Kategoriler
Yaşam

Teflon tencere ve tavalar güvenli mi?

Her gün yemek pişirirken kullandığınız teflon tencere ve tavaların yemeklerinize bulaştırdığı tehlikeli kimyasallar kansere, kısırlığa, böbrek ve karaciğer hasarına yol açabilir. 

Bugüne kadar güvenilir bildiğiniz teflon tencere ve tavalar, pişirdiğiniz yemeklerin içine sürekli olarak kimyasallar salıyor. Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından son zamanlarda yapılan araştırmaya göre, bu tencere ve tavalar, zehirli ve zararlı kimyasallar içerebilir. Peki her tencere ve tava zehirli mi güvenilir olanları var mı?

TEFLONUN TEHLİKELERİ NELER?

FDA, araştırmalarda katılımcıların kanında bulunan PFA (“sonsuza dek kimyasal” olarak da bilinen yaklaşık 5000  sentetik kimyasal) seviyelerinin henüz sağlığa zararlı olacak kadar yüksek olmadığını söylese de, bu durum son araştırmaların sonuçlarının rahatsız edici olmadığı anlamına gelmiyor. Sonuçta, yüksek ateşte yemek pişirirken yemeğinize karışabilen  PFA’lar, kanser, kısırlık, böbrek ve karaciğer hasarı gibi ciddi sağlık riskleri ile ilişkilendirildi. 

GÜVENİLİR TEFLON TENCERE VAR MI?

Araştırma sonucuna göre, ilerleyen zamanlarda üretilecek teflon tencere ve tavalar için birçok PFA’nın kullanımı yasaklandı. Ancak şu anda yeni bir set almayı düşünüyorsanız, yüksek seviyede PFA ve diğer kimyasallar içeren alüminyum ve teflondan uzak durun. Bunun yerine paslanmaz çelik, temperli cam veya granit gibi toksik olmayan tencere ve tavaları tercih edin. (Eda Aydan Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Karaciğerinizin yağlanmasını önlemek sizin elinizde!

Vücudunuzdaki atık maddeleri temizleyen karaciğer, alkol, yağlı ve şekerli gıdaların makul miktarda alınması halinde vücuda etkilerini hafifletir. Ancak, karaciğerinizi  doğal yollarda temizlemezseniz karaciğer yağlanması gibi hastalıklara davetiye çıkarırsınız.

Toksinleri atık ürünlere dönüştürmede, kanı temizlemede ve besinleri, ilaçları vücutta kullanabilmeleri için metabolize etmekte mükemmel şekilde işleyen karaciğerinizin sağlıklı olması önemli. Piyasada karaciğerinizi detoks eden pek çok ürün olsa da bunların etkinliğini destekleyen bilimsel veriler yok ve hatta bunlar sağlığınız için ehlikeli olabilirler.

Karaciğerinizin sağlıklı bir şekilde çalışması için karaciğerinizin doğal yollarla temizlenmesine özen göstermelisiniz. Bu yolların başında sağlıklı beslenme gelir. Aşağıdaki listede yer alan birçok karaciğer dostu gıdayı düzenli olarak tüketmelisiniz.

Çay-Kahve

Kahvenin karaciğer sorunlarınız olsa bile karaciğerinizi hastalıklardan koruduğu kanıtlanmıştır. Siroz ve karaciğer kanseri riskini azaltan kahve ayrıca zararlı iltihabı da en aza indiriri. Araştırmacılar, karaciğer hastalığının belirleyicilerinden biri olan yağ hücrelerinin birikmesini önleme yeteceğinden dolayı kahvenin işe yaradığını düşünüyor. Kahvenin bu etkisinden daha çok yararlanmak için en az günde en az üç fincan içmelisiniz.

Araştırmalar yeşil çay tüketiminin de karaciğer sağlığıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor, ancak bu etkisi için günde 5-10 bardak içmeniz gerekebilir. Bu nedenle siyah çay, yüksek yağlı bir diyetin etkilerini tersine çeviriyor. Her gün istediğiniz kadar çeşitli çayların tadını çıkarın, ancak bu miktar 10 bardağı aşmasın.

Greyfurt

Greyfurt içerdiği antioksidanlar nedeniyle karaciğer için idealdir. Greyfurttaki iki ana antioksidan (naringenin ve naringin), iltihaplanmayı azaltmaya ve karaciğer hücrelerini korumaya yardımcıdır. Ayrıca, aşırı bağ dokusunun büyümesini önler ve karaciğerde depolanan yağ miktarını azaltır.

Yaban mersini ve kızılcık

Yaban mersini ve kızılcık, içerisindeki meyvelere farklı renkler veren antosiyaninler adı verilen bir antioksidan sayesinde karaciğer sağlığınızı korur.

3-4 hafta boyunca her gün yaban mersini tüketilmesi halinde lezyonların, yara izlerinin ve fibrozun gelişmesi önlenmiş ve karaciğeri korumuştur. Yabanmersini ekstresi, laboratuvar ortamındaki çalışmalarda karaciğer kanseri hücrelerinin büyümesini engellese de insanlar üzerinde daha fazla araştırma yapılması gerekiyor.

