getirebileceği konusu ise tartışmalıdır” şeklinde konuştu.

Kategoriler
Yaşam

Dişlerinizi doğru fırçalıyor musunuz?

Düzenli olarak diş fırçalamak, diş sağlığı için önemli olsa da yeterli değil. Ağız ve diş hijyenini sağlamak için dişlerin doğru fırçalanmasını, fırçalama periyodunu ve hangi yan ürünleri kullanmak gerektiğini de bilmek gerekiyor.

Bilindiğinin aksine dişlerimizi yemeklerden ya da asitli içeceklerden hemen sonra değil en az yarım saat sonra fırçalanmanın daha doğru olduğunu belirten Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. İbrahim Mahrebel,  sağlıklı ve parlak dişlere sahip olabilmenin yollarını anlattı.

Yüzümüzde ön planda olan dişlerimizin sağlıklı ve parlak olmasının elimizde olduğunu söyleyen Dt. İbrahim Mahrebel, doğru bakımla, ağız hijyenine dikkat ederek ışıl ışıl gülüşlere, sağlıklı diş etlerine sahip olabileceğinizi açıkladı.

DİŞLERİNİZİ DOĞRU FIRÇALIYOR MUSUNUZ? 

Günde 3 kere diş fırçalamanın gerekliliğini bilmeyen yok. Ancak çok az kişi dişlerini doğru teknikle fırçalıyor. Diş ve diş eti sağlığı için sadece diş fırçalamak da yetmiyor, temizliği destekleyecek diş ipi, ara yüz fırçası gibi malzemeleri de düzenli kullanmak gerekiyor. Dengeli beslenmek, öğün aralarında atıştırmaları azaltmak ve florür içeren diş temizlik ürünlerini kullanmak ağız hijyenimizi sağlamak açısından büyük önem taşıyor.

DİŞLERİNİZİ YEMEKTEN YARIM SAAT SONRA FIRÇALAYIN

Diş etlerinin pembe olduğu, kanama ve şişlik olmayan ağızlar sağlıklı olarak kabul edilir. Bunun yanı sıra ağızda kötü koku da olmaması gerekir. Dişlerimizi koruyabilmek için ise şekerli ve asitli gıdalardan kaçınmalıyız. Bilinenin aksine dişlerimizi yemeklerden ya da asitli içeceklerden hemen sonra değil en az yarım saat sonra fırçalamalıyız. Çünkü asitli ve şekerli yiyecekler diş yüzeylerini aşınmaya uygun hale getirir. Dişler, bu hassasiyete sahipken fırça darbeleriyle diş yüzeyinde aşınmayı artırmamalıyız. Yemeklerden hemen sonra ağzımızı sadece suyla çalkalamak, yaklaşık yarım saat sonra da fırçalamak en doğrusudur. Öte yandan çay, kahve ve sigaradan da hem genel sağlığımız hem de diş sağlığımız için kaçınmalıyız.

ERKEN TEDAVİ DİŞLERİ KORUYOR 

‘Her beyaz diş sağlıklıdır’ düşüncesi yaygın olsa da yanlıştır. Çünkü her insanın ten rengine göre diş rengi vardır. Dişin rengi sarıya yakın olsa da çürüksüz ve hastalıksız ise sağlıklı sayarız. Toplumda en sık görülen yanlış ise dişlerimizde ağrı ya da hastalık hissetmeden doktora gitmemekten kaynaklanıyor. Diş kontrollerini her 6 ayda bir düzenli olarak yaptırmak gerekiyor. Böylece dişteki çürükler başlangıç aşamasında fark edilebilir, daha kolay ve ağrısız tedavi edilebilir. Unutmamak gerekiyor ki diş tedavileri ne kadar ertelenirse diş kaybetme riski de o kadar artıyor.

