Kategoriler
Sağlık

Üç haftadan uzun süren öksürüğü önemseyin

Kimi zaman gribin arkasından devam eden öksürük, kimi zaman ise aniden başlayan öksürük 3 haftadan uzun sürdüyse mutlaka önemsemelisiniz ve vakit kaybetmeden doktora gitmelisiniz. Uzun süren öksürüğün arkasında ciddi hastalıklar olabilir.

En sık hastaneye gitmenize neden olan öksürük, aslında başlangıçta pek de önemsenmez. Önemsiz gibi gözüken genellikle bireysel olarak çözmeye çalışılan öksürük altında oldukça büyük ve geniş bir hastalık serisi barındırabilir. Liv Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Gör. Tuğçe Hürkal, üç haftadan fazla süren öksürüğün dikkate alınması gerektiğini açıkladı.

Uzun süren öksürüğe dikkat

Üç haftadan daha uzun süren öksürük altında bulaşıcı olan tüberkülozu, ölümcül seyreden akciğer kanserini, sık görülen ve yaşam kalitesini bozan GER (gasrto-özafagiel reflü), ölüm riski yüksek ve sık görülen kalp yetmezliği ve pulmoner emboliyi, zamanında tedavi edilmezse geri dönüş şansı zorlaşan astım ve KOAH’ı barındırabilir. Yabancı maddelerin alt solunum yollarına oturmasını ve bronş, akciğer sekresyonlarının birikmesini önleyen bir savunma mekanizması olan öksürük, beklenen amacı sağladığı zaman etkili ve yararlıdır.

Sigara içiyorsanız öksürüğü daha fazla önemseyin

Sigara içenler tarafından sigara öksürüğü olarak tanımlanan öksürük, pek önemsenmiyor. Ancak uzayan öksürüklerde tümör olasılığını da göz önüne alarak radyolojik tetkik yapılması gerekir. Kronik öksürüğün sistematik olarak değerlendirilmesi hastanın öykü, fizik muayene ve laboratuvar (alerji testi, solunum fonksiyon testi, uyku testi, endoskopi vs..) tetkiklerini kapsar.

Bal ve zencefil öksürüğü keser mi?

Kronik  ve uzamış öksürük, sık hastane ziyareti, uzun süreli ilaç kullanımı, kalitesiz yaşam ve ciddi iş gücü kaybı anlamına gelir. Halk arasında uzayan öksürüklerde kullanılan bal ve zencefil karışımı bazen öksürüğü yumuşatsa ve balgamın daha kolay çıkmasını sağlasa da, bu tür yöntemler altında yatan hastalığı tedavi etmez. En iyi balgam söktürücünün bol su içmek olduğu unutulmamalı. Dolayısıyla öksürük sorunu yaşandığında gün boyunca en az 2 litre su içilmesinin ihmal edilmemeli.

Kategoriler
Sağlık

Grip sandığınız ancak zatürre olduğunuzu gösteren 7 belirti

Salgın haline gelen üst solunum yolu enfeksiyonları genel olarak iki ile üç hafta içerisinde geçer. Ancak belirtiler daha uzun sürdüyse, öksürüğünüz hırıltılı bir hal aldıysa ve göğüs ağrınız varsa zatürreye yakalanmış olabilirsiniz.

Son günlerde havadaki ani ısı değişimlerinin de etkisiyle grip, soğuk algınlığı ve zatürre salgın haline geldi. Reader’s Digest isimli sitede yer alan habere göre, uzun süren ve yeterince tedavi edilmeyen üst solunum yolları enfeksiyonu aniden zatürreye dönüşebilir. Sizde de bu belirtiler varsa zatürreye yakalanmış olma ihtimaliniz yüksek, hemen doktora başvurmalısınız.

Ateş

Üst solunum yolu enfeksiyonlarında düşük dereceli ateş gelişebilir. Çok yaygın olmasa da ateş görülebilir fakat ateşiniz 38,5 derecenin üzerindeyse  üst solunum yolu enfeksiyonun zatürre haline gelme olasılığı yüksektir.

Hızlı kalp atışı

Hastalığınız sırasında kalbinizin normalden daha hızlı attığını fark ederseniz, kalp atış hızınızı kontrol etmek için bir dakikanızı ayırın. Dakikada 100 atımın üzerindeki kalp atışı hızlı olarak kabul edilir. Hızlı kalp atış hızı devam ederse, doktora gidin.

Göğüs ağrısı

Üst solunum yolu enfeksiyonu akciğerlere doğru hareket ettiğinde, göğüste sıkışma ve ağrı meydana gelebilir. Zatürre, sadece üst solunum sisteminin değil, akciğerlerin bir enfeksiyonudur. Ağrı, solunum yolu enfeksiyonunun daha ciddi bir şey haline geldiğini gösterir.