Üzüm

Üzümlerin özellikle kırmızı olanlarının içeriğinde bulunan resveratrol, iltihabı azaltarak ve serbest radikallerin zarar görmesini önleyerek karaciğere yardımcı olur. Düzenli tüketilmesi, kanser geliştirme riskini de azaltır.

Dikenli İncir

Türkiye’de dikenli incir olarak bilinen dikenli armut aslında yenilebilir bir kaktüs türüdür. Yapılan araştırmalarda, özellikle alkol tüketmeden önce biraz incir özü içenlerin daha az mide bulantısı, ağız kuruluğu ve genel sefalet hissettiğini belirlendi. Ayrıca bu meyve, karaciğer hastalıklarını, ülserleri, yaraları ve yorgunluğu tedavi etmek için uzun zamandır bütünsel tıpta kullanılmaktadır.

Pancar Suyu

Pancarda bulunan betalainler isimli antioksidanlar, karaciğerdeki oksidatif hasarı ve iltihabı azaltmak ve ayrıca temizleyici enzimleri arttırmak için mükemmeldir. Pancar sevmeyenler, yaban mersini ile karıştırıp buzlu içecek haline getirebilir.

Karaciğeriniz şeker, alkol ve yağlı gıdalarla fazla miktarda zehirlendiğinde, her şeyi metabolize edemez ve kendi içinde yağ birikintileri geliştirmeye başlar. Karaciğer hastalığının özü budur ve ölümcül olabilir. Ancak düzenli olarak tüketeceğiniz bu gıdalar, karaciğeri doğal yollardan temizler ve sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlar. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Her gün biraz tarçın hafızayı güçlendiriyor

Yıllardır boza, salep, muhallebi, sütlaç gibi tatlıların üzerine serptiğimiz ya da kurabiyelerde kullandığımız tarçın, özellikle şişkinlik ve sindirim dengesizliği tedavisinde uzun süredir kullanılırken hafızayı da güçlendiriyor. Ancak her şeyin fazlasının zararlı olduğunu unutmayın ve günde 1 çay kaşığından fazlası karaciğeriniz için zararlı.

Bu aromatik ağaç kabuğu, şaşırtıcı şekilde tatlı ve tuzlu gıdaların içinde ya da üzerinde tat, aroma ve lezzet vermesi için kullanılmaktadır. Harika bir tada sahip olan tarçın, geleneksel tıpta da özellikle şişkinlik ve sindirim dengesizliği tedavisinde yıllardır kullanılıyor. Tarçının obeziteye karşı korunmada da etkili olduğu belirlendi. BBC Focus dergisinde yer alan habere göre, araştırmalar, tarçının içinde bulunan ‘sinnamaldehit’ isimli maddenin enerjiyi yakımını başlatarak doğrudan yağ hücrelerine etki edebileceğini gösterdi.

Tarçın obeziteye karşı etkili

Tarçının çekici aroması ve lezzeti, temel olarak antibakteriyel ve mantar önleyici özelliklere sahip olan ‘sinnamaldehit’ adlı bir kimyasaldan geliyor. Bazı araştırmalar, maddenin tarçınlı hamur işlerinde tüketilmese de obeziteye karşı korunmaya yardımcı olabileceğini öne sürüyor. Michigan Üniversitesi’nde, insanlar üzerinde gerçekleştirilen araştırmalar, sinnamaldehitin doğrudan yağ hücrelerine etki edebileceğini ve böylece enerjiyi yakmaya başladığını gösteriyor. Bu kimyasal, lipit metabolizmasını artıran birkaç gen ve enzimin ekspresyonunu arttırdı.

Tarçının farklı türleri var

Araştırmalar, sert kabuklu ve koyu renkli ‘Kasia’ adı verilen yaygın tarçın formunun, tip 2 diyabetli kişilerde kan glukoz seviyelerini düşürebileceğini göstermektedir. Sonuçlar henüz doğrulanmamasına rağmen, son zamanlarda Ohio Northern Üniversitesi’ndeki Raabe Eczacılık Koleji’nde yapılan küçük bir çalışmada tarçının Kasia türlerinin kan glikoz seviyelerinin düşürülmesinde tek başına diyetten daha etkili olduğunu gösterdi. Amy Stockert ve ekibi, tarçın içindeki kimyasalların insülin sinyal yolundaki bir enzime bağlanabileceğini öne sürüyor.

Tarçın hafızanızı güçlendirir

Tarçın beyni destekleyici özelliklere sahip olabileceğine dair kanıtlar da var. Chicago’daki Rush Üniversitesi Tıp Merkezi’nde yapılan bir araştırmada, tarçının karmaşık bir labirentte gezinme kabiliyetini öğrenmesine yardımcı olduğu görülmüştür. Tarçın, hafızada yer alan ve CREB adlı öğrenmeyi ve hafızayı kapsayan protein seviyesini arttırdı. Araştırmacılar, vücudun tarçın metabolizmasını, genellikle beyin yaralanmalarında kimyasal bir tedavi olarak kullanılan sodyum benzoat oluşturmak için işaret ettiğini belirtiyorlar.