DİŞ FIRÇANIZI ÜÇ AYDA BİR DEĞİŞTİRİN

Diş fırçalamanın ilk ve en önemli adımı doğru fırça seçimidir. Naylon, orta sertlikteki diş fırçalarını tercih edin. Uç kısmındaki kıl sayısı fazla olan ve ağız içinde rahat hareket ettirmek için ucu kısa olan fırçalar kullanın. Kullanılan diş fırçasını 3 ayda bir değiştirmek de çok önemli. Çünkü kılları yıpranan fırçalar dişlerden plak çıkarmada etkili olmuyor. Gevşek kıllar da dişlerdeki köşe kısımlara ulaşmayı güçleştiriyor. Diş fırçalarının kılları arasında zamanla mantar ve bakteri üreme ihtimali olması da diş fırçanızı değiştirmeniz için yeterli bir sebep.

DİŞLERİ DOĞRU FIRÇALAMA TEKNİKLERİ

Dişlerinizi günde en az 2 defa florür içeren bir macun ile fırçalayın.
Diş fırçanızı dişinize 45 derece eğimle tutun.
Diş macununu nohut büyüklüğünde sürün.
Dişleri yukardan aşağı oval bir süpürme hareketiyle fırçalayın.
Her yüzeye en az 4-6 fırça darbesi gelecek şekilde fırçalayın.
Arka dişleri fırçayı ileri geri hareketiyle temizleyin.
Dil yüzeyini fırçalamayı unutmayın.
Diş fırçasının temizleyemediği diş araları için diş ipleri veya ara yüz fırçaları kullanın.

Kategoriler
Sağlık

Diş bakımı hakkında doğru bildiğiniz yanlışlar!

Çocukların diş sağlığından, diş fırçalamaya; beslenmeden, ağız kokusuna kadar birçok konuda doğru bilinen yanlışlar dişlerin kaybına neden olabiliyor.

Ağız ve diş bakımının doğru yapılmasının sağlıklı bir yaşamın önemli kuralları arasında yer aldığını söyleyen Memorial Şişli Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Dt. Aslı Tapan, diş hastalıkları ile ilgili yaygın ancak yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi.

“Elektrikli diş fırçaları hem diş eti çekilmesini artırır hem de dişleri aşındırır”

Elektrikli diş fırçaları bilinenin aksine çok kapsamlı bir temizlik sağlamaktadır. Bu fırçalar ile yapılan etkin temizlik sayesinde zamandan da tasarruf sağlanmaktadır. Ağız ve diş sağlığı için dişleri fırçalamanın yanında ara yüz temizlik araçlarını da etkin kullanmak önemlidir.

“Sarımsak, karanfil, kolonya diş ağrısına iyi gelir” 

Hastaların sarımsak, karanfil ya da kolonya yardımıyla diş ağrılarını dindirme çabası, psikolojik olarak rahatlama hissi verebilmektedir. Bu işlemler sırasında oluşan asidik etkiden dolayı yumuşak dokuda daha büyük sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Yumuşak dokuda oluşacak hasarlar, kolay bir işlemle rahatlayabilecek olan hastanın daha zor ve karmaşık işlemlerle karşı karşıya kalmasına neden olabilmektedir. Yaşanan diş ağrılarında bir doktora gitmek en doğru yaklaşımdır

“Diş etlerimin kanaması dişlerimi iyileştirir” 

Diş etlerinin kanayarak kendini iyileştirdiği kanısı toplumda azımsanamayacak kadar fazladır. Hatta fırçalama sırasında fazla baskı yaparak diş etlerini kanatmak isteyen kişilerde vardır. Diş etlerini kanaması günlük bakım sırasında istenmeyen bir durumdur ve diş kaybına neden olabilmektedir. Günlük bakım sırasında diş etlerinin kanaması ciddi sorunların habercisi olabileceği için vakit kaybetmeden doktora başvurmak en sağlıklı yoldur.

“Hamilelikte nasılsa kalsiyum kaybı yaşayacağım için dişlerim zarar görecek”

Anne adaylarını en sık düştüğü hatalardan biri; hamilelik sırasında kalsiyum kaybı yaşayacakları için dişlerinin zarar göreceği inancıdır. Doğru ve dengeli beslenme ile hamilelik sürecinde iyi bakım, dişlerin korunması için yeterlidir. Dişler hiçbir zarar görmeden hamilelik süreci tamamlanabileceği gibi, bu dönemde yaşanan sorunlar için diş doktoruna gitmenin de herhangi bir sakıncası bulunmamaktadır.