Israrcı ve balgamlı öksürük

Üst solunum yolu enfeksiyonlarında kalıcı öksürük sık görülür. Eğer bu öksürük balgamlı hale gelir ve buna hırıltı da eşlik ederse, enfeksiyonun zatürreye dönüştüğü anlamına gelebilir. Balgam üreten ve göğsünüzde rahatlama hissi oluşturmayan öksürüğünüz varsa, zatürre olabilir.

Kanlı balgam

Öksürüğünüzün ürettiği balgam kanla kaplı veya paslı bir renge sahipse, zatürre gibi daha alt solunum yolu enfeksiyonu olduğunu belirten, akıntının ciğerlerin derinliklerinden geldiğinin işaretidir. Farklı bir tedavi süreci gerektirebileceği için doktorunuza bu değişikliği bildirin.

Titreme

Zatürre hastaları genellikle düzeltilemeyen diş gıcırtılı titreme yaşadıklarını rapor eder. Titreme ateşin bir işaretidir ve sıcaklığın düzenlenmesi için vücudun fazla mesai yaptığını gösterir. Ayrıca bu durum üst solunum yolu enfeksiyonunun zatürre haline geldiğinin işaretidir.

Nefes alma güçlüğü

Soğuk algınlığı veya üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiyseniz ve nefes alıp vermeniz zor veya zahmetli hale gelirse, zatürre olabilir. Akciğerleri açmak için nebülizör solunum tedavisi gerektirebilecek ciddi bir belirtidir. Oksijen yokluğunda yaşanabilecek baş dönmesi, kan akışı sorunları veya bilinç kaybı gibi sorunlar çıkmaması için derhal doktora gidin. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Yüz temizliğinden yara izlerini yok etmeye… Bal hakkında bilmeniz gereken gerçekler!

Soğukların kendisini iyiden iyiye gösterdiği bugünlerde öksürüğü geçirmek için limonlu suyla karıştırdığınız bal yazın da cildinizin ve saçlarınızın bakımında oldukça faydalı. Vücudunuzu nemlendirmekten, saçlarınızı güçlendirmeye, dudaklarınızı yumuşatmaktan güneş yanıklarınızı iyileştirmeye kadar balın sayısız yararı var.

Huffington Post’ta yayınlanan habere göre, sevdiğiniz yemeği hazırlamak için mutfağınızdaki dolaplarda birçok sağlıklı yiyecek vardır. Cildinizin, saçlarınızın evde bakımı için elma sirkesi, karbonat ya da yulafın yanısıra balın da faydaları eşsizdir. İşte güzelliğinize güzellik katmak için bal kullanarak yapabileceğiniz yöntemler:

Sivilce ve akne

Balın anti-fungal ve anti-bakteriyel özelliği cildinizden saflığını bozan maddeleri çıkarıp atar. Böylece kızarıklığı azaltır ve iltihaplanmayı hafifletir.

Yüz temizliği

Hassas bir cilde mi sahipsiniz? Markette satılan sert temizlik ürünlerinin yerine bal, kahverengi şeker, zeytinyağı ve limon suyuyla yapılmış yüz maskesini deneyin. Çünkü bu maske daha az aşındırıcıdır. Daha yumuşak ve daha canlı bir cilde sahip olmak için ballı karışım cilt hücrelerini soyar.

Pütür pütür dudaklar

Yukarıdaki ev yapımı yüz temizleyicisi gibi, aynı tedaviyi limon suyu da ekleyerek kurumuş ve çatlamış dudaklarınız için kullanabilirsiniz.

Nemlendirici

Doğal bir nemlendirici olarak, bal süper bir nem kaynağıdır. Tereyağının içine birkaç yemek kaşığı bal ekleyin ve bunu başınızdan ayağınıza kadar her alanda nemlendirici olarak kullanabilirsiniz.

Banyo tedavisi

Mısır kraliçesi Kleopatra sütün ve balın içinde banyo yaptığı söyleniyordu. Süt ürünlerinin içindeki Alpha-Hydroxy Acids (AHA) kurumuş, pul pul olmuş cildinizi parçalıyor ve balın içindeki enzimler cildi yumuşatıyor.

Yara izleri

Yara izlerinin kaybolmasını beklemek oldukça sinir bozucu olabilir. Bu sürece hızlandırmak için yatmadan önce yara izinizin üzerine bal sürün ve bir bandajla sarın. Sabah olunca bandajı kaldırıp cildinizi durulayın.

