Kategoriler
Sağlık

Ailenizle vakit geçirmek beyin sağlığını koruyor

İnsanların yakınlarıyla ilişkisi ve sosyal yaşamı beyin sağlığını doğrudan etkiler. Buna bağlı olarak bozuk ilişkiler beyni olumsuz etkilerken ailenizle ve yakın çevrenizle vakit geçirmek ise beyni hastalıklardan korur.

Bireyin ilişkileri ve sosyal yaşamında beyin sağlığının etkisi fazladır. Yoğun stres ve bozuk ilişkiler beyni olumsuz etkilerken, aileyle ve çevreyle vakit geçirmek beyni nörolojik ve psikiyatrik hastalıklardan korur. Uzmanlar, beyin sağlığını korumak için yalnızlık ve kendini soyutlamaktan kaçınmak gerektiğini vurguluyor. Beyin sağlığı ve sosyal hayat arasında çok önemli bir ilişkinin bulunduğunu söyleyen Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Barış Metin, uzun süre kaldırabileceğimizden fazla strese maruz kalmanın kişiyi alıngan, kırılgan ve sinirli yapabildiğini belirtti. Nörolojik hastalıkların da sosyal yaşamı bozabildiğini açıklayan Doç. Dr. Barış Metin, “Birçok nörolojik bozuklukta dikkat, konsantrasyon, bellek gibi bilişsel yetilerde zayıflama görülür. Alzheimer hastalığı gibi bunamalar belleği bozarak hastanın ailesi ve çevresiyle iletişim becerisini zayıflatır. Sonuçta hastalarda görülen geri çekilme ve yalnızlık da bunamanın şiddetini daha fazla artırarak bir kısır döngü oluşturur” diye konuştu.

Stresten uzak durun

Sosyal ilişkilerin güçlü olması, bireyin arkadaşlarının olması, aile ve çevreyle kurulan ilişkilerin de beyin sağlığı üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Negatif uyaranlar, yoğun stres, bozuk ilişkiler insanların depresyona girmesine neden olur. Depresyon da beyin sağlığını olumsuz etkiler. Dikkat ve konsantrasyon gibi yetiler yoğun stres yaşayan bireylerde zayıftır.

Yaşlıları yalnız bırakmayın

İnsanın sosyal bir canlı olduğunu ve sosyal ilişki kurmadan yaşayamayacağını belirten Doç. Dr. Barış Metin, özellikle herhangi bir beyin hastalığı olan bireylerin, Alzheimer-bunama hastalarının sürekli sosyal uyarana ihtiyacı olduğunu vurguladı. Yaşlıların yalnızlığa karşı korunmaları, yalnız kalacakları ortamlarda kalmamaları gerekir. Yalnız yaşlılar çok daha erken bunamaya yakalanır. Aileyle ve yakın çevreyle vakit geçirmek, insanları nörolojik ve psikiyatrik hastalıklardan korur.

Kategoriler
Sağlık

Çocuklarda horlama çeşitli sorunlara yol açabilir

Yetişkinler kadar çocuklarda da sık görülen bir sorun olan horlama, tedavi edilmediği takdirde ileride tedavisi çok güç çene gelişim sorunlarına ve kalp problemlerine bile yol açabilir.

Horlama, çocuklarda da farklı nedenlerden kaynaklanabilir. Alerjik nezle, obezite, geniz eti ve bademcikler bu nedenlerden bazılarını oluşturur. Çocuklarda horlamanın şiddetinin, burun tıkanıklığının derecesine göre çok kuvvetli olabileceğini söyleyen Acıbadem International Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Uğur Çınar, kimi zaman horlamaya nefeste yavaşlama veya durmanın da eşlik edebildiğini belirtti. tüm gün ağızdan nefes alan çocuklarda burun tıkanıklığı geceleri daha belirginleşir ve gece horlamaya başlarlar. Bu çocuklarda gece uykusunda aşırı terleme, huzursuz uyku, gündüz aşırı hareketlilik, gece işemeleri, konsantrasyon kaybı ve öğrenmede güçlük gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Büyüme ve gelişmenin normal olabilmesi için çocuğun uykusunun da normal olması gerekir. Uyku sırasında ağzın açık kalması ve horlamanın ileride tedavisi çok güç çene gelişim sorunlarına ve kalp problemlerine bile yol açabileceğini söyleyen Prof. Dr. Uğur Çınar, çocuklarda horlamanın en sık görülen 5 nedenini açıkladı.

Obezite

Çocuklarda da erişkinlerdeki gibi kilo fazlalığı horlamaya yol açabiliyor. Kilonun yüksek olması nedeni ile boyun yağ dokusunun artması, küçük dil ve yumuşak damak bölgesinin yağlanarak gevşemesi uykuda bu bölgenin aşırı titreşmesine ve horlamaya neden olabiliyor. Sadece horlama değil uykuda nefes yavaşlaması ve durması da eşlik ettiğinden, diyetisyen kontrolü altında kilo verilmesi, yaşam tarzının değiştirilerek hareket ve sporun artırılması tedavide önemli.

Burun içinde yapısal bozukluklar

Küçük yaşta düşme sonrasında travmatik eğrilikler ortaya çıkabilir. Bu eğrilikler nedeniyle burun tıkanıklığı-horlama gibi belirtiler varsa mutlaka doktora gidilmeli. Burun içindeki eğriliklere burun gelişimi tamamlandıktan sonra 16-18 yaş civarında müdahale edilir.

Alerjik nezle

Çocuklardaki burun tıkanıklığı ve horlamanın önemli bir nedeni de burun alerjileri. Hapşırık, sulu burun akıntısı, burunda kaşıntı ve tıkanıklık gibi bulgularla kendini gösteriyor. Ev tozu, ağaç veya çayır polenleri, küf-mantarlar, hayvan tüyleri burun alerjisine neden olabilen etkenler. Tedavide öncelikle alerjen etkenin ortaya konulması ve bundan kaçınılması önemli. İlaç ve bazen de aşı tedavileri gerekebiliyor.

Geniz eti ve bademcikler

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının ardından 2 hafta içinde hala geçmemiş burun tıkanıklığı ve horlamayı dikkate alın ve hekime başvurun. Büyük geniz eti ve bademcik eğer çocukta ağız açık uyuma ve horlamaya neden olacak boyutta yani tıkayıcı özellikte ise mutlaka tedavi edilmeleri gerekiyor. Çocuğun bademcikleri büyükse küçültülerek tedavi ediliyor. Ancak bademciklerde sık enfeksiyon oluşuyorsa bademcikler tamamen alınabilir.

