Kategoriler
Sağlık

Salgın döneminde şok diyetleri asla denemeyin!

Koronavirüs salgını nedeniyle aldığımız kiloları nasıl vereceğiniz konusunda asla hızlı zayıflatan şok diyetleri tercih etmeyin, sağlığınızdan olursunuz.

COVID-19 salgını nedeniyle yaşadığımız karantina döneminde stres ya da can sıkıntısı nedeniyle yemeye ağırlık verince birçoğumuz kilo aldı. Sosyal medyada yer alan şok diyetler, sadece sıvı ya da tek tip gıda tüketimiyle yapılan diyetler sağlığınızı ciddi şekilde bozabilir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, koronavirüs salgınında şok diyetlerin akıldan bile geçirilmemesi gerektiğini belirterek bu diyetlerin yol açtığı sağlık sorunlarını anlattı:

KAS KAYBINIZ ARTAR

Gerekli enerjiyi besinlerden almadığınızda, vücudunuz enerji üretimi için kaslardaki proteinleri parçalar. Hızlı kilo verdiğinizde, yavaş yavaş verdiğinizden 3 kat daha fazla kas kaybedersiniz.

KALPTE RİTİM BOZUKLUĞU OLABİLİR

Hızlı kilo verince kalp kaslarınız yıpranıp azalabilir. Ayrıca aşırı düşük kalorili diyetler sıvı ile birlikte sodyum ve potasyum gibi mineral kayıplarına yol açarak ritim bozukluğuna da neden olabilir.

METABOLİZMANIZ YAVAŞLAR

Düşük kalorili diyetlerden dolayı azalan kaslar sonucunda vücudun metabolik hızı otomatik olarak düşer. Zamanla metabolizmanız kilo vermeyi bırakacak kadar yavaşlar. Bu durumda diyeti bırakınca verdiğiniz kiloları fazlasıyla geri alırsınız.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİZ ZAYIFLAYABİLİR

Tek tip gıdalar içeren ya da düşük kalorili diyetlerde, beslenmenizden yağları veya karbonhidratları çıkardığınızda vitamin veya mineralleri yeterli miktarda alamazsınız. Özellikle A, D, E ve K gibi yağda çözünen vitaminlerin eksikliğinde, bağışıklık sisteminizin zayıflar ve hastalıklara yakalanma riskiniz artar.

BAĞIRSAK HAREKETLERİNİZ BOZULUR

Beslenmenizdeki yetersiz posa tüketimi bağırsak hareketlerinizi yavaşlatarak kabızlığa neden olabilir. Ayrıca bağırsak florası için gerekli olan probiyotik veya prebiyotik gıda tüketimi şok diyetlerle sağlanmayınca bağırsak florası bozulabilir ve bundan dolayı bazen ishal, bazen kabızlık gibi düzensiz bağırsak hareketleri görülebilir.

DEPRESYON RİSKİNİZ ARTAR

Yeterli karbonhidrat tüketimi olmayınca, stres hormonu seviyesi artar ve vücut strese karşı daha duyarlı hale gelir. Bunun sonucunda depresyon riskiniz yükselir. Ayrıca kısıtlı bir diyet sonrası aşırı yeme davranışlarına yatkın hale gelirsiniz.

BAŞINIZ AĞRIYABİLİR

Karbonhidratlar şok diyetlerde sıfıra yakın tüketildiği için enerji üretiminde kullanılması amacıyla vücutta keton cisimcikleri oluşur. Bu moleküller beyin bariyerinden geçerken baş ağrısına yol açabilir.

KENDİNİZİ HALSİZ HİSSEDERSİNİZ

Enerji döngüsünde kullanılan vitamin ve minerallerin (B vitaminleri, demir gibi) eksikliği sonucunda halsizlik ve yorgunluk gibi sorunlar da oluşabilir.

İNSÜLİN DİRENCİNİZ ARTABİLİR

Şok diyetlerle düzensiz olarak zayıfladığınızda verdiğiniz kiloyu fazlasıyla geri alırsınız. Bu durum pankreasın normal çalışma düzenini bozar, insülin hormonunun salınımında veya hücrelerde insülin hormonuna karşı duyarlılıkta azalmalara neden olur. Buna ‘insülin direnci’ denir. Metabolizmanızda insülin direnci gelişince ise kilo vermeniz zorlaşır.

SAFRA KESESİNDE TAŞ OLUŞABİLİR

Hızlı ve sağlıksız kilo kaybı safra taşının oluşma riskini de önemli ölçüde artırabilir. Yapılan çalışmalara göre; kalorisi çok düşük olan (800kcal veya daha az) diyetleri uygulayan kişilerin yüzde 25’inde safra taşı gelişiyor.

CİLDİNİZ KURUYUP SARKABİLİR

Diyetler nedeniyle oluşan vitamin ve mineral eksikliğinde ciltte kuruma ile akne gibi problemler oluşabilir. Ayrıca hızlı kilo kaybı sonucu ciltte sarkmalar ve aynı hızla alınan kilolar nedeniyle çatlaklar gelişebilir.

SAÇLARINIZ DÖKÜLEBİLİR

Aynı şekilde düşük kalorili şok diyetlerden kaynaklı vitamin ve mineral eksiklikleri saçlarınıza da yansır. Saçlarınız cansız görünür ve dökülmeye başlar.