“İmplant yaptırdım, artık dişlerim çürümez bakım yapmama gerek yok” 

İmplantların ömrü 30 seneye kadar ulaştığı vakalar görülmektedir. İmplantın başarısı için 5-10 senelik kriterleri göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Nasıl olsa çürümez yaklaşımıyla ihmal etmek yerine, tam tersi çok iyi bakım yapılmalıdır. İyi bakılmayan implant bölgesinde ortaya çıkan enfeksiyon implantın kaybedilmesine neden olabilmektedir. İmplantın başarısını iyi ağız bakımı ve hastanın alışkanlıkları %100 etkileyecektir.

“Çocuğumun süt dişleri nasılsa dökülecek doktora gitmeme gerek yok”

Hem doktorla tanıştırmak hem de ilerde ortaya çıkabilecek ağız ve diş sağlığı sorunlarına engel olmak için çocukların 2-3 yaşından itibaren diş doktoruna gitmesi önemlidir. Ebeveynleri bilinçlendirerek ağız ve diş sağlığıyla ilgili sorunların bu dönemde planlanması gerekir. Birçok aile çocukların süt dişlerinin nasılsa döküleceğini söyleyerek kanal tedavisi ya da dolgu işlemine karşı çıkmaktadır. Çocuğun süt dişleri ağızda yer tutucu görevi görmektedir. Süt dişlerinin erken kaybı dişlerin çapraşık gelişmesine neden olabileceği için bu dişlerin gerek kanal tedavisi gerekse dolgu işlemleriyle sonuna kadar korunması önemlidir.

“Çocuğumun çapraşık dişlerini ergenlik döneminde düzeltiriz” 

Çocuklarda görülen çapraşıklık erken ortodonti ile 7 yaşından itibaren düzeltilebilmektedir. Bu sayede ileri yaşlarda yaşanabilecek çok daha uzun süreli tedavilerin önüne geçilebilmektedir. Çocuklarda ilk azı dişi çıktığında bir ortodontistten görüş almak ileride yaşanacak büyük sıkıntıları engelleyebilmektedir.

“Diş taşlarını temizletirsem hassaslaşan dişlerim zarar görür” 

Hastaların birçoğu diş taşı temizliğine dişlerin hassaslaşacağı ve daha çok renkleneceği gerekçesiyle karşı çıkmaktadır. Temizlenmeyen diş taşları oluşacak diş eti problemini tetikleyecek ve ileride tedavisi daha komp0like bir problem ile hastayı karşı karşıya bırakacaktır. Diş taşı temizliğinin ağız ve diş sağlığındaki önemi tartışılamaz.

“Dişlerimi piyasada satılan ürünlerle beyazlatabilirim, doktora gitmeye gerek yok”

Piyasada satılan ürünlerle dişleri beyazlatmak kontrolsüz bir işlemdir. Diş etlerinde çekilme ya da diş minesindeki derin çatlaklar kişide hassasiyet sorunları yaratabilmektedir. Diş beyazlatma işlemini doktor kontrolünde ve kişiye uygun ürünlerin seçimi ile daha sağlıklı yapılabileceği tartışılmazdır.

“Ağız kokusu herkeste olur tedaviyle geçmez” 

Ağız kokusu, önemli bir problem olup ağız ve diler ile beraber bir çok sebepten kaynaklı olabilir. Önemli olan ağız ve diş kaynaklı sebebi ortadan kaldırmak. Eğer geçmiyorsa diğer etkenlere yönelmektir. Ağız ve diş sağlığı ile ilgili etkenler arasında diş çürükleri, gözden kaçan diş eti hastalıkları, kötü protezler, ağızdaki hijyenik olmayan restorasyonlar sayılabilir. Ağız kokusu etken ortadan kalkmadığı sürece kaybolmaz.