Fazlası karaciğeriniz için çok zararlı

Her türlü gıdada olduğu gibi fazla miktarda tarçın tüketmeden önce iki kez düşünmelisiniz. Çünkü tarçın, karaciğer hasarı yaratabilecek kadar yüksek konsantrasyonda kumarin adı verilen bir madde içerebilir. Özellikle Kasia türü tarçının karaciğer ve böbreklere için az çok zehirli olabileceği belirtiliyor. Bu nedenle uzmanlar Seylan tarçını tüketmenizi öneriyor. Seylan tarçınını sevdiğiniz gıdalara ve tatlılara ekleyebilirsiniz. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Sabahları yorgun uyanıyorsanız dikkat!

Sağlıklı bir yaşamın en önemli unsurlarından biri uykudur. Yeterli sürede ve uygun bir ortamda uyuyamamak, vücudun dinlenmesine engel olur ve pek çok sağlık sorununa zemin hazırlayabilir. Uyku kalitesini olumsuz etkileyen hastalıkların başında gelen uyku apnesi ise, gece solunum durmasına neden olarak hayati tehlikelere yol açabilir. Memorial Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Metin Özkan, uyku apnesi ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Uyku apnesinin belirtileri:

1. Horlama

2. Uykudan boğulur gibi uyanma veya yanınızda yatan kişinin “nefesin durdu” deyip sizi uyandırması

3. Uyandığınızda boğaz kuruluğu ve boğaz ağrısı olması

4. Sabah kalktığınızda baş ağrısı olması

5. Gün boyunca bitkinlik ve uyuma isteğinin olması

6. Dikkatinizi yaptığınız işe verememek

Yukarıdaki şikayetleri yaşıyorsanız “uyku apnesi” yani “uykuda solunum durması” hastalığınız olabilir. Mutlaka tanı konulup, erken dönemde tedavi edilmesi gerekir.

Tedavi edilmezse kalbi durdurabilir

Uyku apnesi; gün boyunca bitkin ve yorgun hissetmek, işe konsantre olamamak, toplantılarda uyuklamaya neden olması gibi nedenlerle başarıyı olumsuz etkiler. Araba kullanırken uyuklamaya neden olabilir. Uyuklamaya bağlı trafik kazalarının önemli bir kısmı bu hastalık nedeniyle gerçekleşmektedir.

Çabuk sinirlenme veya depresyon görülebilir. Herhangi bir nedenle uykusuz kaldığında ne kadar gergin olunuyorsa uyku apnesi olan kişiler sürekli gergin ve sinirlidir. Çocuklarda okulda başarısızlık ve uyum sorunları yaşanabilir. Uykuda solunum durduğu zaman kandaki oksijen düşer ve tansiyon yükselir. Bu durumda kalp zorlanır ve ritim bozukluğu, kalp krizi riski artar. Ayrıca bu durum kalp durmasına da neden olabilir. Tedavi edilmediği takdirde inme hastalığına neden olabilir.

Tedavisi kişiye özel planlanır

Uyku apnesi olanlarda insülin direnci ve şeker hastalığı daha çok görülür. Bu hastalar önemli ameliyatlardan sonra özellikle anestezi sonrasında ciddi solunum problemleri yaşar. Uyku apnesi olanlarda karaciğer fonksiyonlarında bozulma ve alkol nedenli olmayan karaciğer yağlanması daha sık görülür.

Uyku apnesi olanlarda metabolik sendrom denilen; yüksek kan basıncı, kolesterol yüksekliği, şeker yüksekliği ve bel çevresinde artma ile karakterize olan bir hastalığa neden olabilir. Cinsel isteksizlik ve iktidarsızlığa yol açabilir. Uyku apnesi tanısı uzman doktorlar tarafından konulur, polisomnografi testi ile kişinin gece uykuda bazı cihazlar yardımıyla gözlemlenmesi sağlanır. Tedavi planlaması ise kişiye özel gerçekleştirilmektedir. Yine özel cihazlar sayesinde kişinin uyku esnasında rahat nefes alması sağlanıp, uyku kalitesi artırılır.

Kategoriler
Sağlık

Karaciğerinizi seviyorsanız bunları yemeyin!

Erken evrede hiçbir belirti vermeyen karaciğer rahatsızlıkları, ilerleyen dönemde karında şişkinlik, tırnaklarda matlaşma, cilt renginin sarıya dönerek damarların belirgin hale gelmesi gibi belirtilerle ortaya çıkabiliyor.

Mantar zehirlenmesi veya toksik ilaçlara maruz kalma durumlarında bu belirtiler haftalar hatta günler içinde bile yaşanabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Oya Yönal, kronik karaciğer hastalıklarına neden olan etkenler hakkında bilgi verdi.