Kategoriler
Sağlık

Başınız ağrıyınca ilaçtan önce doğal tedavileri deneyin

Bugüne kadar yaşamı boyunca baş ağrısı sorunuyla karşılaşmayan kimse yoktur. Hatta günümüzde artık çocuklarımızın bile başı ağrıyor. Başınız ağrıdığında hemen ilaç almamalısınız.

Farklı nedenlerden kaynaklanan baş ağrısı ile mücadelede doktora danışmadan ilaç almamalısınız. Reader’s Digest dergisinde yer alan habere göre, ilaç yerine evde uygulayabileceğiniz doğal tedavilerin hazırlanması düşündüğünüzden daha kolay.

Hızlı bir iyileşme sağlayan evde tedavi yöntemlerini denemeye ne dersiniz? 

Kahve

Illinois Üniversitesi’nde yapılan klinik deneylere göre, kan damarlarının genişlemesini azaltan kafein baş ağrısının yoğunluğunu ve frekansını da azaltabiliyor. Bir gruptaki katılımcılara sadece kafein verildi ve yüzde 58’i baş ağrılarının tamamen geçtiğini belirttiler. Diğer gruptaki katılımcılar ise ibuprofen (ağrı kesici) ile birlikte kafein verildi ve katılımcıların yüzde 70’inde belirtilerin yok olduğu görüldü. Başınızın ağrıyorsa bir fincan kahve içmeyin deneyin.

Sıcak ya da soğuk uygulama

Gerilim tipi (baş ve boyundaki daralmalardan kaynaklanan veya stres, kaygı, uykusuzluk nedeniyle oluşan ) baş ağrısını ağrı kesici ilaç kullanmadan tedavi etmek için  sıcak suyun içine bir bezi batırın, sıkın ve alnınıza ya da boynunuza kompres yapın. Böylece gergin kaslarınızın gevşediğini hissedeceksiniz. 

Damarsal başağrınızı (migren, küme başağrısı) hafifletmek için soğuk su kullanarak aynı prosedürü izleyin. Çünkü soğuk su kan damarlarını daraltır, kan akışını azaltır ve başağrınızın geçmesini sağlar. 

Masaj tedavisi

Şakaklarınızın üzerine orta parmağınızı kullanarak masaj yapın. Baş ağrısını iyileştirmek için 2-3 dakika boyunca saat yönünde daireler çizerek masajı devam ettirin.

Ayak banyosu

Vücudun aşağı kısmına akan kan başınızda bulunan kan damarlarındaki basıncı azaltacaktır. Zonklama yapan damarsal baş ağrısını hafifletmeye yardım etmek için ayaklarınızı içinde hardal tozu karıştırılmış sıcak suyla doldurulmuş küçük bir küvete batırın. Yarım saat sonra hızlıca ayaklarınızı havluya sarın ve kurutun. 

Zencefil çayı tedavisi

Zencefil özellikle migren ağrısının iyileşmesinde etkilidir. 3 fincan suyun içine 2 yemek kaşığı taze rendelenmiş zencefili karıştırıp çay yapın. 4-5 dakika demlenmesini bekleyin, sonra çay fincanın içine küçük bir süzgeçle çayı süzün. Baş ağrınızın geçmesi için çayınızı yudumlayın. 

Baş bandı tedavisi

Kafatasınıza giden kan akışını azaltmak için bir fular, baş örtüsü ya da bandanayla başınızı iyice sıkın. Birkaç dakika sonra baş ağrınızın biraz geçtiğini hissedeceksiniz. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Uzun ömrün formülü uykunuzda gizli

Ortalama bir ömür süren insanın yaşamının tahminen üçte biri uykuda geçer. Çoğumuz uykuyu zaman kaybı olarak düşünürüz ve uyku süremizi mümkün olduğunca azaltırız. Ancak az uyku demek ömrünüzün de az olacağı anlamına gelir.

Uyuduğunuz uykunun kaliteli olması çok önemlidir. Gece uykuda geçirdiğiniz zaman boyunca beyniniz ve vücudunuz sizi ertesi güne zinde bir şekilde hazırlamak için biyolojik bakımla meşgul oluyor.  Bu nedenle uykusuz kalmak bu bakımın etkisini azaltır, vücut fonksiyonlarımızı etkiler. Lifehack isimli internet sitesinde yer alan habere göre, işte uyku kalitenizi artırmanın çeşitli yolları:

Kaliteli uyku önceliğiniz olmalı

Yaşamınızı meşgul eden sayısız istek vardır ve bunları karşılamak için genellikle uykunuzdan fedakarlık edersiniz. Kaliteli bir uyku çekmenin ilk adımı uykuyu öncelik sıranızın en üstüne yerleştirmektir. Gece olunca televizyon izlemek, bilgisayar oyunu oynamak yerine daha çok uykuyu düşünmelisiniz.

Kaliteli uyku ortamı oluşturun

Uyumak için çevrenizdeki ortamı hazırlayın. Yatak odanız karanlık ve sessiz olmalı, rahat bir yatak seçin, odanın sıcaklığını düşürün, yatmadan önce kafeinden uzak durun, yatak odanızda televizyon bulundurmayın. Bunlar kaliteli bir uyku için çok önemlidir.

Gündüzleri uzun süre kestirmeyin

Gündüzleri dozunda şekerleme yapmak sağlığınız için yararlıdır. Ancak şekerleme süresini 25 dakikanın altında tutmalısınız, en ideal süre 10-15 dakikadır. Gün ortasında uzun süre uyursanız gece uykunuz da bundan etkilenir.