Burun ve sinüs enfeksiyonları

Çocuklar üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiklerinde burun içi şişerken, ateş, öksürük, burundan sulu akıntı ve boğaz ağrısı olabilir. Ayrıca bu dönemde uyku bozulup horlama ortaya çıkabiliyor. İki haftayı geçen burun tıkanıklığı ve horlama durumunda çocuğunuzun uzman hekim tarafından değerlendirilmesi ve ilaç tedavileri uygulanması gerekebilir.

Kategoriler
Yaşam

Gözleriniz beyniniz hakkında ne söylüyor?

Gözler beyninize açılan bir penceredir. Beyninizde bir problem olup olmadığını gözlerinizden anlayabilirsiniz. Beyninizde bir sorun olduğunu düşünüyorsanız göz doktoruna gitmeniz yeterli olacak.

Gözünüzün arkasındaki küçük damarlar beyninizin ne kadar sağlıklı olduğunu gösterebiliyor. Psychological Science isimli dergide yayınlanan araştırmaya göre, bilim adamları daha geniş damarlara sahip olan insanların orta yaş döneminde IQ testlerinin daha kötü olduğunu tespit ettiler. Ancak bu kişilerin sigara içme, şeker hastalığı ya da sosyoekonomik statü gibi diğer faktörlerdeki değerlendirmelerinde bir problem görülmedi.

Göz damarı beyin damarının aynası

Gözlerinizin damarları beyin damarlarınızın sağlığını yansıtabiliyor, çünkü bu damarlar da beyindekilerle aynı boyutta, yapıda ve aynı fonksiyonlara sahip. Araştırmacılar, göz damarlarının beyin damarlarıyla aynı hücrelerden oluştuğunu söylüyorlar.

Önceki araştırmalar, gözünüzdeki kan damarlarının boyutunun bunama, kardiyovasküler hastalık ya da felç gibi sağlık sorunları açısından risk oluşturduğunu iddia etmişti. Fakat o çalışmaların daha yaşlı insanlar üzerinde yapıldığını söyleyen araştırmacılar, kendi yaptıkları çalışmayla göz sağlığınızın beyin sağlığınız hakkında daha erken yaşlarda sinyaller verdiğini belirlediklerini açıkladılar. Hatta araştırmacılar bunun sonuçlarının çocuklarda bile görülebildiğini kaydettiler.  (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Günümüzün sessiz katili: Şeker

İster çocuk ister yetişkin olsun herkes şekeri çok sever. Fakat şekeri aşırı miktarda tükettiğinizde aklınıza gelmeyecek hastalıklar ve sorunlarla karşılaşabilirsiniz.

Her gün bilerek ya da bilmeden tükettiğiniz şekerin fazlası çok zararlıdır. Çok az insan önerilen miktarda şeker tüketirken birçok insan ise çok fazlasını tüketiyor. Dünya çapında şekerden dolayı bir günde fazladan 500 kalori alıyoruz. Bu nedenle de çok kilo alıyoruz. Birçok insan şekerin kendileri için iyi olmadığını biliyor, ancak bazı nedenlerden dolayı aşırı şeker tüketimi riskinin çok fazla doymuş yağ ya da trans yağ, sodyum ya da kaloriden daha az olduğunu sanıyor. Fakat şeker size düşündüğünüzden daha fazla zarar verebilir.

HuffingtonPost’ta yayınlanan habere göre, işte şeker hakkında bilmedikleriniz:

Şeker sessiz bir katildir

Şeker de sessiz bir katildir. 2008 yılında yayınlanan araştırmaya göre, aşırı fruktoz tüketimi leptin rezistansı olarak bilinen durumu artırıyor. Leptin yeterince gıda aldığınızı gösteren bir hormondur. Doyduğunuz zaman beyindeki iştah merkezlerine dur sinyali verir. Bazı insanlarda leptin hormonu iyi çalışmaz ve vücut doyduğunu anlayamaz. Bu da aşırı gıda tüketimine ve obeziteye yol açar. Bu durumun sessiz katil olarak isimlendirilmesinin nedeni, hiçbir belirti ve uyarı vermeden olmasıdır.

Şeker kanser oluşumunda rol oynuyor

Beslenme dünyasında insülinden bahsetmemek olmaz. Çünkü çok fazla şeker tüketildiğinde ve insülin yeterince çalışmayınca vücut buna karşı tepki gösterir. 2013 yılında yayınlanan araştırmada, bağırsaklardaki şeker GIP isimli hormonun oluşumunu tetikliyor ve pankreas tarafından salgılanan insülini de artırıyor. Uzmanlar bu hormonun kanser oluşumunda rol oynadığını belirlediler.

Şeker beyin gücünüzü tüketebilir

Tüm şekerler yaşlanma sürecini hızlandırıyor. 2009 yılında yayınlanan araştırmada, glukoz tüketimiyle hücrelerin yaşlanması arasında pozitif bağ bulunduğu tespit edildi. Hücrelerin yaşlanması kronik hastalıklara ve kırışıklıklara yol açabilir. Ancak şeker beynin yaşlanmasını da etkiliyor. 2012 yılında yapılan araştırmada, aşırı şeker tüketimi hafızada ve tüm zihinsel sağlığınızda eksikliklerle bağlantılıdır.

Şeker göbek çevresindeki yağ birikimini artırıyor

Ergenlik çağı obezitesi oranları son 30 yıl içinde 3 kat arttı. 2010 yılında çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, aşırı fruktoz tüketiminin iç organların fazla yağla kaplanmasına yol açtığı belirlendi. Göbek çevresindeki yağ aynı zamanda kalp ve şeker hastalığı riskini de artırıyor.

Şeker sizi yağlandırıyor

Herhangi bir kaynaktan gelen çok fazla kalori yakılmazsa yağ olarak depolanıyor. Lif, yağ ve protein açısından zengin olan gıdalar tokluğunuzu artırır. Şeker ise size kalori verir, ancak doyduğunuzu anlamazsınız. Bu nedenle sürekli bir şeyler yemek istersiniz ve vücuttaki kaloriler yakılmayınca vücudunuzdaki yağ oranı artar.