Kategoriler
Sağlık

Hamilelikte diş sağlığı önemli

Hamilelik döneminde artan östrojen ve progesteron seviyeleri nedeniyle dişler üzerindeki bakteriyel plak birikimi artıyor ve hamilelik döneminde bu plak dişlerden uzaklaştırılmazsa diş etlerinde kızarma, şişme ve kanama görülüyor.

Diş etlerindeki kanamadan dolayı anne adaylarının dişlerini fırçalamaktan kaçındığını söyleyen Hospitadent Diş Hastanesi’nden Diş hekimi Melek Öztaş,   “Bu nedenle de bakteri plağının kolayca oluşuyor. Hamilelik döneminde ağız ve diş bakımına çok daha fazla özen gösterilmesi gerekiyor” dedi.

Diş bakımına dikkat edilmeli

Hamileliğin ilk aylarında görülen mide bulantılarından ve kusmalarından dolayı ağızdaki asidik ortamın arttığını tükürük akışının azaldığını, buna ilaveten hamileliğin ilk aylarında anne adaylarının karbonhidrat türü bazı yiyeceklere aşırı ilgi duyabileceklerini belirten Diş hekimi Melek Öztaş, anne adaylarının çok sık yemek yedikleri için ve yemeklerden sonra ağız ve diş bakımlarını ihmal ettiklerinden diş eti problemleri ve çürük oluşumu hızlandığını açıkladı. Bu nedenle yemeklerden sonra mutlaka dişlerin fırçalanması gerekiyor.

Yanlış Bilgilere İnanmayın 

Halk arasında “ Her hamilelik bir diş götürür” , “ Hamileyken diş hekimine gidilmez”,“Bebek annenin dişlerinden kalsiyum alır “ gibiyanlış bilgilere asla inanılmaması gerektiğini vurgulayan Dt. Öztaş,” Bu bilgiler kesinlikle doğru değildir. Çürük oluşumu, çürüğün ilerlemesi, diş eti problemlerinin görülmesi hamilelik döneminin çok hassas bir dönem olmasından kaynaklıdır, sadece bu dönemde ağız ve diş bakımının daha özenle yapılması gerekmektedir” diye konuştu.

Hamileler ne zaman diş hekimine gitmeli?

Hamile adaylardaki ağrının; diş eti, 20 yaş dişi ağrısı nadiren de olsa eklem kaynaklı olabileceğini söyleyen Hospitadent Diş Hastanesi’nden Diş hekimiMelek Öztaş,” Diş hekimlerinin ve kadın doğum uzmanlarının anne adaylarına tavsiyesi, hamile kalmadan önce tüm ağız ve diş bakımlarını yaptırmaları yönündedir. Ancak hamilelik sırasında ortaya çıkan ağız ve diş problemleri için diş hekimlerinin yaklaşımı hamile hastalarda ertelenebilen tedavilerin doğum sonrasına ertelenmesidir. İdeal olarak diş tedavilerinin 2. trimesterde yeni hamileliğin 4. ve 6. aylar arasında yapılması en uygundur. Çünkü ilk 3 aylık dönemde bebeğin organ gelişimi olmaktadır. Son 3 ayda ise artan vücut kütlesi ile beraber anne adayıdiş hekimi koltuğunda oturamayacaktır. Ancak bunların dışında ağrı ile gelen hasta hangi trimesterde olursa olsun kadın doğum uzmanıyla konsülte edilerek tedavi planlaması yapılabilmektedir. Sadece bu dönemde anne adayından radyografi alınmaz, varsa eski radyografileri değerlendirilir” dedi.

Hamileyken Dişiniz Ağrırsa

Anne adaylarının karşılaştığı diş problemleri karşısında neler yapılması gerektiğini açıklayan Dt. Öztaş, konuylailgili şöyle konuştu.