Işığın seviyesini ayarlayın

Işığa maruz kalma geceleri uykuda salgılanan melatonin hormununu kontrol eder. Erken kalkmayla ilgili problemleriniz varsa sabahları güçlü ışığa kendinizi bırakın ve akşamları da kısık ışık ve güneş gözlüğü kullanın. Sabah erken kalkmak için yatağınızı sabahları en çok ışık alan bölüme yerleştirin. Gün ışığında fazla vakit geçirin, geceleri ise bilgisayardan ve arkadan aydınlatmalı cihazlardan uzak durun.

Gözlemleyin ve deneyimleyin

Herkes farklıdır ve bu nedenle kaliteli uyku için nelere ihtiyacınız olduğunu gözlemleyin. Bir günlük tutun. Bu nedenle sizin için en iyi olan zamanlama, egzersiz, oda sıcaklığı, uyku süreniz gibi bilgileri akıllı telefonunuza kaydedin. Bir dizi deneme-yanılmadan sonra kendi doğal uyku şeklinizi bulacaksınız.

Uyanmaya hazırlıklı olun

Otobüsü ya da uçağı yakalamak için sabahları erken kalkmayı denediniz mi? Uykunuz kısa olmasına rağmen sabah kendinizi enerjik hissettiniz değil mi? Her şey beyninizde bitiyor. Erken kalkmaya kendinizi hazırladığınızda enerji seviyeniz daha yüksek olacaktır.

Uyku öncesi bir düzen oluşturun

Tüm gün enerjik olabilirsiniz, ancak akşama doğru uykuya hazırlık için belirli kurallar belirleyip her gün bunlara uyun. Örneğin, kısa bir duş almak, biraz fiziksel ve nefes egzersizi yapmak ve sonra uyumak gibi. Duşa girdiğinizde vücudunuz gevşeyecek ve uykuya daha rahat dalacaksınız.

Gün boyunca egzersiz yapın

Fiziksel aktivite sağlığınız için çok önemlidir. Günde en az 30 dakika egzersiz yaparak, kaliteli bir uyku uyuyabilirsiniz. Ayrıca egzersiz kalp hastalığına yakalanma riskinizi de azaltıyor.

Sabahı canlandırın

Müzik, eğlence daha çabuk uyanmanıza yardım edecektir. Sabahları en sevdiğiniz müziği telefonunuza alarm şarkısı olarak ekleyin. Eğlenceli bir müzik kanınızın daha iyi pompalanmasını ve tüm vücudunuza pozitif enerji dağılmasını sağlayacaktır.

Uykusuzluğa dikkat edin

Uykusuzluk tehlikelidir ve hafızanızın, konsantrasyonunuzun ve hareket yeteneklerinizin hasar görmesine yol açabilir. Bağışıklık sisteminiz ve iyileşme süreci de bundan etkilenir. Bu nedenle uykunuz geldiğinde hemen gidip yatın, uykunuzun kaçmasına izin vermeyin. Kaliteli uyku kaliteli yaşama sahip olmak için çok önemlidir. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Şizofreni hakkında bilmeniz gerekenler!

Şizofreni bütün dünyada görülen kronik ve ciddi bir beyin hastalığıdır. Semptomların şiddeti ve şizofreninin uzun süreli, kronik bir hastalık oluşundan dolayı birçok insan işine son vermek zorunda kalıyor. Kişinin sosyal yaşamını da olumsuz etkileyen bu hastalığın yakınları tarafından da bilinmesi ve alınması gereken önlem var.

Şizofreni tam olarak nedir, belirtileri nelerdir, kimlerde daha çok görülür, tedavisi var mı? WebMD isimli internet sitesinde yer alan habere göre, işte şizofreniyle ilgili bilmek istediğiniz her şey:

Şizofreni nedir?

Şizofreni kronik ve iz bırakan bir beyin hastalığıdır. Bu durum insanların sesler duymasına, hayaller görmesine veya diğer insanların düşüncelerini kontrol ettiklerine inanmasına yol açar. Bu duygular korkutucu olabilir ve sık sık kararsız davranışlara neden olur. Çaresi yoktur, fakat tedavi ile çok ciddi olan belirtiler genellikle kontrol altına alınır.

Şizofreni belirtileri

Halüsinasyonlar, son derece yanlış inançlar, paranoya (başkalarının size karşı komplo planladığı korkusu) şizofreni belirtileri arasında bulunuyor. Günlük yaşamdan zevk alamama, sosyal aktivitelerden uzaklaşma gibi belirtiler ise depresyona benziyor.

Şizofreni düşüncelerinizi nasıl etkiler?

Şizofreni hastaları anormal bir düşünme şekline sahiptir. Düşüncelerini organize etmede ve mantıklı bağlantılar kurmada sorun yaşarlar. Bazen beynindeki tüm düşüncelerin yok olduğunu hissettiklerini açıklarlar. Popüler inanışa rağmen, şizofreni Birden fazla kişilik taşıma hastalığı (Dissociative Identity disorder) değildir.

Şizofreni davranışları nasıl etkiler?