Kalbinize zarar veriyor

2013 yılında “Journal of the American Heart Association” isimli dergide yayınlanan araştırmada, şekerin kalbin pompalama mekanizmasını etkilediğine dair güçlü bir kanıt tespit edildi. Bu sorun da kalp yetmezliği riskini artırıyor. Glukoz metabolit glukoz 6-fosfat isimli molekül kalbin kas proteini içindeki değişikliklerden sorumludur. Bu değişiklikler kalp yetmezliğine yol açabiliyor. Kalp yetmezliği teşhisi konan hastaların yaklaşık yarısının 5 yıl içinde hayatını kaybettiği açıklandı.

Şeker bağımlılığınız genetik olabilir

579 katılımcıyı kapsayan çalışmada, ghrelin hormonunda genetik değişikliklere sahip olanların daha fazla şeker tükettiği belirlendi. Ghrelin beyninize aç olduğunuzu söyleyen bir hormondur. Bu araştırmaların bulguları 2012 yılındaki çalışmayla aynı olduğu belirtiliyor.

Her gün yediğiniz birçok gıdada şeker gizli

Şekerleme, kurabiye, kek gibi şekerli suçlu gıdalardan uzak durmalısınız. Bunun yanı sıra domates sosu, yağsız salata sosları, krakerler ve hatta ekmek gibi her gün yediğiniz yiyeceklerin içinde şekerler gizlenmiştir.

Şekerli içecekler ömrünüzü kısaltıyor

2013 yılında yapılan bir araştırmada, dünya çapındaki 180 bin ölümün tatlandırılmış içecek tüketimine bağlı olduğu tahmin ediliyor. Amerika, 2010 yılında tek başına 25 bin ölümle birinci sırada yer alıyor. Çalışmanın yazarları, ölümlerin şekerle tatlandırılmış içecekler, şeker, kalp hastalığı ve kanserle bağlantılı olarak oluştuğunu söylüyorlar. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Çay, hararetinizi almasının yanında soğuk algınlığına da iyi geliyor

Meyve, sebze, kuru bakliyat, tahıllar ve sütün yanı sıra hararet gidermek ve keyif yapmak için içtiğimiz çay da içerisindeki antioksidanlar sayesinde vücudunuzun güçlü olmasını sağlayıp sizi soğuk algınlığı gibi çeşitli mevsim hastalıklarına karşı koruyor.

Sebze ve meyvelerin yanısıra balık, sarımsak, yoğurt ve kefir gibi gıdalar da sizi hastalıklardan koruyor. Health isimli internet sitesinde yer alan habere göre, sadece sebze ve meyveler değil, her besin grubundan gıda sizi soğuk algınlığı ve gribe karşı dirençli hale getiriyor. İşte bunlardan bazıları:

Sarımsak

Bu keskin kokulu sarımsak dişleri yemeklerinize lezzet katmaktan fazlasını yapıyor. İçerisinde çözündüğü zaman antioksidanlar üreten sülfürik bir bileşen olan “Allicin” bulunuyor. 2001 yılında “Advances in Therapy” isimli dergide yayınlanan araştırmaya göre, 12 hafta boyunca (Kasım-Şubat ayları arasında) sarımsak takviyesi alan insanların almayanlara göre daha az soğuk algınlığı geçirdikleri tespit edildi. Sarımsak çiğ olarak tüketildiğinde ise en büyük antioksidan kaynaklarından biridir.

Balık

Somon, ton balığı ve istavrit gibi yağlı balıklar vücutta zararlı iltihabı azaltmaya yardımcı olan bileşenler yani Omega-3 yağ asitleri açısından zengindir. Kronik iltihaplanma bağışıklık sisteminin uygun şekilde çalışmasını önlüyor ve ciddi hastalıkların yanı sıra soğuk algınlığı ve gribe yol açıyor. Omega-3 yağ asitleri ise bu iltihabı azaltıp soğuk algınlığıyla savaşıyor.

Narenciye

En son yapılan araştırmalar, C vitaminin soğuk algınlığını önlemede düşünüldüğü kadar faydalı olmadığını gösterdi. Buna rağmen, hastalığın başlangıcında C vitamini almak hastalığın süresini yaklaşık 1 gün azaltıyor. Çok fazla narenciye tüketmek (portakal, greyfurt, limon dilimleri) bu faydalı besinden fazla almanızı sağlar.

Anason tohumu

Meyankökü tadındaki bu tohumların antibakteriyel özellikleri var. Öksürüğü hafifletiyor, üst solunum yollarınızın tıkanmasını önlüyor. Anason tohumunu kurabiyelerinizde ve dürümlerinizde kullanabilirsiniz. Fakat soğuk algınlığıyla savaşmak için genellikle çayı kullanılıyor.

Yoğurt ve kefir

Bakterileri genellikle kötü bir şey olarak düşünürüz, fakat bu organizmaların bazıları sağlığınız için zorunludur. Yoğurt ve kefir gibi probiyotik gıdalar yemek faydalı bakteri türlerinin yeniden doldurulması için iyi bir yoldur. Bu bakteriler sindirim sağlığını destekler ve mide rahatsızlığını önlemeye yardım eder. Mide ve bağırsak yollarında 10 trilyon bakteri yaşıyor.

Rezene

Anason gibi rezene de doğal bir balgam söktürücüdür. Ayrıca göğüs tıkanıklığını açar ve inatçı öksürüğü yumuşatır. Rezene çiğ olarak ya da kavrulmuş şekilde tüketilebilir. Soğuk algınlığıyla savaşmak için rezene tohumlarından çay yapmalısınız. Bir fincan kaynamış suya 1,5 çay kaşığı rezene tohumu atıp 15 dakika demlendirin, süzün ve balla tatlandırıp için.

Kırmızı biber

Narenciyeler gibi kırmızı biberlerde de bol miktarda C vitamini bulunuyor. Gerçekte, sadece bir tane kırmızı biber kadınlar için önerilen günlük miktarın 2 katı kadar (150 miligram) C vitamini içeriyor. Araştırmalar ise gribe karşı savaşmanız için daha fazla C vitaminine ihtiyacınız olduğunu gösteriyor.

Çay

Herkes bir bardak sıcak çayın göğüs darlığına iyi geldiğini, boğaz ağrısını yumuşatmaya yardımcı olduğunu biliyor. Siyah, yeşil ya da beyaz çay olmak üzere tüm çaylar griple savaşan kateşin isimli antioksidanlar içeriyor. 2011 yılında Japonya’da yapılan araştırmada, 5 ay boyunca kateşin kapsülü kullanan katılımcıların kullanmayanlara göre gribe yüzde 75 daha az yakalandıkları belirlendi. Ayrıca  kateşinler metabolizmanızı hızlandırıyor, bağışıklığınızı artırıyor ve kanser ile kalp hastalığına karşı koruma sağlıyor.