Anne adayında aniden bir diş ağrısı olursabu dişin sinirinin etkilendiğinin göstergesidir olduğunubu durumda kanal tedavisi gerekecektir. Bir defaya mahsus olmak ve kadın doğum uzmanı ile konsülte etmek şartıyla anestezi altında kanal tedavisi yapılabilir. Diş eti problemlerinde hamileliğin her ayında müdahale edilebilir. Gömülü 20 yaş dişleri genelde ağrıya sebep olup, akut bir alevlenme sonucunda tekrar pasif döneme geçer. Diş hekiminin muayenesi sonucu yapılacak olan tedavi doğum sonrasına ertelenebilir. Eklem problemlerinde ise detaylı bir muayeneden sonra hastaya verilecek olan gece plağı veya splint hastanın problemlerini çözecektir, eklem ağrısı şikayeti olanlar hamileliğin her ayında tedavi edilebilirler.

Kategoriler
Sağlık

Dişhekimlerinden çok önemli ‘flor’ açıklaması

Yüksek dozda flor alımının zekâ geriliğine yol açtığı iddiaların son zamanlarda basında sıklıkla yer alması üzerine Türk Dişhekimleri Birliği ve Türk Pedodonti Derneği ortak bir basın toplantısı düzenledi.

Bilimsel kanıtlara dayanmayan açıklamalardaki yanlışları ortaya çıkarmak üzere bir rapor hazırlayan Türk Diş Hekimleri Birliği, raporla florun ağız diş sağlığındaki etkisine dikkat çekti. Dişlerin sağlığı, ağız içerisindeki ekolojik ortamda bulunan dinamik dengeye bağlıdır. Ağız boşluğunda bulunan bakteriler ile şeker, bu dengeyi olumsuz yönde etkilerken, tükürük ve florun dişlerin sağlam kalmasında olumlu etkisi olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Diş çürüklerinin kontrolü ve engellenmesi için florların kullanımı dişhekimliği alanında uzun yıllardır güvenli ve etkili bir yöntem olma özelliğini sürdürmektedir.

DÜNYA GENELİNDE KULLANILIYOR

Flor kullanımında genellikle iki yöntem uygulanır. Bunlar topikal (diş macunu, gargara, vernik, jel) veya sistemik (flor takviyesi, florlu sular ve tuzlar) yöntemlerdir. Günümüzde flor koruyucu etkisinden topikal uygulamalar ile daha fazla yarar sağlandığı bilinmektedir. Topikal florlar oldukça etkilidirler ve flor içeren diş macunları dünya genelinde kullanılmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Dünya Dişhekimleri Birliği (FDI), Avrupa Pediatrik Dişhekimliği Birliği (EAPD) ve Amerikan Pediatrik Dişhekimliği Birliği (AAPD), toplumsal bir sağlık problemi olan diş çürüğünün azaltılmasında, içme sularının florlanması da dâhil olmak üzere çeşitli yöntemlerle flor uygulamalarının etkili olduğunu bilimsel raporlarla açıklamışlardır. Günde 2 kere dişhekiminin önerdiği miktarda florlu diş macunu ile dişlerin fırçalanması çürüğün azaltılmasında önemli rol oynamakta, ayrıca yüksek çürük riski taşıyan bireylerde dişhekimi tarafından uygulanan flor uygulamalarının da çürük oluşumunu engellemede etkili olduğu bilinmektedir.

KAMUOYU YANLIŞ BİLGİLENDİRİLİYOR

Son zamanlarda basında yer alan yüksek dozda sistemik flor alımının zararlı etkilerinin zekâ geriliğine ve bazı sağlık problemlerine yol açtığı iddia edilmektedir. Söz konusu haberlere konu olan bilimsel araştırmalarda çok yüksek toksik dozda flor içeren doğal içme suları kullanılmıştır.

Yüksek doz sistemik flor alımının düşük IQ ile ilişkisini gösteren çalışmalar doğal içme sularında kabul edilen optimum seviyeden çok daha yüksek seviyelerde florbulunan Çin, Moğolistan ve İran gibi ülkelerin fakir ve kırsal topluluklarında yapılmıştır. Bu çalışmalarda, IQ seviyesi üzerinde çok etkili olduğu bilinen ebeveynlerin eğitim düzeyleri, sosyoekonomik durumları, hava su kirliliği gibi faktörler değerlendirilmemiştir. Bu çerçevede IQ seviyesi ve içme suyundaki flor seviyesi arasında ilişkinin bu çalışma sonuçlarına göre kurulması şüphe uyandırmaktadır.