Saç maskesi

Yaz ayları boyunca, saç telleriniz zararlı UV ışınlarına, klora, deniz suyuna ve neme maruz kaldığı için cansızlaşır ve yıpranır. Bal temelli saç tedavisi cansız buklelerinize parlaklık verecek ve saçlarınızın çatallaşmış olan uçlarını ise sağlıklı hale getirecektir.

Güneş yanığı

Büyüklerimizin bize verdiği en iyi güzellik sırlarından biri güneş yanıklarının balla yumuşatılabileceğidir. Bu cilt bakımı hatalarından uzak durmak için her türlü önlemi alsanız da kollarınıza biraz bal sürmek iyi gelecektir. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Verem hastalığı sessizce ilerliyor

Tüberküloz yani halk arasında bilinen adıyla verem, kendisini fark ettirmeden ilerleyen ve dünyada hala en çok ölüme sebep olan hastalıklardan biri olarak biliniyor. Ülkemizde “İnce hastalık” adıyla da bilinen tüberküloz, solunum yoluyla kolayca bulaşabiliyor.

Tüberküloz bakterisi kişinin bağışıklığının en zayıf anını kolluyor ve hastalık ortaya çıkıyor. Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Füsun Soysal, tüberküloz hastalığı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Sadece solunum yoluyla bulaşır

Tüberküloz “ Mycobacterium tuberculosis” ismi verilen ve solunum yoluyla bulaşan bir basilin (mikrop) neden olduğu bir enfeksiyon hastalığıdır. Sadece damlacık enfeksiyonuyla bulaşır, bunun dışında kişinin kullandığı havlu, çatal, bıçak, ya da yiyeceklerle bulaşmamaktadır. Hasta olan kişi normal konuşurken, öksürürken ve ya hapşırdığında ortama yayılan damlacıkların, solunum yoluyla karşı taraftaki kişi tarafından alınması sonucunda o kişi tüberküloz mikrobuyla karşılaşmaktadır. Fakat enfeksiyonu alan her kişide hastalık gelişmez. Aslında toplum içerisinde her insan bir şekilde tüberküloz bakterisine maruz kalmaktadır ama herkes hasta olmamaktadır. Enfeksiyonun vücutta olması ve hasta olmak farkı durumlardır. Enfekte olmak tüberküloz mikrobunu solunum yoluyla almak, hasta olmaksa o solunum yoluyla alınan mikrobun vücutta hastalık yapmasıdır.

Beslenme bozukluğu ve stres vereme davetiye çıkarıyor

Tüberküloz hastalığının ortaya çıkması için kişinin vücut direncinin düşmesi gerekmektedir. Eğer vücut direnci yeterliyse vücut o enfeksiyonu alır, kendi bağışıklık sistemiyle o mikrobu sınırlandırmaktadır. Vücutta bulunur ama hastalığa neden olmaz. Fakat kişinin vücut direnci düşükse o zaman organlara saldırır ve hastalık ortaya çıkmaktadır. Yaşlılar ve çocuklar vücut dirençleri daha düşük olduğu için hastalığa açıktır. Uykusuzluk, beslenme bozukluğu, stres, içki ve sigara gibi etkenlerde vücut direncini düşürmektedir. Bunların dışında operasyon geçirenler, böbrek, karaciğer, kalp hastaları ve diyabetliler, KOAH, astım gibi rahatsızlıkları olan hastalar ayrıca kortizon ve kanser ilaçları kullanan kişilerde tüberküloza yakalanma riski bulunmaktadır.

Bu belirtilere dikkat!

Tüberküloz çok sinsi bir şekilde ilerleyebilir, aylar boyunca belirtileri anlaşılmayabilir. Halsizlik, yorgunluk, ufak, kuru, gıcık tarzında öksürükler olabilir bazen bu öksürükler alerji ya da astım öksürüğü gibi yorumlanabilmektedir. Belirtiler hafif başlar ve yavaş yavaş ilerler. Dolayısıyla aylar boyunca belirtiler fark edilememektedir. Eğer tüberküloz hastalığı akciğerde bir yara şeklinde ise kanlı balgam ya da direk öksürükle kan gelmesiyle de kendini gösterebilmektedir. En belirgin belirtiler şöyledir;

  • Uzun süren kuru öksürük
  • Göğüs ağrıları
  • İştahsızlık
  • Akşamları yükselen ateş
  • Halsizlik
  • Kilo kaybı
  • İleri vakalarda nefes darlığı
  • Öksürükle ağızdan kan gelmesi