Bitter çikolata

Saf kakao birçok çilek türünden daha fazla hastalıkla savaşan antioksidan içeriyor, ayrıca bitter çikolata çinkoyla doludur. Ancak çikolata yerken kakao oranı en az yüzde 70 ve üzeri olan bitter çikolatayı tercih etmelisiniz.

Derisiz hindi göğsü

Derisi alınmış hindi göğsü gibi yağsız proteinler, griple savaşmada önemli yer tutar. Genellikle kas yapmak için bu proteine ihtiyacımız olduğunu düşünürüz, fakat vücutta antikor üretimi ve enfeksiyonlarla savaşmak için yağsız proteine ihtiyaç duyarız. Aynı şekilde tavuk göğsü de iyi bir yağsız protein kaynağıdır. Et yemiyorsanız kuru fasulye, kabuklu kuru yemiş ve süt ürünleri de tüketebilirsiniz.

Süt

Vücudumuzun güçlü kemik üretimi için gerek duyduğu D vitamini  kalp hastalığına karşı savunma sağlıyor, bağışıklık sisteminizi destekliyor. Bu kilit vitamin süt, portakal suyu ve kahvaltılık tahıl gibi güçlendirilmiş yiyeceklerde de bulunuyor. İhtiyacınız olan günlük D vitaminini almanız sizi soğuk algınlığından korumaya yardım eder. 2012 yılında yapılan araştırmaya göre, D vitamini takviyeleri çocukların kışın soğuk algınlığıyla savaşmasına yardım ediyor.

Mantar

Tüm mantar türleri potasyum, B vitamini ve lifin yanı sıra bağışıklık sisteminizi destekleyen antioksidanlar içeriyor. Özellikle Uzakdoğu mutfağında kullanılan Şitaki mantarının içerdiği “lentinan” isimli besinin kansere karşı koruyucu özelliği bulunuyor.

Yulaf

İster kasede isterseniz çikolatanın içinde yiyin, yulaf beta-glukan olarak isimlendirilen bir tür lif içerir. Bunun da kolesterolü düşürücü ve bağışıklığı destekleyici özellikleri bulunuyor. Araştırmalara göre, yulaftan aldığınız beta-glukan üst solunum yolu enfeksiyonlarını önlemeye yardım ediyor. Ayrıca insanlarda beyaz kan hücresi aktivitesini düzenliyor.

Yeşil yapraklı sebzeler

Koyu yeşil yapraklı sebzeler daha fazla besin maddesi içerir. Soğuk algınlığı ve grip mevsimi için vücudunuzu marul, karalahana ve rokayla güçlendirebilirsiniz. Ayrıca roka gibi biraz acı yeşillikler göğsünüzdeki tıkanıklığa, öksürüğe ve burun akıntısına iyi gelir.

Yaban mersini

Bu antioksidan deposu meyve bağışıklık sisteminizi güçlendirir. 2007 yılında, Cornell Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, bilim adamları vahşi yaban mersininin herhangi bir taze meyveden çok daha fazla aktif antioksidan içerdiğini tespit ettiler.

Havuç ve tatlı patates

Havuç ve tatlı patates gibi turuncu meyve-sebzeler beta-karoten açısından zengindir. Bu yiyecekleri yediğimizde vücudumuz bu organik bileşeni A vitaminine çeviriyor. A vitamini ise güçlü bir bağışıklık sistemi için zorunludur. Özellikle soğuk algınlığına yakalandığınızda A vitamini önemlidir. Mukus zarının sağlıklı kalmasında ve fonksiyonlarını iyi bir şekilde yerine getirmesinde etkilidir.

Ay çekirdeği

Akşamları dizi izlerken çıtırdattığınız ay çekirdeği en iyi doğal E vitamini kaynaklarından biridir. Hücre duvarlarını hasardan koruyan bir antioksidan olan E vitamini vücudunuz için önemlidir. Sadece 30 gram ay çekirdeği günlük ihtiyacınız olan E vitaminin yüzde 30’unu karşılar. E vitamini ayrıca akciğerlerinizin sağlığı için de önemlidir. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Bağışıklığınızı destekliyor, griple savaşıyor

Gıdalar her zaman zihinsel ve fiziksel sağlığınız için hayati öneme sahip. Ton balığı, hindi ve bazı balık türleri bağışıklık sisteminizi kuvvetlendirip griple savaşırken maydanoz çayı gibi bitkisel içecekler ise idrar yolu enfeksiyonlarıyla mücadele ediyor.  İşte bu nedenle yediğiniz içtiğiniz gıdalara dikkat ederek sağlıklı bir şekilde yaşamınızı sürdürebilirsiniz.

Health isimli internet sitesinde yer alan habere göre, işte sizi hastalıklardan koruyan ve iyileştiren gıdalar:

Mide yanmasını tedavi ediyor

Tam tahıllar ve lif: Daha fazla sebze tüketin ve beyaz pirinç ile hamur işi yerine tam buğdaylı gıdaları tercih edin. Yüksek miktarda çözülemeyen lif içeriğinin sindirilmesi midenizde daha az zaman alıyor. Bu yiyeceklerin sindirimi kolaydır, mide yanmasına iyi gelir.

Soğuk havada hayatta kalma

Ton balığı, hindi, pisi balığı: Kış ayları boyunca salatalarla yaşamayın. Yeterli miktarda selenyum almazsanız bağışıklık sisteminiz desteklenmez. Selenyum gribin de dahil olduğu bakteri ve virüsleri öldürmeden sorumlu olan beyaz kan hücresi oluşumuna yardım ediyor. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde selenyum eksikliğinin ciddi grip semptomlarını artırdığı belirlendi. Bir porsiyon sardalye ya da pisi balığı  yiyerek günlük selenyum ihtiyacınızın yüzde 60’ını karşılayabilirsiniz. Ayrıca bu balıklar size Omega-3 yağ asiti de sağlar.

Mayalanmış gıdalar: Yoğurt, kefir gibi gıdalar bağışıklık sisteminizi güçlendirmeye yardım eden faydalı bakteriler, probiyotikler içerirler. İsveç’te yapılan araştırmaya göre, mayalı içecekler tüketmek hasta olduğunuz günlerin sayısını yüzde 55 oranında azaltıyor.