Kültür mantarından başka mantar tüketmeyin

Kronik karaciğer hastalıkları ileri evrelere gelmeden belirti vermeyebilir. Ancak mantar zehirlenmesi veya toksik ilaçlara maruziyet durumunda belirtiler çok kısa sürede ortaya çıkabilmektedir. Zehirlenmenin 2-3 günü geçtiği ve toksik maddelerin karaciğere ulaştığı durumlarda karaciğer yetmezliğine kadar götüren tablolar yaşanabilmektedir. Kronik karaciğer rahatsızlıklarında, cilt renginin sararmasının yanında;

Karında sıvı toplanması ve şişkinlik

Bacaklarda şişkinlik ve ödem

Bulantı ve iştahsızlık

Şuur bulanıklığı ve konuşmada yavaşlama

Deride damarların belirgin hale gelmesi

Tırnaklarda matlaşma gibi belirtiler görülebilmektedir.

Kalbiniz karaciğerinizi etkileyebilir

Karaciğer rahatsızlıkları farklı organlardan da kaynaklanabilmektedir. Kalp yetmezliği durumlarında, kan akımının bozulmasına ve kirli kanın karaciğerde daha fazla kalmasına bağlı olarak “kardiyak siroz” denilen rahatsızlık gelişebilmektedir. Safra kesesi taşlarının kanalı tıkadığı durumlarda da karaciğer rahatsızlıkları oluşabilmektedir. Bunların yanında vücutta bakır, demir birikimiyle ilerleyen hastalıklar ve genetik rahatsızlıklar da karaciğer hastalıklarına neden olabilmektedir.

Kalbiniz karaciğerinizi etkileyebilir

Karaciğer rahatsızlıkları farklı organlardan da kaynaklanabilmektedir. Kalp yetmezliği durumlarında, kan akımının bozulmasına ve kirli kanın karaciğerde daha fazla kalmasına bağlı olarak “kardiyak siroz” denilen rahatsızlık gelişebilmektedir. Safra kesesi taşlarının kanalı tıkadığı durumlarda da karaciğer rahatsızlıkları oluşabilmektedir. Bunların yanında vücutta bakır, demir birikimiyle ilerleyen hastalıklar ve genetik rahatsızlıklar da karaciğer hastalıklarına neden olabilmektedir.

Boş yere antibiyotik ve ağrı kesici almayın

İlaçlar karaciğerde metabolize olup süzüldüğü için karaciğerde yorgunluk yapmaktadır. Bazı ağrı kesici ve antibiyotikler toksik etkileri nedeniyle karaciğer hücrelerini öldürebilmektedir. Bu tür ilaçların gereksiz ve sık kullanıldığı durumlarda karaciğer yetmezliğine kadar varan tablolar ortaya çıkabilmektedir. Psikiyatri ve epilepsi ilaçları da benzer sonuçlara neden olabileceği için doktor kontrolü olmadan gereksiz ilaç kullanımından uzak durulmalıdır. İlaç kullanımım yanı sıra, tarım veya böcek ilaçlarına uzun süre maruz kalmak da karaciğer rahatsızlıklarına yol açabilmektedir.

Bitkisel karışımlara dikkat

İnternet ortamında ve piyasada satılan bitkisel karışımlar sanıldığı gibi masum olmayabilir. Çeşitli rahatsızlıklar için satılan bitkisel karışımların içeriğinde kullanılan maddeler tam olarak bilinmediği için olumsuz sonuçlar yaratabilmektedir. Sağlıklı insanlarda bile karaciğer yetmezliğine neden olan bu karışımlar, kronik karaciğer hastalığı olan kişilerde organın tamamen iflas etmesine yol açabilmektedir.

Karaciğerinizi yağlandırmayın

Karaciğerde görülen rahatsızlıkların birçoğu yağlanma kaynaklıdır. Aşırı alkol kullanımının dışında yanlış beslenme düzeni ve obezite karaciğer yağlanmasına neden olmaktadır. Salam, sucuk gibi katkı maddeli besinler, yağlı kızartmalar, hazır meyve suları ve şekerli beslenme karaciğer yağlanmasına yol açabilmektedir. Karaciğerin düzenli çalışabilmesi için uyku düzeni de önemli bir yer tutmaktadır. Haftanın 3 günü spor yapmak hem genel sağlık hem de karaciğer yağlanması bakımından hayati önem taşımaktadır. Bel çevresinin genişlemesiyle birlikte görülen karaciğer yağlanması organ nakline kadar ilerleyebilen tablolar oluşturabilmektedir. Kilo olmak gibi çok hızlı kilo kaybında kas yıkımı ve şekerin dengesiz kullanılması sonucu karaciğer vücudu korumak için yağlanmayı artırabildiği unutulmamalıdır.