Modern yöntemlerle tanısı koyulabiliyor

Tüberkülozun teşhisi kolay koyulamamaktadır. İlerlemesi sinsi olduğu gibi tetkiklerde de çok önemli bir bulgu vermeyebilmektedir. Tüberküloz olduğunu düşünülen bir hastaya önce sedimantasyon başta olmak üzere bir takım kan tetkikleri istenmektedir. Daha sonra akciğer grafisi ve akciğer tomografisi çekilmektedir. Fakat aslında tüberkülozun yüzde yüz teşhisini koyduran şey balgam da mikrop saptanmasıdır. Eğer hasta balgam çıkaramıyorsa ve diğer testlerle de sonuç alınamıyorsa bronkoskopiyle girilip hastalık düşünülen alanlardan örnekler alınmakta ve mikrop bu örneklerde aranmaktadır. PPD testi ise tüberküloz testi olarak bilinir ancak tüberküloz teşhisi konulmasını sağlamaz. Yalnızca kişinin tüberküloz mikrobuyla karşılaşıldığını göstermektedir. Ülkemiz koşullarında birçok insanda bu testin sonucu pozitiftir.

Sadece akciğeri değil bütün organları etkileyebilir

Tüberküloz solunum yoluyla alındığı için en sık akciğerlerde hastalık yapar, ama bunun dışında vücudun diğer bütün organlarında tüberküloz hastalığına yol açabilmektedir. Böbrek karaciğer, dalak, göz, beyin zarında yani bütün organlarda görülebilmektedir. Çocuklarda ise özellikle tüberküloz menenjitler şekline ortaya çıkmaktadır. Ayrıca mediasten adı verilen akciğer ve kalbin bulunduğu boşluk içerisindeki lenf bezlerini ya da bütün vücuttaki lenf bezlerini de tutabilmektedir. Boğaz bölgesine yerleşen Larenks tüberkülozu da hastalığın en sık bulaşan türlerindendir. Akciğer zarında sıvı toplaması, iltihap ya da yine akciğerde kavite de denilen yara şeklinde olabilmektedir.

Tedavi süresi en az 6 aydır

Tüberküloz tedavisi özel antibiyotiklerle yapılmaktadır. Bu antibiyotikler zatürre ve ya da normal üşütmeler için kullanılan antibiyotikler değildir. Tüberküloz mikrobuna etki eden 4 çeşit antibiyotik bulunmaktadır ve bu ilaçlar uygun doz ve sürede kullanılmak zorundadır. Tüberküloz tedavisi en az 6 ay sürmektedir, doktorun yönlendirmesi ile bu süre daha da uzayabilmektedir. Kullanılan ilaçların takibi çok önemlidir. Verem savaş dispanserlerinde tedavi takibi yapılmaktadır.

Korunmak için evinize güneş ve temiz hava girsin

Tüberkülozun ve diğer akciğer hastalıklarının iyileşmesinde en önemlisi istirahattir. Doğru beslenme ve uyku düzeninin önemi çok büyüktür. Bol sıvı tüketilmelidir. Sigaradan ve alkolden uzak durulması gerekmektedir. Aslında tedavide esas olan kişinin ilaçlarını her gün uygun dozda ve düzenli olarak içmesidir. Temiz hava da çok önemlidir. Tüberküloz hastalarının evinin iyi havalandırılması gerekmektedir. Güneş ışınları da tüberküloz mikrobunu öldürmektedir. Havasız ve oksijeni az yerlerde bu mikrop daha çabuk çoğalmaktadır.

Eksik tedavi tüberküloz hastalığını dirençli hale getirir

Bazen ilaca dirençli tüberküloz enfeksiyonları ortaya çıkabilmektedir. Yanlış ya da eksik ilaçlarla ve yetersiz sürede tedavi gören kişi tam iyileşemez ve mikrop tekrar etkinleşir, böylelikle hastalık ilaçlara dirençli hale gelmektedir. Dirençli hale gelen mikroplar başkalarına bulaşarak bu hastalığı yaymaktadırlar. Eğer kişi ilaca direnç gösteren bir mikropla hastalandıysa o zaman normal tedavide kullanılan temel 4 ilaç yetmeyebilir. İlaca dirençli mikroplar için etkili ilave bir takım ilaçlara ihtiyaç olmaktadır. Normal tedaviyle geçmeyen tüberküloz hastalığında ilaç direnç testleri yapılarak mikrobun ilaçlara direncini görüp ona göre uygun ilaç değişimleri yapmak gerekmektedir.

Kategoriler
Yaşam

Çocuğunuz öksürünce hemen ilaca başlamayın

Çocuklara içirilen soğuk algınlığı ve bu ilaçların yan etkileri ile ilgili sayısız haber okudunuz. Bu nedenle birçok anne-baba çocukları için bitkilere dayalı alternatif öksürük tedavisi seçeneklerini kullanmayı tercih ediyor.