Karalahana, ıspanak, balkabağı, havuç: Bu gıdaların içerisindeki A vitamini mukus zarını nemli ve sağlıklı tutar, böylece mikroplar bu zarı geçemez. Bu nedenle sağlıklı olmak için düzenli olarak bu gıdaları tüketmelisiniz.

Eklem ve kas ağrılarını hafifletiyor

Yağlı balık: Somon ve sardalye gibi balıkların içindeki Omega-3 yağ asitleri tutulmuş olan dizlerinizin yeniden çalışmasına yardım eder. Geçtiğimiz günlerde araştırma ile omega-3’ün eklem ağrısını azalttığı tespit edildi.

Kiraz: Atletler antrenmandan sonraki kırgınlığı azaltmak için anti-inflamatuar özelliği olan kiraz suyunun çok faydalı olduğunu belirtiyorlar. Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, bir hafta boyunca günde iki kez 340 gram kiraz yiyen koşucuların koşudan sonda daha az ağrı duydukları belirlendi.

Alerjiye iyi geliyor

Kuruyemişler ve çekirdekler: Gözleriniz kaşınıyor ve sürekli hapşırıyor musunuz? Sincap gibi yapın ve kuruyemiş ile çekirdekleri depolayıp, saklayın. Badem, yer fıstığı ve ayçekirdeği E vitaminiyle doludur. Araştırmalar da E vitamininin alerjik tepkiyi azaltmaya yardımcı olduğunu gösteriyor. Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre, E vitamini açısından zengin gıdalarla beslenen insanlarda saman nezlesi görülme riski daha düşüktür. Yetişkinler için önerilen E vitamini günlük 15 miligramdır. Bunu da 60 gram kadar ayçekirdeği tüketerek karşılayabilirsiniz.

İdrar yolu enfeksiyonuyla savaşanlar

Maydanoz çayı: Araştırmacılar, maydanoz filizinin bazısı antibiyotiklere karşı direnç gösteren idrar yolu enfeksiyonuna yol açan mikroplara karşı antibakteriyal gücü olduğunu belirlediler. Biraz su kaynatın, 10 dakika boyunca bir demet maydonoz sapını demlenmeye bırakın ve sonra için. Bunu gün boyunca tekrarlayın.

Kızılcık suyu: Yapılan araştırmalara göre, kızılcık ya da yaban mersininin içinde bulunan “proanthocyanidins” isimli bileşenler bakterilerin mesane hücrelerine temasını ve enfeksiyon oluşmasını engelliyor. McGill Üniversitesi’nde yapılan araştırmada ise kızılcığın idrar yolu enfeksiyonuna yol açan bakterileri önlediği tespit edildi. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Okullar yakında açılıyor… Okul mikroplarıyla nasıl savaşacaksınız?

Tüm okul yılı boyunca çocuklarınızın hastalanması kaçınılmazdır. Amerikan Pediatri Akademisi’ne göre, çocuklar kreşte, anaokulunda ya da okulda yıl boyunca 8 ile 12 kez soğuk algınlığına yakalanırlar. Bu sadece solunum yolu enfeksiyonudur. Bunun yanında okulda çocuklarınızı birçok farklı hastalık bekliyor.

Foxnews’te yer alan habere göre, çocuklarınızı okulda yayılan mikroplardan korumanın yolları:

Pembe göz hastalığı

Pembe göz hastalığı olarak da bilinen bu hastalıkta gözün beyaz kısımlarından biri ya da ikisi de pembeye döner. Hastalık birinin gözünden akan mikroplu iltihaba dokunmayla ya da mikrop bulaşmış bir yüzeye dokunmayla yayılır. Bakterilerin yol açtığı türü ise virüslerin oluşturduğu türe göre daha fazla bulaşıcıdır. Ellerinizi sık sık yıkayıp, çocuklarınıza da ellerini yıkamadan yüzlerine dokunmamalarını söyleyerek hastalık riskini azaltabilirsiniz.

Menenjit

Potansiyel olarak ölümcül olan bu hastalık beyin ve omuriliği saran zarın iltihaplanmasıdır. En çok 10-19 yaşları arasındaki çocukları etkileyen hastalık daha küçük çocuklarda nadiren görülür. Bunu önlemenin en iyi yolu Meningokok aşısıdır. Aşının 11-12 yaşlarında yapılmasını ve daha sonra ise 16 yaşta destekleyici dozun yapılmasını öneriliyor.

Saç biti

Çocuğunuzun saçlarının okulda bitlenmesi hemen her çocuğun başına gelebilir. Aynı sınıfta bulunan çocuklarda bitin diğer çocuklara yayılması çok kolaydır. Çocuklar grup halinde, kafa kafaya çalışıyorlarsa bitler yayılabilir. Ya da kreşlerde çocukların uyuduğu yataklarda da bulunabilir. Bu nedenle çocuklarınıza arkadaşlarıyla kafa kafaya temas etmemesi, arkadaşlarının atkılarını, berelerini ya da sırt çantalarını kullanmaması gerektiğini anlatın.

El, ayak, ağız hastalığı

Bu virüsler bir dizi hastalığa yol açabilir. Bunların arasında en yaygın olanı ise ağrılı olan el, ayak, ağız hastalığıdır. Bu hastalık ağız içinde, avuçlarda ya da ayak tabanlarında kötü kokulu kırmızı kabarcıklara yol açar. Tedavisi yoktur, bu nedenle önleminizi almalısınız. Virüs tükürükte yaşar. Çocukların kalem gibi nesneleri ağzına sokmadığından ve öğle yemeğini arkadaşıyla paylaşmadığından emin olun.

Grip

Okul sezonunun başlamasıyla grip ve soğuk algınlığı mevsimi de başlar. Mevsimsel gribe karşı en iyi korunma şekli her yıl yenilenen grip aşısıdır. Aşı türlerinin etkili olması yıldan yıla değişiklik gösterse de bir araştırmaya göre, aşı yüzde 83 koruyuculuk sağlıyor. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi 6 aydan büyük tüm sağlıklı çocukların her yıl aşılanmasını öneriyor.