Şizofreni çok farklı davranışlara yol açabilir. İnsanlar abuk subuk konuşabilir veya kelimeler uydurabilir. Telaşlıymış gibi davranabilir ya da donuk yüzlü görünebilir. Birçok insan temel hijyen kurallarını yerine getirmede veya ev düzeni konusunda problem yaşayabilir. Şizofreni hastaları genellikle adımlama gibi tekrar edici davranışlar gösterir. Toplumda bilinenin aksine şizofreni hastaları çevrelerine zarar vermez.

Kimler şizofreniye yakalanır?

Şizofreni kadınları ve erkekleri aynı oranda etkiler. Belirtiler genellikle 16 ile 30 yaş arasında başlar. Hastalığın başlangıcı erkeklerde kadınlardan daha erken olabiliyor. Şizofreni çocukluk döneminde ya da 45 yaş üzerinde nadiren başlıyor. Ailesinde şizofreni olan kişilerde şizofreni görülme riski daha yüksektir.

Şizofreninin nedenleri

Esas neden bilinmiyor, fakat bilim adamları genlerden şüpheleniyor ve çevrenin de rol oynadığını düşünüyorlar. Beynin içindeki dopamin ve glutamat isimli kimyasal habercilerin seviyesi dengenin dışına çıkabiliyor. Beyin yapıları da anormalleşiyor. Örneğin, tek yumurta ikizlerinin beyin tarama testlerinde sıvıyla dolu olan karıncık şizofreni hastası olan kardeşte daha geniş. Şizofreni hastası kişinin beyninin bazı bölümlerinde aktivite seviyesi normalden daha yüksek veya düşük olabiliyor.

Şizofrenin teşhisi

Şizofreniyi tespit etmek için laboratuar testleri yok. Bu nedenle teşhis genellikle hastanın öyküsü ve belirtilerle konabiliyor. Gençlerde aile öyküsü ve belirli davranışlar şizofreni başlangıcı olup olmadığını belirlemede yardımcı oluyor. Bunlar sosyal gruplardan uzaklaşma ve sıradışı şüpheler olabiliyor.

Tedavi

Reçeteli ilaçlar anormal düşünme, halüsinasyon ve zararlı inançlar gibi belirtileri azaltıyor. Bazı insanlarda ilaçların yan etkisi olarak titreme ve kilo alımı görülebiliyor. Şizofreni ilaçları diğer ilaçlar veya takviyelerle etkileşime girebiliyor.

Psikososyal terapi

Danışma insanların sorunlu davranışları ve düşünceleriyle mücadelede yardımcı oluyor. Bilişsel davranış terapisinde, insanlar düşüncelerinin gerçekliğini test etmeyi ve belirtilerle daha iyi mücadele etmeyi öğreniyor. Bu stratejiler ilaçların yerine geçmez, fakat yine de yardımcı olur.

Aile üyeleri için tavsiyeler

Şizofreni diğer mental sağlık sorunlarıyla karıştırılabiliyor. Bu nedenle dikkatli bir değerlendirme kilit noktadır. Şizofreni olan birine yardım etmeye ikna etmek çok zor olabilir. Ruhsal bir sorun meydana gelip hastaneye yatış olduğunda tedavi başlar. Hastanın çevresinde bulunan aile üyeleri hastanın ilaçlarını almasını sağlamalı, takip eden doktor kontrollerinde yanında olun, destekleyici ve saygılı davranın. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Teknoloji

Telefonla bu şekilde konuşmak beynin savunma mekanizmasına zarar veriyor

Günümüzde birçok insanın ve özellikle genç nüfusun ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonlarının yaydığı elektromanyetik radyasyon olumsuz etkileriyle yaşam kalitesini bozabiliyor. Kısa dönemde uykusuzluk ve halsizlik gibi etkileri hissedilen elektromanyetik radyasyon, beynin savunma mekanizmasına zarar veriyor.

Tüm gün elimizden nerdeyse hiç düşmeyen cep telefonu gibi cihazların kullanımında mesafenin önemli olduğuna dikkat çeken uzmanlar, telefonda konuşurken cihazı 1 cm uzakta tutmanın radyasyonu %10- %20 oranda azalttığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Elektrik- Elektronik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Şeker, son zamanlarda sıkça gündemi meşgul eden elektromanyetik radyasyonun canlılar üzerinde oluşturduğu etkilere değindi.

Cep telefonu, ev aletlerinden de tehlikeli

Elektromanyetik radyasyon ve elektromanyetik alan kavramlarının birbirinden farklı olduğunu belirten Prof. Dr. Selim Şeker, elektromanyetik radyasyonun bütün elektrik enerjisini kullanıp normal fonksiyonlarını icra ettiğini ve bu nedenle yüksek frekanslı cihazların radyasyon yaydığını, düşük frekanslı cihazların örneğin ev aletlerinin radyasyondan ziyade elektromanyetik alan yaydığını ifade etti.

Radyasyon, beynin savunma mekanizmasına zarar veriyor

Elektromanyetik radyasyon ve insan ruhunun birer enerji olduğunu ifade eden Prof. Dr. Selim Şeker, insanın bir günde harcadığı gücün 40 watt civarında olduğunu belirtti. Prof. Dr. Şeker, iki enerjinin birbiri ile etkileşimi sonucu elektromanyetik radyasyonun beyne etki ederek beynin savunma mekanizmasına zarar verdiğini ve beynin kısımlarını girip beyinde Alzheimer, Parkinson gibi hastalıklara neden olduğunu, standardın bin kat altındaki radyasyonların ise nöronların ölmesine sebep olduğunu ve bunun da insan yaşamını tehlikeye soktuğunu söyledi.