Deney hayvanlarında yapılan bir çalışmada, 3 hafta süresince hamile hayvanlara 0.5ppm, 30ppm ve 100ppm olacak şekilde florlu su içirilmiştir. 0.5ppm ve 30ppm flor ilave edilmiş su içen hayvanlarda beyinde herhangi bir değişiklik izlenmezken 3 hafta boyunca 100ppm flor içirilmiş hayvanlarda kronik flor toksisitesi meydana gelmiştir. Kronik flor toksisitesinin uzun süreli olduğu durumlarda, nöronal ve serebrovasküler bütünlük bozulmakta, anormal davranış paternleri açığa çıkmakta ve beyinde metabolik lezyonlar meydana gelmektedir. Yüksek dozda uzun süre flor alımını içeren hayvan çalışmaları sonuçlarına dayandırılarak insanlarda da uzuvlarda paraliz, vertigo, eklemlerde spastisite ve mental keskinlikte bozulma gibi nörolojik komplikasyonların olabileceği yönünde değerlendirmeler yapılmıştır. Ancak bu hayvan çalışmalarında deney grubu hayvanları tarafından tüketilen flor dozu insanlar için optimal olarak belirtilen dozun çok çok üstündedir.

HALK SAĞLIĞI SORUNU YARATIYOR

Tüm bu bilgiler ışığında günde 2 kere yaşa uygun dozda florlu diş macunu ile dişlerin fırçalanması ve çürük risk grubuna uygun topikal flor uygulaması yapılması diş çürüğünün azaltılmasında önemli rol oynar. Topikal uygulamalar sonrası yutulan flor miktarının tehlike arz etmediği gösterilmesine karşın özellikle tükürme kabiliyeti olmayan küçük çocuklarda kullanılan yüksek konsantrasyonlu topikal flor ajanlarının konsantrasyonu, uygulama protokollerine uyulması, yutulmasının önlenmesi için tükürük emici kullanımı, uygulama sıklığı gibi faktörler çocuk tarafından alınan günlük flor miktarının doğru değerlendirilmesi bakımından çok önemlidir.

Küçük çocuklarda yutma riskinden dolayı toksik riski azaltmak amacıyla flor verniği kullanımı önerilir. Uygulama aralığı ve sıklığı da çürük risk grubuna göre planlanmalıdır. Bu anlamda, bahsi geçen yazıda belirtildiği gibi “kan yoluyla dişe gitmesi” ifadesi bilimsel olarak alt yapısı olmayan ve içi boş bir ifadedir. Güncel araştırmaların güvenirliğinin en yüksek derecede kanıtlandığı meta-analizler ve kılavuzları (guideline) içeren araştırma sonuçları incelendiğinde flor verniğinin yılda 2 kez uygulanmasının A (en güçlü) kanıt seviyesinde olduğu görülmektedir Ülkemiz içme sularındaki flor oranı göz önüne alındığında, bahsi geçen yazıdaki olasılıklar mümkün görülmemekte ve kamuoyu yanlış bilgilendirilmektedir.

Pediatristler ve dişhekimleri arasında bu koruyucu ve durdurucu tedaviler büyük önem taşımaktadır. Çocuklar için koruyucu bakımı reddeden ebeveyn ve bakıcılarda önemli bir halk sağlığı sorunu olmaktadır. Çürük önlemek için kullanılan oral flor kaynakları toksik dozda flor içermemektedir ve güven vericidir. Dişhekimleri flor uygulamalarında gereken önlemleri alacak eğitim ve beceriye sahiptirler. Dişhekimlerinin önerdiği uygun miktarlarda kullanılan flor insan sağlığı üzerine hiçbir yan etki oluşturmamaktadır.

macun