Okul yaraları

Bu cilt enfeksiyonuna Streptococcus ya da Staphylococcus isimli bakteri yol açar. İltihap dolu baloncuklar ve açık yaralarla kendini gösteren bu hastalık oldukça bulaşıcıdır. Hasta kişiye, hastalık bulaşmış yüzeye dokunmakla ya da mikropları vücudunuzun bir bölümünden diğer bölümüne taşımayla bulaşır. Hasta olduğunu bildiğiniz kişilerle doğrudan temas etmeyin, ellerinizi sık sık yıkayın.

Kızamık

2000 yılında Amerika’da MMR aşısı sayesinde çocuklarda kızamık hastalığının yok edildiği duyurulmuştu. Ancak geçtiğimiz yıllarda aşı oranlarındaki azalmaya bağlı olarak bu ülkede kızamık salgınları görüldü. Kızamıkta aşılama önlemenin önemi büyüktür. Aşının ilk dozu çocuk 12-15 aylık olduğunda yapılıyor. Daha sonra ise çocuk okul çağında tekrar dozu yapılıyor.

Rhinovirus

Sık görülen soğuk algınlığının arkasında rhinovirus vardır. Çocuğunuz bir kez soğuk algınlığına yakalandıysa belirtileri tedavi etmekten başka yapabileceğiniz bir şey yoktur. Sağlıklı kalmak için ise yapmanız gereken el yıkamadır. Çocuklar tuvaleti kullandıktan, burunlarını temizledikten, ellerine öksürdükten ve hapşırdıktan sonra ve ayrıca yemekten önce mutlaka ellerini yıkasınlar ya da el temizleme jeli kullansınlar.

Öpücük hastalığı

Öpücük hastalığı olarak bilinen Mononükleoz, hasta kişinin öpmesiyle ya da tükürüğüyle bulaşıyor. En çok 15-17 yaşları arasında yaygın olan hastalık aynı yiyecek, içecek ve mutfak eşyalarının paylaşılmasıyla yayılıyor. Bu hastalık ateşe, lenf bezlerinin şişmesine, boğaz ağrısına ve yorgunluğa yol açabiliyor.

Norovirüs

Bu virüs insanlarda, sindirim sistemini (mide ve bağırsaklar) tutuyor, bulantı, kusma, ishal ateş ve baş ağrısına yol açan enfeksiyon hastalığına neden oluyor. Okul gibi kalabalık ortamlarda salgın haline geliyor. Hastalığın çocuklarınıza bulaşmasını önlemek için arkadaşlarıyla aynı yiyecek, içecek ve çatal, kaşık gibi malzemeleri paylaşmaması gerektiğini öğretin. Ellerini sık sık yıkaması da hastalığın önlenmesinde yardımcı olur. Yazın yüzme havuzlarından da bu hastalık bulaşabilir. Çocuklarınıza havuz suyunu ağzına almamalarını ve yutmamalarını anlatın.

Kulak enfeksiyonu

Kulak enfeksiyonu olarak bilinen otitis medya, özellikle küçük çocuklar arasında yaygındır. Bazı çocukluktaki bağışıklık kazanma şekilleri (grip ve pnömokok yani KPA aşısı ) kulak enfeksiyonu riskini azaltabiliyor. Elleri sık yıkamak gibi hijyen teknikleri de hastalığın önlenmesinde yardımcıdır.

Rotavirüs

Oldukça bulaşıcı olan rotavirüs ishale yol açar ve özellikle küçük çocuklarda hızlı bir şekilde dehidrasyona yol açar. Ancak bebekliğinde ağızdan verilen aşı sayesinde sonraki yıllarda çocuklarda bu hastalık önlenebilir. Aşı büyük çocuklara yapılmıyor. Aşı şansınızı kaçırdıysanız virüsün dışkıyla yayılma riskine karşı dikkatli olun.

Boğmaca

Çocukları boğacak kadar şiddetli olan öksürük nedeniyle boğmaca denen hastalık ciddi ve tehlikeli bir solunum yolu enfeksiyonudur. Hastalık bulaşmış kişiler öksürük, hapşırık veya yakın temas aracılığıyla hastalığı yayar. Çocuklar, gençler ve yetişkinler için aşısı olsa da bebekler için aşı yoktur. Sizin de çocuğunuz şiddetli şekilde öksürüyorsa doktora gidin ve iyileşene kadar evde kalmasını sağlayın. Sağlıklı çocukları hastalık kapmaması için aşılayabilirsiniz ve ayrıca ellerinizi sık sık yıkayın.

Streptokok anjini

A grubu streptokokus bakterisinin neden olduğu streptokok anjini sadece şiddetli boğaz ağrısına yol açmaz. Bunun yanında ateş, baş ağrısı, bulantı ve kusmaya da neden olur. Mikrop havaya saçılan tükürüklerle çevredeki kişilere yayılır. Test sonucu pozitifse, kalp ve beyni etkileyebilecek kadar ciddi komplikasyon riskine karşı antibiyotik tedavisi gerekir. Okul çağındaki çocuklar eşyalarını paylaşmamalı ve ağızlarına götürmemeli. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Hastalandığınızda vücudunuzun verdiği uyarıları önemseyin

Hayatın günlük koşuşturmasında bazen vücudumuzun sesine kulaklarımızı tıkıyoruz. Fakat, uzmanların ‘kendi kendinizin doktoru olun’ tavsiyesini kulak ardı etmeyin.

Çoğumuzun ciddiye almadığı soluk cilt, tırnak kırılması veya kaş dökülmesinin aslında tiroid ve böbrek hastalıklarının habercisi olabileceğini söyleyen Medical Park Fatih Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Canan Öztürk, “Çünkü hastalıklar vücudumuzla çeşitli sinyaller vererek ‘geliyorum’ der” dedi.

Soluk cilt hastalık habercisi

Herkes daha parlak, canlı ve sağlıklı bir cilde sahip olmak ister. Özellikle günümüzde, stres, klimalı ortamlar, egzoz dumanı, makyaj malzemeleri, sağlıksız beslenme, sigara, alkol kullanımı ve güneş cildimizi olumsuz etkiler. Ciltteki solukluk, bazen cilt yapımızla ilgili olabilir. Özellikle cilt rengi tipi 3 ve 4 olanlarda yapısal olarak görülebilir. Ancak demir eksikliğine bağlı kansızlığınız varsa, tiroid (guatr) hastalığınız varsa ya da böbreklerle ilgili bir sıkıntı varsa ciltte solukluk ortaya çıkabilir.