İnsan DNA’sını bozuyor

Elektromanyetik radyasyonun canlılar üzerinde en belirgin etkilerinin 2004 yılında yayımlanan Refleks çalışması ile ortaya çıktığını ifade eden Şeker, bu çalışmanın sonucunda elektromanyetik radyasyonun çocuklarda ve yetişkinlerde birbirinden farklı etkilerin görüldüğüne dikkat çekti. Elektromanyetik radyasyonun kısa dönem etkileri uykusuzluk, halsizlik olarak görülürken uzun dönem etkilerinin insanın biyolojik yapısını, hormonal aktivitelerini ve insan genetiğini değiştirdiğini insanın DNA’sını etkileyerek zararlarının sonraki nesillerde dahi ortaya çıkabileceğini ifade etti.

Kanser yapan cihazlar listesinde cep telefonu da var

Dünya Sağlık Örgütü tarafından evlerde kullanılan elektrikli cihazların kanser yapma ihtimali olduğuna dair listeye alındığını belirten Şeker, cep telefonlarının ise 2011’de listeye alındığını ifade etti. Prof. Dr. Selim Şeker, 1993’te cep telefonu firmalarının isteği üzerine yapılan araştırma bulgularında dahi cep telefonunun kansere neden olduğu saptandığını ancak 6 sene süren araştırmanın sonuçlarının cep telefonu firmalarınca yayımlanmasının engellendiğini ifade etti.

Telefonun kullanım süresine ve mesafeye dikkat!

Elektrikli cihazların yaydığı radyasyonların bazı ölçütlere göre değişiklik gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Şeker, 5 dakika kullandığımız saç kurutma makinasının yaydığı radyasyonu vücudun geri kalan zamanda atabildiğini belirterek çok sık kullanılan cep telefonlarının yaydığı radyasyonun etkilerinin vücuttan atılmasının zor olduğunu ifade etti.

Elektrikli cihazlardan yayılan radyasyonun kullanım sıklığı dışında değişiklik gösterdiği diğer ölçütün ise mesafe olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şeker, elektrikli aletlere ne kadar yakın olunursa o denli radyasyondan etkilenildiğini, telefonda konuşurken telefonu 1 cm uzakta tutmanın radyasyonu %10- %20 oranda azalttığına dikkat çekti.

Peki telefon kullanırken nelere dikkat etmelisiniz?

Cep telefonu kullanırken radyasyonun kulağımızdan içeri girip beyne ulaştığını ifade eden Şeker, kafatasının radyasyonu engellemediğini belirterek cep telefonundan yayılan radyasyonun etkisinin azaltılması için önerilerde bulundu. Cep telefonunun aradığınız kişiye ulaşabilmesi için yüksek dozda güç yaydığını belirten Şeker, bundan korunmak için karşı tarafın cevap vermesinden sonra kulağımıza götürmemiz gerektiğini aynı zamanda, kulaklık kullanmanın hoparlörde konuşmanın radyasyonu azalttığını ifade etti. Telefonu gün içerisinde sıkça kullanmak yerine kısa mesaj göndermenin radyasyon etkisini azalttığını belirten Şeker, uyuduğumuz yerde cep telefonunun bulundurmamız gerektiğinin altını çizdi.

Kategoriler
Yaşam

Kokularından dolayı istenmeyen bu sebzeler hastalıklarla savaşıyor

Karın kapıya dayanması ve havaların iyice soğumasıyla grip ve soğuk algınlığı gibi salgınların ortalığı kırıp geçirdiği bu dönemde sağlığınız için yararlı olan ancak kokularından dolayı tercih edilmeyen bazı kış sebze ve meyveleri sizi grip gibi birçok enfeksiyondan koruyor.

Çoğu zaman pişirirken saldığı keskin koku nedeniyle tercih edilmeyen birçok kış sebzesi ve çeşitli meyveler, sizi enfeksiyonlardan ve çeşitli hastalıklardan koruyor ve bol bol da vitamin içeriyor. Health isimli internet sitesinde yer alan habere göre, işte uzak durulan sebze ve meyveler:

Kereviz

İlk baharın başlarında sezonuna girdiğimiz kerevizi kışın başında tekrar pazarlarda bulabilirsiniz. Konserve ya da taze olarak satın alabileceğiniz kereviz oldukça lezzetlidir. Lif, C vitamini ve folat açısından zengin olan kereviz yeni hücre üretimi için de gereklidir.

Lahana

Kimilerinin ağır kokusu nedeniyle pişirmeyi tercih etmediği lahana kış aylarının mutlaka tüketilmesi gereken sebzelerinden biridir. B, C ve E vitaminleri ile potasyum, kalsiyum, kükürt, demir, bakır ve magnezyum gibi mineraller açısından zengin olan lahana, kanser hücrelerinin çoğalmasını engelleyen kimyasal bir madde içeriyor. Dolmasını ya da yemeğini yapabileceğiniz lahanayı turşu olarak da tüketebilirsiniz.

Kırmızı turp

İyi bir C vitamini kaynağı olan kırmızı turp sert ve gevrektir, acımsı bir tada sahiptir. Kırmızı turpu diğer sebzelerle birlikte kızartabileceğiniz gibi havuçla birlikte salatasını da yapabilirsiniz. Soya sosuyla da mükemmel bir tamamlayıcıdır.