Aşıyı ihmal etmeyin

Hepatit A, B ve C virüsleri karaciğere yerleşerek enfeksiyona neden olur. Uygun bir şekilde tedavi edilmeyen Hepatit virüsleri karaciğer yetmezliği ya da siroza neden olabilmektedir. Erişkin yaşlarda kronik karaciğer rahatsızlıklarına neden olan Hepatit A hastalığı, genellikle çocukluk yaşlarında hiçbir şikayet yaşanmadan geçirilip iyileşmektedir. Karaciğer yetmezliği veya siroza neden olabilen Hepatit B için en önemli korunma yolu aşılanmaktır. Hepatit hastalıkları kan yoluyla bulaştığı için; ortak diş fırçası ve tıraş bıçağı kullanmaktan kaçınılmalı, korunmasız cinsel ilişkiye girilmemelidir. Pedikür, manikür ve dövme yaptırırken kullanılan aletlerin iyi sterilize edildiğinden emin olunmalıdır. Hepatit teşhisi konulan hastaların 6 ayda bir rutin kontrollerini yaptırması, hayati önem taşımaktadır.

Bu beslenme kurallarını uygulayın

Kronik karaciğer hastalıklarından özellikle sirozda, kan kimyasında çeşitli bozukluklar ortaya çıkmaktadır. Kronik karaciğer hastalığı olan ancak henüz siroz gelişmemiş hastalarda, normal dengeli beslenme şekli yeterlidir. Bu hastaların gereksiz ilaç kullanımından ve özellikle alkolden uzak durması gerekmektedir. Siroz hastalarının ise enerji gereksinimi diğer insanlara göre %50 daha fazladır.

Karaciğer hastalarının düzenli idrar söktürücü kullanmaları ve tüketilen tuz dengesini ayarlamaları gerekmektedir.

A ve B vitamini bakımından zengin olan enginar, idrar sökücü ve antioksidan özelliğinden dolayı karaciğer hastalığının ilerlemesini yavaşlatabilmektedir.

Çay şekeri, çikolata, bal, reçel, kola, gazoz gibi basit şekerli gıdalar az tüketilmelidir.

Basit şeker içeren gıdalar yerine sebzeler ve baklagiller, sütlü tatlılar, bulgur pilavı gibi bileşik şeker içeren gıdalar önerilir.

Fast-food, hazır market ürünleri, sosis, sucuk, salam tüketiminden uzak durulmalıdır.

Et grubunda, 1 yumurta büyüklüğündeki et, bir yumurta ve 4 yemek kaşığı bakliyata eşdeğerdir. Değişim buna göre yapılmalıdır.

Süt grubunda 1 su bardağı süt, bir su bardağı yoğurt, bir kibrit kutusu peynir ve 2/3 kibrit kutusu kaşar peyniri eşdeğerdir. O gün yoğurt yenmek isteniyorsa karşılık gelen süt veya peynir azaltılmalıdır.

Tahıl grubunda 2 dilim ekmek,4 yemek kaşığı makarna, pirinç pilavı ve bulgur pilavına eşdeğerdir.

Kategoriler
Yaşam

Hızlı kilo vermek çok tehlikeli olabilir

Moda diyetler ve zayıflatıcı gıda takviyeleri, kısa sürede daha ince bir vücut sözü verir. Reklamlardaki iddialara göre, hızlı kilo verme, hızlı ve kolay olabilir! Peki bu ürünlerden herhangi biri gerçekten hızlı kilo verdiriyor mu? Güvenli mi? Bu kadar hızlı kilo vermenin riskleri nelerdir?

Bu tür diyetlerin 1950’lerden beri varolduğunu söyleyen BariatrikLab Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi kurucusu Prof. Dr. Halil Coşkun, “Ne yazık ki çok düşük kalorili diyet ve kilo verme cerrahisinin yanı sıra başka hiçbir ürünün, hapın veya diyetin hızlı kilo vermede işe yaramadığı ispatlanmıştır. Reçeteli ilaç orlistat yardımcı olabilir, ancak yavaş etki eder ve sadece diyet ve egzersizle işe yarar. Orlistat Xenical olarak pazarlanmaktadır. Orlistat’ın, ciddi karaciğer hasarına neden olabileceği belirtilir” diye konuştu.

HIZLI KİLO VERMENİN RİSKLERİ NELERDİR?

Herhangi bir hızlı kilo verme programında, gerçekten yağ yakan şey bir hap veya yiyecek türü değildir. Egzersizle birlikte, kalorilerin ciddi bir şekilde azaltılması vardır. Hızlı kilo kaybı, vücutta bazı problemlere yol açar.

Olası ciddi riskler şunlardır:

Safra taşları, birkaç aydan sonra çok fazla kilo veren insanların yüzde 12-25’inde görülür.
Dehidrasyon, bol miktarda sıvı içmekten kaçınılması sonucu oluşur.
Dengesiz beslenme, genellikle bir kerede haftalarca yeterli miktarda protein yememekten meydana gelir.
Elektrolit dengesizlikleri, nadiren yaşamı tehdit edebilir.

Hızlı kilo vermenin diğer yan etkileri:

Baş ağrısı
Asabiyet
Yorgunluk
Baş dönmesi
Kabızlık
Adet düzensizlikleri
Saç dökülmesi
Kas kaybı
Hızlı kilo vermenin tehlikeleri, diyet için harcanan zamanla birlikte artar. Proteinsiz bir diyet yapmak özellikle risklidir.