Tırnaklarınızın kırılmasını ciddiye alın

Bu hastalıkların tek belirtisi ciltte solukluk değildir. Özellikle kansızlık probleminde tırnaklarda kırılma, geç uzama ve kaşık tırnak görünümü, kaşıntı, saçta ve kaşta dökülme görülebiliyor. Yine tiroid hastalıklarında saçta ve kaşlarda özellikle dış kenarda dökülme, ciltte kuruluk ve kaşıntı tırnaklarda kırılma olabilir. Böbrek hastalarında ise ciltte solukluk, hafif kahverengiye doğru renk değişikliği ve kaşıntı görülebilir. Özellikle cildimizde aniden ortaya çıkan bir solukluk varsa mutlaka doktorunuza muayene olarak, gerekirse tetkik yapılması uygun olur. Eğer bu solukluğa neden olan bir hastalık tespit edilirse, buna yönelik tedaviler başlanır.

Daha parlak cilt için sağlıklı beslenin

Bu tedavilere ek olarak, cildimizin daha parlak ve canlı görünmesini sağlamak için destek olarak besinlerden faydalanmak mümkün. Özellikle demir açısından zengin besinler, ıspanak, roka, maydanoz gibi yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı et, çekirdekli kuru üzüm, kuru erik ve hurma, nohut ve kuru fasulye gibi baklagiller, dut ve keçiboynuzu pekmezi, yumurta, buğday, arpa, yulaf gibi tahıllarla beslenmek gerekiyor. Genel cilt sağlığımız için somon balığı, badem, ceviz, semizotu, zeytinyağı, avokado, portakal, limon, havuç ve mango masalarımızda olması gereken yiyecekler. Yeşil çay gibi antioksidan özelliği yüksek çaylar ile bol su içmek gerekiyor. Öte yandan yaşın ilerlemesiyle cilt parlaklığını kaybedebilir. Bunun için mutlaka cildimizi çok iyi güneşten korumamız, cilt tipimize uygun nemlendirici krem kullanmamız, egzersizi hayatımıza katmamız gerekiyor. Bunlara ek olarak erken dönemde doktorunuzla birlikte konuşarak, destekleyici işlemlere başlamak faydalı olacaktır.

Kategoriler
Sağlık

Hastalıktan korumak için çocuklarınıza sarımsak yedirin

Çocukların hasta olmalarında virüsler kadar ailelerin yanlış tutumları da etkili. Uzmanlar, mevsim geçişlerinin yaşandığı bugünlerde çocuklarınızı çocuğunuzu kat kat giydirmemenizi, yanlarında sigara içmemenizi ve çocuklarınıza bol bol sarımsak yedirmenizi tavsiye ediyor.

İlkbahar ve sonbaharda bronşiolit çocukların sağlığını tehdit ediyor. Virüsler etkili ancak ailelerin hataları da hastalığa davetiye çıkarıyor. VM Medical Park Pendik Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hande Namal Türkyılmaz, “Çocuğu kat kat giydirmeyin, evde sigara içmeyin, bol bol sarımsak yedirin, AVM’ye değil pikniğe götürün” diyerek uyarılarda bulundu.

Bronşit ciğerlerinize hava akışı sağlayan bronş tüpleri ve astarının bir iltihabıdır. İltihap bronşiyol denen küçük bronşlarda oluşursa bronşiolit adıyla anılır. Bronşiolit viral kaynaklı bir hastalıktır. En sık RSV dediğimiz Respiratuar Sinsityal Virüs sebep olur. Çocukların yüzde 70’inde sebep bu virüstür. Diğerleri ise parainfluenza, influenza (grip virüsleri), human metapnömovirüs, rinovirüs ve adenovirüslerdir. VM Medical Park Pendik Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hande Namal Türkyılmaz daha sık 2 yaştan küçük çocukları etkileyen bu hastalıkla önemli bilgiler verdi.

Hışıltılı solunuma dikkat!

Grip bir üst solunum yolu, bronşiolit ise küçük hava yollarını tutan alt solunum yolu enfeksiyonudur. Bronşiolit de grip gibi burun akıntısı, hapşırık gibi üst solunum yolu enfeksiyonu gibi başlar ancak bu bulguların ardından huzursuzluk, solunum sıkıntısı, solunum sayısında artma, hırıltı, hışıltı, beslenme problemleri ve kusmalar ortaya çıkar. Bu durumda hemen doktora başvurmak gerekir. Çocuklarda sıklıkla akut bronşiolit atakları görürüz. Kronik bronşit erişkinlik hastalığıdır denebilir. Ancak bronşiolitte gördüğümüz hışıltılı solunum pek çok şey şeyle tetiklenebilir.

Mevsim geçişleri daha tehlikeli

Alerjenler (gıdalar, polenler, ev tozu-akar, kedi-köpek vb), sigara, soğuk, diğer viral enfeksiyonlar, egzersiz gibi çok çeşitli dış etkenler hışıltılı solunum tablosuna yol açabilir. Yani bu durumda bahar ve mevsim geçişleri bronşioliti tetiklemez. Ancak bahar ve mevsim geçişlerinde artan viral enfeksiyonlar, polenler, alerjenler yatkın çocuklarda hışıltı yapabilir. 2 yaş altı çocukların yüzde 30’undan fazlası en az bir kere bronşiolit geçiriyor. Eğer çocuk prematüre ise, kronik akciğer hastalığı varsa, sigaraya maruz kalıyorsa, kas hastalığı, bağışıklık sistem hastalığı varsa, doğumsal kalp hastalığı varsa, düşük sosyoekonomik düzeyde ise risk daha da artıyor. Çocukların bronşiolit açısından risk altında olmasının en büyük sebepleri sigara maruziyeti ve kreş, AVM gibi kapalı kalabalık ortamlarda fazlaca kalmalarıdır.

Çocuğunuzu kendi giyindiğinizden fazla giydirmeyin

Toplum olarak soğuktan çok korkuyoruz. Ancak bu fazla kıyafet giydirme pek çok soruna yol açabiliyor. Fazlaca giydirilen ve bu nedenle doğal olarak terleyen çocuğun ‘terledi’ diye restoranda, kafede, oyun alanında soyulup soğuk terli vücuduna buz gibi yedek giysilerin geçirilmesi en sık yapılan yanlışlardan biri… Bu çocuğu daha da hasta edecek bir davranış. Biz kaç kat giyiniyorsak, çocuk da o kadar kat giyinmeli.