Ehow.com sitesinde yer alan habere göre, doğal tedavilerin de ilaçlar kadar işe yaradığı belirtiliyor.

Çocuğunuzun öksürüğünün neden kaynaklandığını öğrenmek için doğal tedavi yöntemlerini uygulamadan önce doktora muayene ettirmenizde fayda olduğu belirtilen yazıda, doğal tedavilerin öksürüğü tamamen durdurmak için değil, çocuğu rahatlatmak için kullanılması gerektiği de kaydediliyor.

İşte çocuğunuzun öksürüğünü yumuşatmak için yapabilecekleriniz:

Çocuğunuza bol bol sıvı gıdalar verin

Su seviyesini dengelemek için ılık çay, çorba, su ve meyve suları verin. Bu çocuğunuzun balgamı ve sümüğünü, içtiği sıvılarla rahatça dışarı çıkarmasına yardımcı olur. Aynı zamanda, vücudu toksinlerden arındırmaya da yardım eder.

Boğazını bal ve soğan karışımıyla yumuşatın

Bu karışım öksürük ataklarını yavaşlatan ve çocuğunuzun akciğerlerindeki tıkanıklığı hafifletmeye yardımcı anti-inflamatuvar etki sahiptir. Karışımı hazırlamak için, doğranmış kuru soğan ile bir çay kaşığı kekik yaprağı ve bir bardak balı karıştırın. Karışımı bir tencereye koyun ve yumuşayana kadar ısıtın. Çocuğunuzun sevdiği bir yiyeceklerin içine birer çay kaşığı dökün. Kalanı buzdolabına koyup, gerektiğinde kullanabilirsiniz. Bu öksürük tedavisi, büyük çocuklar içindir. Bebeklerde botulizme yol açması nedeniyle, bir yaşın altındaki çocuklara asla bal vermeyin.

Bitkisel öksürük tedavilerini kullanarak akciğerlerdeki iltihabı azaltın

Atlantik ve Pasifik okyanusuna özgü bir deniz yosunu türü olan varak, akciğerleri nemli tutuyor ve balgam oluşumunu azaltıyor. Bambu, balgamı engelleyerek ve iltihabı azaltarak akciğerleri temizleyen diğer bir bitki türüdür. Dut ve kuş kirazı da öksürük ve soğuk algınlığında kullanılan etkili bir bitkisel tedavi.

Öksürük ataklarını azaltmak için havayı nemlendirin

Duşu ya da nemlendiriciyi açın ve çocuğunuzun nemli havayı solumasını sağlayın. Ayrıca banyo kapısını da kapatarak birkaç dakika nemli havada tutun. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Bebeğinizi hasta kişilerden uzak tutun!

Ülkemizde sonbahar ve keş aylarında bebeklik ve çocukluk döneminde alt solunum yolları enfeksiyonunun en yaygın sebebi RSV virüsüdür. Bebeklerde bronşiolit, zatürre gibi ciddi hastalıklara neden olan virüs, prematüre bebeklerde, kalp ve akciğer hastalığı olan savunma sistemi zayıf çocuklarda hayati tehlike yaratıyor.

Bebeklerin ve çocukların sıklıkla hasta olmalarına neden olan Respiratuar sinsityal virüs (RSV) çocuklarda ve yetişkinlerde solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan en yaygın ve bulaşıcı virüslerden biri. Her yerde bulunabilen bu virüs iki yaşına kadar hemen hemen tüm çocukların hastalanmasına neden oluyor. RSV, bebeklerde bronşiolit (küçük hava yolları enfeksiyonu) ve pnömoni (zatürre) gibi yaşamı tehdit eden ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabiliyor. RSV virüsü hakkında bilgi veren Okan Üniversitesi Hastanesi Yeni Doğan Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Şenol Bozdağ, virüsün özellikle yeni doğan yoğun bakım ünitelerinde ciddi salgınlara neden olabildiğine dikkat çekiyor.

Prematüre bebekler, kalbinde, akciğerin sağlık sorunu olan ve savunma sistemi zayıf olan çocuklar yüksek riskli grupta yer alıyor. Yrd. Doç. Dr. Şenol Bozdağ, virüsün bu grupta ciddi hastalıklara hatta ölümlere yol açtığını ifade ediyor. Dr. Bozdağ “Ayrıca bebeklikte geçirilen RSV enfeksiyonları daha sonraki yıllarda reaktif hava yolu hastalığı gelişimine yol açabilir” diyor.

Bebeklerin yarısı kış aylarında RSV ile tanışıyor!