Karalahana

Lezzetli bir kış sebzesi olan karalahana buz toprağa düştüğünde daha da tatlanır. Et yemeklerini daha da lezzetlendiren karalahananın etli sarmasını da yapabilirsiniz. İçerdiği bol miktardaki K, A ve C vitaminleri ve hatta biraz kalsiyum sayesinde bir süper gıdadır.

Kan portakalı

Kışın içeceklerinize, salatalarınıza ve tatlılarınıza ekleyebileceğiniz kan portakalı C vitamini ve lif açısından zengindir. Portakalın kırmızı rengi meyve kokteyllerinize renkli ve havalı bir görünüm katar.

Bezelye

Az kalorili bir sebze olan bezelye C ve K vitaminiyle doludur. Makarna salatalarınızda da lezzetli bir tat oluşturur. Bezelyeyi satın aldıktan sonra birkaç gün buzdolabında bekletip de pişirirseniz daha kısa sürede piştiğini görürsünüz.

Trabzon hurması

Lapa gibi olabilen bu tatlı meyvenin benzersiz bir yapısı vardır. İyi bir C vitamini ve lif kaynağı olan hurma salatalarınıza da lezzet katabilir. Daha çok meyve olarak yemeyi tercih edebilirsiniz.

Kızılcık

Oldukça lezzetli bir meyve olan kızılcık sağlığınız için de çok faydalıdır. Belirli enfeksiyonlara karşı yakalanma riskini azaltan kızılcık C vitamini içerir ve iyi kolesterol seviyesini düzenler, geliştirir.

Ravent

Kuzukulağıgillerden olan bu saplı sebze soğuk havada yetişir ve Ravent Türkiye’de yetiştirilmese de çok az insan tarafından tanınmaktadır. Tıp dünyasında kullanılması nedeniyle dünyada birçok yerde yetiştiriliyor. Bitkinin yaprakları ise zehirlidir, tüketilmez.

Kestane

Kestane ağacının meyvesi kış aylarının olmazsa olmazıdır. Artık eskisi gibi sobaların üzerinde pişiremesek de fırında ya da ocağın üzerinde pişirebileceğiniz kestane iyi bir C vitamini kaynağıdır. Belli belirsiz tatlı ve fındık tadında olan kestaneyi çiğ olarak yiyebileceğiniz gibi fırında közleyip de tüketebilirsiniz. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Tereyağı sağlığınız için zararlı mı yoksa yararlı mı?

Tereyağı son 20-30 yıldır obeziteden kalp hastalığına kadar birçok sağlık problemine yol açtığı için suçlanıyordu. Fakat son zamanlarda yapılan araştırmalar sayesinde tereyağı yeniden sağlıklı yiyecekler listesine girdi.

Authority Nutrition isimli dergide yayınlanan araştırmaya göre, tereyağı lezzeti az olan yemekleri şahesere dönüştürebilen yiyeceklerden biridir. Bunun yanı sıra tereyağının sağlığınız üzerinde birçok faydası var. İşte tereyağının sizin için sağlıklı olmasının nedenleri:

Vücudunuzda yağ yakışını hızlandırır

Tereyağının gerçekten bir zarara yol açtığı hiçbir zaman ispat edilmedi. Gerçekte, son yapılan araştırmalarda doymuş yağ ile kardiyovasküler hastalık arasında bir bağ olduğu saptanamadı. Doymuş yağlar iyi kolesterolü artırıyor ve kötü kolesterolü ise azdan çoğa doğru değiştiriyor. Ayrıca tereyağı uygun miktarda kısa ve orta zincir yağlar içeriyor. Bunlar diğer yağlardan farklı olarak metabolize ediliyor. Bu nedenle tereyağı doygunluğu ve yağ yakışını hızlandırıyor.

Kalp hastalığı riskini düşürür

Uzmanlar margarin yerine tereyağı yenilmesini öneriyorlar. Margarinde bulunan işlenmiş trans yağlar oldukça zararlıdır ve birçok hastalığa yol açar. Bir çalışmada, araştırmacılar tereyağı ve margarinin kardiyovasküler hastalıklar üzerindeki etkisini test ettiler. Araştırmaya göre, tereyağının kardiyovasküler hastalıklar üzerinde hiçbir etkisi bulunmazken, margarin ise bu riski artırdı. Başka bir araştırmaya göre ise, çok yağlı süt ürünlerinin tüketiminin kalp hastalığı riskini yüzde 69 oranında düşürdüğü belirlendi.

Sindirim sisteminizi korur

Dört karbonlu doymuş yağ asidi olan bütirat kalın bağırsağın aşağı kısmındaki bir bakteri tarafından oluşturuluyor. Tereyağında da yüzde 3-4 oranında bütirat olduğu için tereyağı da faydalıdır. Fareler üzerinde yapılan deneyde, butirat takviyesinin enerji harcamasını artırarak ve yiyecek alımını azaltarak kilo almayı önlediği belirlendi. İnsanlarda ise bütiratın anti-inflamatuar özelliği var ve sindirim sistemin üzerinde ise güçlü koruyucu etkiye sahip.

Kilo verdirir

Özellikle kırda beslenen hayvanlardan elde edilen tereyağı iyi bir birleşik linoleik asit kaynağıdır. Bu yağ asidinin metabolizmanız üzerinde güçlü etkisi vardır ve ticari olarak kilo verdiren gıda maddesi olarak satılmaktadır. Ayrıca bu yağ asidinin vücudun yağ yüzdesini düşürmenin yanında anti-kanser özelliği var.