Hastalık belirtilerini ciddiye alın

Bronşiolit esasen viral bir hastalık olduğu için antibiyotik gerekmez. Ancak çocuğunun solunum problemi yaşadığını gören aileler panikleyip antibiyotik konusunda doktorlarına baskı yapabiliyorlar. Antibiyotik eşlik eden bakteriyel enfeksiyon yoksa tedavide yer almaz. Bronşiolit tedavisi destekleyici bir tedavidir. Hafif olgular evde tedavi edilir. Orta ve ağır olgularda özellikle oksijen desteği için hastane yatışı gerekebilir. Aileler şu belirtilere dikkat etmeli;

Çocuk çok hızlı nefes alıyorsa, belirgin hışıltısı varsa,
İştahı çok azaldıysa, su içmiyorsa,
Normalden daha fazla uyuyorsa,
Yüksek ateş varsa,
Kötüleşen öksürük varsa,
Çok yorgun ve bitkin görünüyorsa mutlaka doktora başvurmalıdırlar.

Çocuğun yedikleri gıdalarla hastalıktan koruyabilirsiniz

Antioksidanlarca zengin yeşil yapraklı sebzeler, antimikrobiyal ve antiviral etkinliğinden dolayı sarımsak (ancak çiğ ve doğranmış olarak tüketilecek), C vitamini içeren gıdalar (tatlı patates, kivi, brokoli ve brokoli filizi, domates), ve bunların emilimini artıran ve bağışıklığı destekleyen fermente gıdalar (kefir, yoğurt, turşu gibi…).

AVM’ye değil, pikniğe gidin

Çocukları bu hastalıktan korumada anne ve babalara büyük iş düşüyor.

İlk ve en önemli husus sigaradan uzak kalmak! Çocukların yanında içtiğiniz sigara sizi olduğu gibi onları da zehirler. İkincisi, beslenmelerinde titiz davranmak, tüm paketli gıdalar ve bağışıklığın baş düşmanı şekerden uzak durmak önemli! En önemlisi çocukları bol bol açık havada gezdirmek. Soğuktan korkmamak. Hafta sonları bir sürü hasta insanın havasını kirlettiği AVM’ler yerine pikniklere götürmek.

Kategoriler
Sağlık

Cildinizin ele verdiği 9 şaşırtıcı hastalık!

Genellikle cildiye uzmanlarına sadece akne tedavisi, ben kontrolü ya da saç dökülmesi gibi nedenler için gideriz. Fakat dermatologlar cilt hastalıklarının yanı sıra çölyaktan şeker hastalığına kadar birçok hastalığın erken dönem belirtisini cildinizde görebilirler.

Reader’s Digest isimli dergide yer alan habere göre, bazı durumlarda cildiye uzmanları bazı önemli hastalıkların belirtilerini tespit etmede yardımcı olabiliyor. İşte o hastalıklar:

Diyabet

Günümüzde şeker hastalığı oldukça yaygındır. Boyunda ve koltuk altlarında oluşan akantozis nigrikans olarak bilinen ciltteki kadifemsi kalınlaşma şeker hastalarında meydana gelir. Ancak bu hastalar kendilerinde şeker olduğunu bilmezler. Bu lekeler nedeniyle cildiyeye gelirler. Doktor şeker hastalığını doğrulamak için kan şekeri seviyesini test ettirmeye gönderir.

Çölyak hastalığı

Yaygın olarak dizlerde, dirseklerde bazen saç derisinde oluşan “Dermatit Herpetiformis” olarak bilinen hastalık kaşıntılı kabarcıklara yol açar. Bu hastalık çölyak hastalığının belirtilerinden biridir. Böyle kaşıntılı bir sorununuz varsa çölyak hastalığına yakalanmış olabilirsiniz.

Romatoid artrit (İltihaplı romatizma)

El ve ayaklardaki küçük eklemlerin içinde ağrı ve şişmeye yol açan bu iltihabi hastalık bazen ciltte de kendini gösterebilir. Bu hastaların yaklaşık yüzde 20 ile 30’u etkilenen eklemin yanında derialtı yumruları oluşabilir. Cildin incelmesi, ellerin üzerindeki ciltte saydamlaşma ve çabuk kırılan tırnaklar yaygın romatoid artrit belirtisidir.

Lupus hastalığı

Bağışıklık sisteminin çevre doku ve organlara saldırması olarak açıklanan kronik bir inflamatuar hastalık olan lupus, saç derisinde ya da boyun gibi çok fazla güneşe maruz kalmış ciltte, kolların arkasında ve sırtın üst bölümlerinde kırmızı kaşıntı oluşturuyor. Güneşe maruz kalınca hastalık daha da kötüleşiyor.

Tiroid hastalığı

6 haftadan daha uzun süren kronik hastalıklar tiroid bezi hastalığının habercisi olabilir. Bunu neyin tetiklediğini tam olarak bilmeyen uzmanlar, alerjik reaksiyonları tetikleyen IgE reseptörü denilen bağışıklık sistemi parçalarına karşı vücudun antikor geliştirdiğini ifade ettiler.

İltihabi bağırsak hastalığı

Ülseratif kolit hastalarının üçte biri ya da bağırsak hastalığına sahip olan hastaların yarısının cilt dokuları etkileniyor. Örneğin cilt üzerinde kesikler ya da nodüller oluşabiliyor.

Hepatit C

Bu karaciğer hastalığına sahip hastaların yaklaşık yüzde 15 ile 20 ‘sinin cildinde de belirti görülür. Bunlar arasında  vaskulit (damar iltihabı, vaskülit) ve liken planus gibi kaşıntılar bulunyor. Hepatit C olduğunu bilmeyen birçok kişi bu sorunlarla karşılaşıyor.

Adrenal yetmezliği

Böbreklerin üzerinde bulunan adrenalin bezleri kortizol pompalamakla görevlidir. Bu bezler yeterince kortizol üretmezse kas zayıflığı, yorgunluk ile iştahsızlık, düşük kan basıncı ya da şeker gibi belirtiler görülür. Ayrıca ciltte koyulaşma da dikkat çeker.

Yetersiz beslenme

Hastalar saç dökülmesi nedeniyle cildiyeye gittiklerinde, kadınlarda bunun nedeni besinlere ya da hormonlara bağlı olabilir. Saç dökülmesini tetikleyen diğer tetikleyenler arasında protein, çinko, D vitamini ve demir eksikliği olabilir. (Vasfiye Özcanbaz)