RSV çok bulaşıcı bir enfeksiyon etkeni olup, insandan insana temasla, eşyalarla veya damlacık yoluyla bulaşıyor. Kuluçka süresinin birkaç gün ile bir hafta arasında değişiklik gösterdiğini belirten Dr. Bozdağ şöyle devam ediyor: “Viral çoğalma bebeklerde ve bağışıklık sitemi (immünitesi) yetersiz kişilerde fazla ve uzun sürelidir. Doğal bağışıklık yetersiz olup tekrarlayan enfeksiyonlar sıktır. Hastalık ülkemizde sıklıkla sonbahar-kış mevsiminde görülür. Bebeklerin yarısı kış aylarında RSV bulaşıcılığı ile karşılaşır. İki yaşına kadar hemen her çocuk enfeksiyona yakalanarak 2 yaşına kadar yüzde 95 kan pozitifliğine ulaşır.”

Özellikle bir yaşın altındaki küçük çocuklarda RSV çok daha şiddetli olabiliyor, bronşiolit ve pnömoniye yol açabiliyor. Böyle hastaların hastaneye yatırılması gerektiğini vurgulayan Bozdağ, bebeklerin yaşı ne kadar küçük ise hastalığa yakalanma riski o kadar artıyor. Altı ayın altındaki prematürede, oksijen ihtiyacı olan kronik akciğer hastalıklı bebekler, bağışıklık sistemi yetersizliği ve doğumsal kalp hastalıklı çocuklar şiddetli enfeksiyon için en riskli grupta yer alıyor.

Burun akıntısı, öksürük, ateş ile ortaya çıkıyor

Virüsün tanısı burun-boğaz salgılarında viral RNA saptanması ile konuyor. RSV enfeksiyonu çocukluk çağında en sık burun akıntısı, öksürük ve ateş ile birlikte üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde görülüyor. Daha sonra, zorlu nefes alma, orta kulak iltihabı, broşiolit ve zatürreye yol açıyor. Küçük yaşlarda geçirilen RSV alt solunum yolu enfeksiyonu ile ileri yaşlarda reaktif hava yolu hastalığı gelişimi arasında bağlantı olduğu bildiriliyor.

Çocuklara evde ilaç tedavisi uygulanabileceği gibi bazı durumlarda hastaneye yatırılmaları da gerekebiliyor. Apne (nefes durması), siyanoz (morarma), taşipne (solunum sayısının artışı), oksijen satürasyonun düşük olması, solunum güçlüğüne bağlı beslenme güçlüğü, kardiyak hastalıkların eşlik etmesi hastaneye yatırma kriterleri arasında yer alıyor.

Bebeğinizi Hastayken Öpmeyin, Öptürmeyin!

Alınacak önlemlerle bebeklerin ve çocukların RSV ile karşılaşma oranları azaltılabiliyor.

Bebeğe dokunmadan önce eller su ve sabunla yıkanmalı,
Bebeğin yanında sigara içilmemeli,
Bebeği kalabalık ve toplu yaşanan yerlere götürülmemeli (toplu taşıma araçları, eğlence merkezleri, kreş, okul vs).
Solunum yolları enfeksiyonu şüphesi veya ateşi olan kişi ve çocukların bebeğe teması önlenmeli; ebeveynlerin benzer şikâyetlerinin olması durumunda maske kullanılmalı.
Bebeğin oyuncakları ve kullandığı malzemeler temiz tutulmalı.
Bebeği öpmekten kaçınmalı.
RSV’nin tam bir tedavisi olmasa da destekleyici tedavi uygulanabiliyor. Oksijensizliği önlemek, sıvı alımı düzenlemek, bronş kasılmalarını ve alevlenmeleri azaltmak tedavinin ana hatlarını oluşturuyor. Düzenli olarak ilaç kullanımı da hastalığın etkilerini hafifletiyor.

Kategoriler
Sağlık

Grip için önemli öneriler!

Birdenbire başlayan boğaz ve baş ağrısı, yüksek ateş ya da halsizlikle kendini gösterebilen grip, son günlerde salgın halinde pek çok insanı etkiliyor. Gripten korunmak sağlıklı beslenmek, mevsime uygun giyinmek ve hasta kişilerle temasta bulunmamak büyük önem taşıyor.

Burun, boğaz, bronşları ve daha ender olarak akciğerleri etkileyen virüse bağlı solunum yolu enfeksiyonu olan gribin kolayca bulaştığını söyleyen Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Berna Devrim Yağbasan, gripten uzak durmanın yolları hakkında bilgi verdi.