Obezite riskini düşürüyor

Beslenme uzmanları  az yağlı süt ürünlerini tercih etmemizi öneriyorlar. Bu şekilde kötü yağ ve kolesterolleri almadan ihtiyacımız olan kalsiyumu sağlayabileceğimizi belirtiyorlar. Ancak daha fazla kalori içermesine rağmen, yağlı süt ürünleri tüketmenin obeziteyle bir bağlantısının bulunmadığı belirlendi. 2012 yılında yağlı süt ürünleri tüketiminin obezite, kardiyovasküler hastalık ve diğer metabolik bozukluklar üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmacılar, yağlı süt ürünlerinin metabolik hastalık riskini artırmadığını ve obezite riskini önemli ölçüde düşürdüğünü tespit ettiler.

Yağda çözünen vitaminler açısından zengindir

Tereyağının içinde A, E ve K2 gibi yağda eriyen vitaminler bulunuyor. Sağlıklı bir şekilde beslenirseniz A ve E vitaminlerini yeterince alırsınız. Ancak K2 vitamini modern beslenmede çok nadir bulunur. K2 vitamininin sağlık üzerinde güçlü etkileri vardır. K2 vitamini eksikliğinde kardiyovasküler hastalık, kanser ve osteoporoz gibi birçok ciddi hastalık oluşabilir. Yaylada beslenen ineklerden elde edilen süt ürünleri K2 vitamini açısından zengindir. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Uykusuz kalmak bu sorunlara yol açıyor

Geceleri uykunuzu alamadığınızda sabahları yorgun uyanırsınız ve bütün gün canınız bir şey yapmak istemez. Uykusuzluğun bundan başka sağlığınız için çok zararlı olduğunu biliyor muydunuz?

Lifehack isimli internet sitesinde yer alan habere göre, uykusuzluk depresyondan kalp hastalığına kadar çok ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. İşte uykusuz kalmanın getirdiği hastalıklar:

Anksiyete seviyesini yükseltiyor

Uykusuzluk tüm anksiyete seviyesini artırarak beynin önceki reaksiyonlarını da çoğaltıyor.

Depresyonu artırır

Uykusuzluk ruh halinizi düzenleyen nörotransmitterlerde azalmaya yol açıyor ve böylece depresyonu artırıyor.

Hasar görmüş idrak

Aşırı uykusuzluk hafızanın hasar görmesine yol açıyor, düşünme yeteneği ile bilgi işlemeye zarar veriyor.

Hipertansiyon riski artıyor

Gecede 5-6 saat arasında uyumak yüksek kan basıncına yakalanma riskinizi artırıyor.

Kalp hastalığı riski artıyor

Uyuduğumuz zaman kan basıncımız düşer. Ancak uyumadığımız zaman geceleri kan basıncındaki düşüş olmayacak ve bu durum da kalp hastalığı için risk oluşturacak.

Şeker hastalığı riski artıyor

Uykusuzluk stres yanıtımızı tetikliyor, bu da stres hormonu kortizol ile insülin direnciyle alakalı noradrenalin salgılanmasına yol açıyor.

Sağlıksız iştah sorunu

Uyku açlık ya da tokluk hissetmenizi sağlayan hormonların dengede kalmasına yardım ediyor. Uykusuzluk ise açlık hormonunun artmasına ve tokluk hormonunun ise düşmesine neden oluyor.

Göğüs kanser riski

Gece geç saatte ışığa maruz kalmak östrojen üretimini bozan melatonin üretimini artırıyor. Çok fazla östrojen ise göğüs kanseri oluşumunu destekliyor.

Vücudun doğal saatinde kesinti

Uykusuzlukla oluşan bu kesinti beyaz kan hücrelerinin sağlıksız olmasına neden olur ve böylece fiziksel stres cevabınız zayıflıyor. Yetişkinlerin neredeyse yüzde 40’ı en az ayda bir kez uykusuzluk yaşamıştır. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Evde diş macunu nasıl hazırlanır?

Florür olmadan inci gibi bembeyaz dişlere sahip olmak ister misiniz? Bir sürü para harcadığınız diş macununun yerine geçecek daha sağlıklı ve daha ekonomik bir diş macununu evde yapabileceğinizi biliyor musunuz?

Knoworthy isimli internet sitesinde yer alan habere göre, kendi diş macunuzu evde dakikalar içinde hazırlayabilirsiniz. Birçok ünlü markanın ürettiği, sizin de mağazalardan veya eczanelerden aldığınız ve içinde birçok kimyasal bulunan diş macunu yerine evde doğal malzemelerle diş macununu hazırlamanız sağlığınız için daha faydalı.

Environmental Working Group’s Cosmetic Database ve diğer çevreci gruplara göre, diş macununun içindeki bu toksik kimyasallar yapay tatlandırıcı, sorbitol, sodyum lauryl sülfat ve florürü kapsıyor. Bilim adamları bu maddelerden bazılarının kanserle ilişkili olduğunu ve zamanla bu maddelerin vücutta biriktiğini tespit ettiler.

Evde kendi diş macununuzu yaparsanız tüm bu kimyasal maddelerden uzak durursunuz ve maddi olarak da tasarruf edersiniz.