HIZLI KİLO KAYBI İYİ BİR FİKİR MİDİR?

Hızlı kilo verme diyetlerinin hastalıklara neden olabildiğini belirten Coşkun, “Ancak obezite de aynı şekilde hastalıkların kaynağıdır. Bu nedenle, çok düşük kalorili diyetler kilo verme cerrahisi gibi belirli bir amaç için hızlı kilo vermeye ihtiyaç duyan obez insanlar için makul bir kilo verme seçeneği olarak kabul edilir” dedi.

Çok düşük kalorili diyetler birkaç hafta süren doktor denetiminde olan diyettir. Yemekler beslenme açısından dengeli, ancak pahalıdır. İnsanlar zamanla binlerce lira harcayabilirler. Çok düşük kalorili diyetler, 12 hafta içinde vücut ağırlığının yüzde 15 ila yüzde 25’inin kaybedilmesini güvenle sağlamaktadır. Bu süre sonunda, insanların yüzde 25 ila yüzde 50’si programı tamamlamıyor. Diyet bırakıldığında kilolar geri gelir ve bu hızlı bir şekilde olur. Bazı uzmanlar, düzenli diyetlere kıyasla kilo vermeye daha sürdürülebilir bir yaklaşımın daha iyi olacağını söylüyorlar.

KAFANIZA GÖRE DİYET YAPMAK TEHLİKELİ 

Hızlı kilo vermek isteyen insanların çoğu, genellikle bunu kendi başlarına yaparlar. Sık sık, bir elbiseye sığabilmek veya plajda iyi görünmek gibi kısa vadeli bir hedef elde etmek isterler.

Kendinizi aç bırakmak kesinlikle iyi bir fikir değildir. Ancak, sağlıklı değilseniz, kısa süreli aşırı kalori kısıtlamasının size zorluk yaşatması muhtemel değildir. Ne yaptığınızı doktorunuza bildirin ve diyetinize protein eklemeyi unutmayın (günde 70 ila 100 gram). Bir multivitamin alın ve potasyumdan zengin yiyecekler (domates, portakal ve muz) yiyin.

Ayrıca, şok diyetlerinin uzun süreli ve sağlıklı bir kilo elde etmenize pek yardımı dokunmayacağını unutmayın.

Kategoriler
Yaşam

Bitkisel ilaç kullanırken dikkat edin!

Doğal ve zararsız olduğu düşüncesiyle bilinçsizce kullanılan bitkisel ürünler, başta karaciğer hasarı olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa yol açabiliyor.

Bitkisel ürünlerin zehirli etkisinde en önemli hedefin karaciğer olduğunu söyleyen Memorial Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hakan Bozkaya, bitkisel ürünlerin zararlı etkileri hakkında bilgi verdi.

Bitkisel ürünler doktor danışmadan kullanılmamalı

Sindirim sistemi yakınmaları, solunum yolu enfeksiyonları, baş ağrısı, stres, romatizmal rahatsızlıklar gibi birçok nedenle kullanılan ve masum oldukları düşünülen bitkisel ürünlerin sağlık açısından birçok olumsuz etkisi bulunmaktadır. Son yıllarda bu ürünler nedeniyle ortaya çıkan yan etki ve zehirlenmelerin artması, ürünlerin satışı ile ilgili düzenleme ve kontrollerin yeniden gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Piyasada bulunan bitkisel ürünlerin salt ticari bir araç olarak görülmeye başlanması ve doktor kontrolü olmadan kullanılması, bu ürünleri sağlık açısından ciddi bir tehlike haline getirmektedir.

Kutudaki içeriğe aldanmayın

Bir ürünün kutusunda ya da prospektüsünde içindeki tüm maddeler tanımlanmayabilir. Yapılan araştırmalar, %20’nin üzerinde üründe, belirtilen içeriklerin dışında başka maddelerin de olduğunu ve bunların bazılarının zehirli olabileceğini göstermektedir. Ürünlerin hazırlanma biçimindeki farklılıklar da etkinliklerinin ve zehirliliklerinin farklı olmasına neden olabilmektedir.

Birçok yan etkiye yol açabilir

Bitkisel ürünlerin zehirli etkisinde en önemli hedef organ, karaciğerdir. Karaciğer hasarı ve yetersizliği yapabilen bazı bitkisel ürünler; karabaş otu, çörekotu, sinameki, kedi otu, yaban fesleğeni olarak sıralanabilir. Bazı bitkisel ürünlerin karaciğer hasarı dışında neden olabileceği yan etkiler şunlardır:

Aloe Vera: Karın ağrısı, ishal ve kalpte ritim bozukluğu
Chapparal: Karaciğer ve böbrek sorunları
Ayurvedik Mineraller: Ağır metal zehirlenmesi
Sığla Ağacı (Cascara Sagrada): Karın ağrısı ve ishal
Flavonoidler (birçok üründe karışık): Alyuvarların parçalanması (hemolitik anemi) ve böbrek hasrı
Ephedra: Ajitasyon, titreme, psikoz ve kalp krizi
Ginkgo Biloba: Kanama
St. Johns Wort: Alerji, sindirim sistemi şikayetleri, ışık hassasiyeti ve ağız kuruluğu
Senna: Karın ağrısı, karaciğer hasarı ve kalp ilaçlarının etkisini artırma
Bodur Palmiye (Saw palmetto): Kalpte ritim bozukluğu
Deve Dikeni (Milk thistle): Alerji
Glycrirrhiza Glabra: Ödem, tansiyon ve elektrolit bozukluğu
Kava: Parkinsonu kötüleştirme ve deri döküntüsü

Başka ilaçlarla etkileşime girebilir

Bitkisel ürünlerle ilgili bir diğer önemli sorun aynı anda kullanılan ilaçlarla etkileşmeleri, bir kısmının etkilerini azaltırken bir kısmının etkilerini artırmalarıdır. Bu ürünlerin başka ilaçlarla birlikte kullanılması, ilaç ve bitkisel ürünün etkileşimleri sonucunda zehirleyici etkinin ortaya çıkmasına veya daha da artmasına yol açabilmektedir. Bu etkiler ölümcül sonuçlara yol açabilir. Örneğin; kan sulandırıcı ilaçlar kullanılırken ephedra, sarımsak, zencefil, ginkgo, papaya, physillium gibi bitkisellerin kullanımı, kanama riskini artırmaktadır. Merkezi sinir sistemine etkili ilaçlar kullanırken, kava ve St. John’s Wort gibi bitkisellerin kullanılması sinir sistemi yan etkilerinin ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Sonuç olarak bitkisel ürünler, tanınmasında güçlükler olan hatta sıklıkla onlara atfedilmeyen birçok sağlık sorununa yol açabilmektedir. Bu nedenle bu tür ürünler kesinlikle hekim kontrolünde kullanılmalıdır.

Kategoriler
Sağlık

Diyabet kanser riskini artırıyor

Günümüzde hızla artış gösteren diyabet yani şeker hastalığı, özellikle meme, kolon, pankreas, karaciğer ve rahim kanseri riskinin artmasına sebep oluyor. Yapılan araştırmalara göre kanser, diyabet hastalarında 2 kat daha fazla görülüyor.

Diyabet hastalığındaki hızlı artışın pek çok komplikasyona neden olduğu gibi, beraberinde başka hastalıkları da tetikleyebildiğini söyleyen Central Hospital’dan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Rafet Yiğitbaşı, özellikle diyabet hastalığı ile kanser arasındaki ilişki uzun zamandan bu yana tıp dünyasının ilgisini çeken bir konu. Nedenleri hakkında pek çok çalışma yapılıyor. Yapılan araştırmalarda diyabet hastalarında kansere yakalanma riskinin, diyabet hastası olmayan kişilere oranla iki kat fazla olduğu görülmüştür.

Kansere bağlı ölüm riski yüzde 40’dan fazla

Diyabet hastalarında kanser görülme sıklığında artış olduğu bilinmektedir. Diyabet hastalığı; özellikle meme ve kolon kanseri riskini arttırırken, var olan kanserlerin iyileşme seyrini de olumsuz yönde etkiliyor. Ayrıca karaciğer, pankreas ve rahim kanserlerinde de bu risk artışı, diyabet hastası olan kişilerde yaklaşık 2 kat kadar fazladır. Araştırma sonuçlarına göre kontrol grubundaki bireylere diyabet tanısı konulmadığı dikkate alınırsa, kanser riskinin daha yüksek olduğu tahmin edilebilir. Bilinen diyabeti olan hastalarda ise, kansere bağlı ölüm riskinin yüzde 40’dan daha fazla olduğu görülmüştür.

Karaciğer ve pankreas kanseri riski fazla

Diyabet hastalarında en sık rastlanılan kanser tipi, karaciğer kanseridir. Diyabetli hastalarda karaciğer yağlanması sık olarak görülür ve böylece karaciğer kanserine eğilim artar. Çünkü karaciğer yağlanması hastalığın bir sürecidir. İlerlediğinde önce hepatit yani karaciğerin kronik iltihabı, sonrasında da siroz ile sonuçlanabilir. Sirozda karaciğer kanseri görülme ihtimali yüksektir.

Pankreas kanseri diyabet hastalarında sık rastlanılan diğer bir kanser türüdür. Risk grubuna girmeyen bir hastada yeni konulan diyabet tanısı, yüzde 15 olguda gizli bir pankreas kanserinin habercisi olabilmektedir. Ayrıca pankreasın nadir tümörlerinden olan glukagonoma, yüksek kan şekeri düzeylerine (diyabet) neden olan bir endokrin doku tümörüdür.