Mevsimsel grip yatağa düşürüyor

Grip temel olarak burun, boğaz, bronşları ve daha ender olarak akciğerleri etkileyen virüse bağlı solunum yolu enfeksiyonudur. Gribe neden olan influenza virüsü; kişiden kişiye öksürük, hapşırma, konuşma sırasında saçılan damlacıklar yoluyla bulaşmaktadır. Genellikle aniden başlayan yüksek ateş, kas ağrısı, baş ağrısı ve ciddi halsizlik, kuru öksürük, boğaz ağrısı ve burun akıntısı ya da tıkanıklığına neden olur. Çocuklarda nadiren karın ağrısı, mide bulantısı ve kusmaya neden olabilir.

Korunmak için bunlara dikkat edin;

Hasta ile yakın temastan kaçının
Grip benzeri bir hastalık geçirdiğinizde evde istirahat edin
Öksürme esnasında burun ve ağzınızı kağıt mendille kapatın ve kullanılan kağıt mendili atın
Sabun ve su ile ellerinizi sık sık yıkayın
Virüs bulaşabileceği için ağız, burun ve gözlerinize kirli elle temas etmekten kaçının.
Bağışıklık sistemi zayıf olanlar dikkat!

Bazı kişiler daha fazla risk altında

Gribin olumsuzluklarını daha şiddetli yaşayan bazı risk grupları vardır. Bunlar; yaşlılar, kalp, akciğer, şeker ve böbrek hastalığı olanlar, kansızlığı olan veya kemoterapi alanlar, uzun süreli kortizon tedavisi görenler, HIV / AIDS hastaları gibi herhangi bir nedenden dolayı bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerdir. Ayrıca bakımevlerinde yaşayanlar, devamlı aspirin kullanmak zorunda olan çocuklar ve gençler, grip sezonunda hamile olan kadınlar ve tüm sağlık çalışanları da risk grubundadır. Risk grubunda olan kişilerin grip aşısı olmaları, kış aylarını daha sağlıklı geçirmelerini sağlayabilir.

Grip aşısı için ideal zaman

Grip aşısı, grip salgınları başlamadan önce yaptırılmalıdır. Bunun için uygun dönem Ekim ve Kasım aylarıdır. Grip aşısının etkisi yapıldıktan 2 – 3 hafta sonra ortaya çıkar. Bu nedenle grip aşısının bir grip salgınından en az iki hafta önce yapılmış olması gerekir. Aşının koruyuculuğu genellikle 6 – 12 ay kadardır. Grip aşısının etkinliği, aşı içinde bulunan virüs tipleri ile salgına neden olan virüs tipleri arasındaki uygunluğa göre değişir. Grip aşısı ideal şartlarda %70 ila % 90 oranında koruma sağlar. Aşı yapılan kişinin yaşı önemlidir çünkü aşının koruyuculuğu gençlerde yaşlılara göre daha fazladır.

Bu kişilerin aşı yaptırmaması gerekiyor:

6 aydan küçük bebekler
Şiddetli yumurta alerjisi olan kişiler
Geçmişte grip aşısı ile şiddetli alerjik reaksiyon öyküsü olanlar
İnfluenza aşısı yapılmasını takiben 6 hafta içinde Gullian- Barre sendromu geçirme öyküsü olanlar
Orta derecede veya ağır ateşli hastalığı olanlar

Kategoriler
Sağlık

Soğuk algınlığında işe yaramayan tedaviler

Hemen herkes gribe ya da soğuk algınlığına yakalanınca antibiyotiklere yöneliyor, bunun yanında bol bol C vitamini alıyor. Peki bunların zararlı olabildiğini veya işe yaramadığını biliyor musunuz?

Mayo Clinic’te yer alan habere göre, etkisiz olan soğuk algınlığı tedavilerinin sayısının çok fazla olduğunu söyleyen uzmanlar, bunlardan en önemlilerini şöyle sıraladı:

Antibiyotikler: Bakterileri yok eden antibiyotikler, soğuk algınlığı virüslerine karşı işe yaramıyor. Soğuk algınlığında doktorunuzdan antibiyotik istemeyin ya da elinizde varsa kullanmayın. Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı ciddi problemlere yol açabilir, antibiyotiklere dirençli bakterilerin gelişimine neden olabilir.

Küçük çocuklarda reçetesiz satılan soğuk algınlığı ve öksürük ilaçları: Çocuklarda soğuk algınlığı ve öksürük ilaçları ciddi ve hatta hayatı tehdit eden yan etkilere yol açabiliyor. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) 2 yaşın altında bu ilaçların kullanmaması konusunda uyarılarda bulunuyor. Bu nedenle birçok şirket bu ürünlerin küçük çocuklar için olan üretimini durdurdu.