İşte evde diş macunu hazırlamanın yolları

1. 2/3 bardak karbonatı hazırlayın,

2. 4 çay kaşığı deniz tuzu ekleyin,

3. Yağ ya da esans formunda 1-2 çay kaşığı nane ya da sevdiğiniz diğer lezzetlerle diş macununuzu lezzetlendirin,

4. İhtiyacınız kadar su kullanın.

Tüm bunları karıştırın ve tadının ve kıvamının iyi olup olmadığını kontrol edin. Hazırladığınız bu diş macunu hoşuna giderse, hava sızdırmaz bir tüpe, kavanoza ya da plastik poşete koyup saklayabilirsiniz.

Son olarak en iyi sonucu elde etmek için en az günde 2 kez hazırladığınız macunla dişlerinizi fırçalayın. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Yiyebileceğiniz en sağlıklı 10 sebze

Sebze ve meyvelerin vücudumuz için ne kadar gerekli ve sağlıklı olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak bunlardan bazısının sofralarınızdaki yeri baş köşede gelmeli. İçerisinde bulunan antioksidanlar sayesinde bu sebzeler sizi kanser, kalp hastalığı ve felç gibi çok ciddi hastalıklardan koruyor.

Fiyatı her ne kadar 7 lirayı bulsa da soğan en sağlıklı sebzeler arasında başı çekiyor. Reader’s Digest dergisinde yer alan habere göre, antioksidan açısından oldukça zengin olan sebzeleri evinizden ve alışveriş listenizden asla eksik etmeyin.

İşte en sağlıklı 10 sebze:

Soğan

Bu sebzeyi çiğ olarak tüketirseniz kanserle savaşan antioksidanlardan daha fazla yarar görürsünüz. Soğanı yüksek ısıda pişirmek sizi akciğer ve prostat kanserine karşı koruyan fito-kimyasalların faydasını önemli ölçüde azaltıyor. Çiğ soğanı domates, biber ve salatalık ile harmanlayıp, baharatlarla zenginleştirip salata olarak tüketin.

Mısır

Koçanıyla ya da koçansız mısırı pişirerek yiyiniz. Journal of Agricultural Food and Chemistry isimli dergide yayınlanan araştırmaya göre, mısırı ne kadar çok pişirirseniz içinde bulunan lutein (yaşlılarda körlükle savaşan) gibi antioksidan seviyesi o kadar artıyor.

Bezelye

International Journal of Cancer isimli dergide yayınlanan araştırmaya göre,küçük fakat oldukça güçlü olan bu sebzeyi diğer baklagillerle birlikte her gün tüketirseniz mide kanseri riskiniz azalıyor. Ayrıca bezelyeyi pilavlarınızda kullanabilirsiniz.

Karalahana

Bu sebzenin kıvırcık yeşil yapraklarında bol bol C vitamini ile LDL (kötü kolesterol) seviyenizi düşürerek kalp hastalığı riskinizi azaltmaya yardımcı antioksidanlar bulunuyor. Karalahananın yemeğini ya da dolmasını yapabilirsiniz.

Brokoli

Kanserle savaşan antioksidanlarla doludur brokoli. 10 yılı kapsayan araştırmaya göre, haftada 5 ya da daha fazla porsiyon turpgiller (brokoli dahil) yiyen erkeklerde mesane kanseri gelişme riskinin yarı yarıya az olduğu görüldü. Brokoliyi haşlanmış sevmiyorsanız çorbasını deneyebilirsiniz.

Kırmızı dolmalık biber

Bir orta boy biberde sadece 32 kalori bulunuyor. Günlük C vitamini ihtiyacınızın yüzde 150’sini karşılayan kırmızı dolmalık biber kalp hastalığına yol açan damar sertliğiyle de savaşıyor.

Ispanak

Sağlıklı gözlere sahip olmanızı sağlayan ve maküler dejenerasyon hastalığını önlemeye yardım olan karotenoid isimli antioksidanlarla dolu olan ıspanağı pişirerek içinde bulunan lutein isimli antioksidanın vücut tarafından daha iyi emilmesine yardım edersiniz.

Kaba yonca veya Şark yoncası

Bu güçlü sebze beta-karoten açısından zengindir. Beta- karoten de sizi akciğer kanserine karşı korur, sağlıklı bir cilde, tırnaklara, saçlara, diş etlerine, kemiklere, dişlere ve bezlere sahip olmanıza yardım eder. Ayrıca iyi bir E vitamini kaynağıdır. E vitamini de sizi kalp krizine, felçe karşı korur ve mesane kanserinden ölme riskinizi azaltır.

Brüksel lahanası

Bu antioksidan topları kansere yol açan serbest radikallerin zararlı etkisini yok ediyor. Sadece yarım kase Brüksel lahanası günlük C vitamini ihtiyacınızın yüzde 80’ini karşılıyor. Ayrıca bu sebze kalp hastalığıyla ve kataraktla savaşıyor. Bu sebzeyi zeytinyağıyla soteleyerek tüketebilirsiniz.

Pancar

Kökü yenen bu sebzede gözlerinizi koruyan luteinin yanısıra kanserle savaşan antioksidanlardan da bol miktarda bulunuyor. Pancarın yapraklarını da atmayın. Pancar yaprakları sebzenin besin değeri en fazla olan bülümü ve diğer koyu yeşil yapraklı sebzeler gibi pişirilebiliyor. (Vasfiye Özcanbaz)