Prostat kanseri riski daha az

Prostat kanserindeki durum ise karaciğer kanserinin tam tersi yönündedir. Diyabetli olan hastalarda prostat kanseri görülme riski normale göre daha az saptanmıştır. Prostat kanserinin gelişimi testosteron hormonuna bağlıdır. Diyabet hastalarındaki erkeklik hormonunda düşüklük olması prostat kanserine yakalanma riskini azaltmaktadır. Ayrıca diyabet hastalarının kullandığı ilaçlar da bu duruma katkıda bulunuyor.

İnsülin düzeyinin yükselmesi kanser oluşumunu başlatabilir

Diyabet hastalarında kanserin daha fazla görülmesi ve risk faktörü oluşturmasının birçok sebebi vardır. Bunlardan biri, kan şekerinin kronik olarak yüksek seyrederek, kandaki insülin düzeyinin yükselmesidir. Ve bu yükselme tüm dokularda kanser oluşumunu başlatabilir ya da ilerlemesine katkıda bulunabilir. Belli bir doku ya da organa özgü olarak şeker metabolizmasında oluşan değişiklikler de kansere yatkınlığa sebep olmaktadır.

Kilo fazlalığı ve obezite en önemli nedenler arasında

Diyabetli hastalarda metabolize edilemeyen glikoz fazlalığı depo edileceğinden, kilo fazlalığı ve obezite ortaya çıkmaktadır. Tıp literatürü de, obezite ile kanser gelişimi arasındaki ilişkiye dikkat çeken bilgilerle doludur. Diyabetli hastalarda genellikle çok fazla tıbbi sorun bir arada olduğundan, bu sorunlara yoğunlaşılıp, kanser taramaları aksayabiliyor. Ayrıca insülin direnci ve diyabet tedavisinde kullanılan yüksek doz insülinin de kanser riski artışına katkıda bulunabileceği gözlenmiştir.

Rutin kanser taramaları özenle yapılmalı

Olası kanserlerin engellenmesi için insülin direncinin önlenmesi, bunun için kilo kontrolü, sağlıklı beslenme ve egzersize mutlaka önem verilmelidir. Bu durum diyabetin seyrini olumlu etkilemekle birlikte diyabete bağlı gelişen diğer organ hasarlarını da önler. Bununla birlikte, diyabetin tedavisinde kullanılan birtakım ilaçların kanser gelişim riskini azalttığı da görülmüştür.

Ayrıca tüm diyabet hastaları, uygun erken tanı yöntemleriyle yakından takip edilmeli ve kanseri olan hastaların diyabet tedavisi, mutlaka bu durum göz önüne alınarak tekrar düzenlenmelidir. İleri yaşlarda ortaya çıkan yeni diyabet durumunda ise, ilk 5 yıl içerisinde rutin kanser taramalarının daha özenle yapılması önerilir.

Kategoriler
Sağlık

Geçmeyen kaşıntınız varsa sağlığınız tehlikede olabilir

Bir anda ortaya çıkan ve sebebi anlaşılamayan inatçı kaşıntılar ciddi hastalıkların habercisi olabilir. Özellikle uzun süre geçmeyen ve psikolojik problemlere bile yol açan kaşıntılar, genellikle safra yolları hastalıklarını işaret ediyor.

Karaciğerin ürettiği safrayı ince bağırsaklara taşımakla görevli safra yollarındaki hastalıkların önlem alınmadığında karaciğer yetmezliğine yol açabildiğini söyleyen Memorial Şişli Hastanesi Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Koray Acarlı, safra yolu hastalığı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Kaşıntınızın nedenine doktor karar vermeli

İyi huylu ya da kötü huylu safra yolu hastalıklarının kanal sisteminde meydana gelen tıkanma ve daralmaya bağlı şikayetler ile ortaya çıktığını belirten Acarlı, karaciğer içi safra yollarından kaynaklanan tümörlerin ise tıkanıklık bulgusu göstermeden ilerlediğini ve bu nedenle genellikle geç teşhis edildiğini açıkladı. Sebepsiz inatçı kaşıntı, sarılık ve hatta üşüme titremenin ön planda olduğu enfeksiyon bulguları oluştuğunda ise laboratuvar ve röntgen sonuçlarının çok önemli olduğuna dikkat çeken Acarlı, basit bir ultrasonografinin safra yollarındaki genişlemeyi ve bunun yerini belirleyebileceğini açıkladı.

Cerrahinin bu konuda deneyimli ellerde yapılması önemli

Safra yolları özellikle karaciğere gelen ve hayati önem taşıyan önemli damarlar ile komşu olduğu için bu bölge ameliyatlarında bu damarlara zarar verilmemesinin çok önemli olduğuna değinen Prof. Dr. Koray Acarlı, “Bu nedenle safra yolları cerrahisi bütün dünyada ayrı bir üst eğitim, bilgi ve deneyim gerektiren bir alan olarak kabul edilir. Safra yolları cerrahisi doğru prensip ve iyi bir teknikle yapılmaz ise hastanın yaşam konforu kalmayacağı gibi olaylar siroz gibi geri dönüşümsüz karaciğer hastalıklarına veya hayati risk doğurabilecek ciddi enfeksiyonlara neden olarak hayati tehlike yaratabilir” diye konuştu.