Çinko: Çinkonun soğuk algınlığıyla savaşma ününün hem eksileri, hem de artıları var. En yüksek kalitedeki rastgele deneyler çinkonun faydalı olmadığını gösterirken pozitif sonuçların olduğu çalışmalarda çinkonun soğuk algınlığı belirtilerinin görüldüğü ilk 24 saat içinde alınması halinde etkili olduğunu açıklıyor. Yiyeceklerle alınan çinko kötü tat ve bulantı gibi yan etkileri azaltıyor.

Muhtemelen zararı olmayan tedaviler

C vitamini: Araştırmacılar, C vitaminin soğuk algınlığını önlemeye yardımcı olmadığını belirttiler. Ancak grip belirtilerinin başlangıcından önce C vitamini kullanmak hastalığın süresini kısaltıyor. Özellikle C vitamini kış aylarında okul gibi toplu ortamda bulunan çocuklar için fayda sağlayabiliyor.

Ekinezya: Bazı çalışmalar ekinezyanın faydası olmadığını gösteriyor. Diğerlerine göre ise, hastalığın erken aşamasında içildiğinde ekinezya belirtilerinin süresinde ve şiddetinde önemli bir azalma sağlıyor.(Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Öksürüğü kesmenin doğal yolları

Kışın etkisini yeniden gösterdiği şu bahar aylarında öksürük ile başınız dertte ise, size sevineceğiniz bir haberimiz var.

Genellikle grip ile birlikte başlayan ve grip geçse de uzun süre devam eden öksürüğü kesmek kolay değildir. Birçok insan da bu kalıcı öksürükten şikayet eder.

Kimi zaman gıcık şeklinde, kimi zaman kuru kuru kimi zaman ise balgamın da eşlik ettiği öksürüğü kesmenin çok basit doğal yolları var. Reader’s Digest dergisinde yer alan habere göre, öksürük şurubuna başlamadan önce bu doğal tedavilerden birini denemelisiniz.

Kekik çayı: Kekik, öksürük, üst solunum yolları enfeksiyonları, bronşit ve boğmaca gibi hastalıkların için geçerli olan ve resmi olarak onaylanmış bir tedavidir. Kekiğin küçücük yaprakları öksürüğü yatıştıran bileşenlerle doludur. Öksürük yeni başladıysa, kekik çayı, öksürdükçe kasılan ve bir süre sonra ağrımaya başlayacak olan kasları gevşetir. Kekik aynı zamanda iltihabı azaltır. Kekik çayı yapmak için 2 çay kaşığı ezilmiş kekik yaprağını 1 fincan suda karıştırın, üzerini kapatın ve 10 dakika dinlendirdikten sonra süzerek için.

Keten tohumu, bal ve limon: Keten tohumlarını suda yoğun, yapışkan bir jel olana kadar kaynatın, bu boğazınızı ve bronş kanallarınızı yumuşatacaktır. Bal ve limon da antibiyotik görevi görüyor ve şurubu süper yumuşatıcı yapıyor. Hazırlamak için bir fincan suda 2-3 yemek kaşığı keten tohumunu koyulaşana kadar kaynatın. Süzün ve 3 yemek kaşığı bal ve aynı miktarda limon suyu ekleyin. Az gelirse 1 yemek kaşığı daha ekleyebilirsiniz.

Kara biber çayı demleyin: Bu tedavi iki farklı gelenekten geliyor: İngiliz ya da geleneksel Çin tıbbından gelen karabiber çayı, dolaşımı ve balgam akışını harekete geçiriyor. İçine konan bal ise doğal bir öksürük yatıştırıcı ve antibiyotiktir. Karabiber çayı hazırlamak için bir çay kaşığı taze çekilmiş karabiber ve 2 yemek kaşığı balı bir fincana koyun. Kaynayan suyu içine döktükten sonra demlenmesi için 15 dakika bekleyin. Süzdükten sonra ihtiyaç duydukça için. Bu tedavi özellikle balgamlı öksürüklere iyi geliyor. Fakat bu tedavi töntemi kuru öksürükler için uygun değil.

Ekşi bir tedavi: Çeyrek bir limona bolca karabiber ve tuz serpin, daha sonra hızlı bir iyileşme sağlamak için bu limon dilimini emin.

Biraz ılık süt için: Öksürük için popüler olan diğer bir ilaç bal ile tatlandırılmış bir fincan ılık süt içmektir.
Bademi deneyin: Bazı eski geleneklere göre, badem öksürük de dahil olmak üzere bronşlarla ilgili problemlerin iyileşmesine yardım eder. Bir fincan portakal suyu ile birkaç çay kaşığı blendır ya da rondoda çekilmiş bademi karıştırın ve için.(Vasfiye Özcanbaz)