Kategoriler
Yaşam

Ayrıntılarıyla minyatür şehir yaşamı!

En ince detaylarına kadar minyatür şehir yaşamını incelemek için büyütece ihtiyacınız olacak.

Görmek için iyice yakından bakmanız gerekiyor. Çünkü Joshua Smith yaptığı minyatür dünyada evlerin içindeki en ince detayları bile düşünmüş. Avustralyalı sanatçı, mikroskobik ürünler, eserler yapmada doğal bir yeteneğe sahip, son eserinde şehir yaşamını küçük ölçekli olarak inşa etti.

Duvar yazılarını bile okuyabilirsiniz!

Temple Street (Tapınak Caddesi) isimli son çalışmasında, Hong Kong’ta Kowloon şehrinde bulunan gerçek bir apartman dairesini modelledi. Kıvrılmış çok küçük kartonlar, orta yoğunluklu lif levhalar ve boya kullanarak, zorlayıcı büyük şehir yaşamının her dakikasını taklit etmeyi başardı. Paslar, duvar yazıları, küçük reklamlar ve diğer dokunuşlar mükemmel bir şekilde eserine yerleştirdi ve çalışması oldukça gerçekçi görünüyor.

Sanatçı aynı zamanda, daha modern binalar, çöp konteynerleri, kentsel karanlık teması altında dükkânların da modellerini yapmıştı. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Teknoloji

Dünya kentleri temiz enerji için neler yapıyor?

Dünya iklim sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden, okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde hissediliyor. Kutuplardaki buzullar eriyor, deniz suyu seviyesi yükseliyor ve kıyı kesimlerde toprak kayıpları artıyor.

BBC Focus dergisinde yer alan habere göre, küresel ısınmayla başa çıkabilmek dünya üzerindeki çeşitli kentler geliştirdikleri projelerle bu ısınmanın etkisini en aza indirmeye çalışıyor. Bazı kentlerin yaptığı yenilikler ve yapacağı projeler ise şöyle:

LONDRA: Londra’yı kalabalık bir merkezden eko-kente dönüştürme bugün için muazzam bir dönüşüm olacaktır. Şehrin en cesur planlarından biri Büyük Londra İdaresi’nin amacı olan 2025’e kadar karbon emisyonunu yüzde 60 azaltmaktır. Ancak bazı eleştiriler, bunun ancak başkentteki tüm araçlar tamamen yasaklanırsa mümkün olabileceğini iddia ediyor.

Diğer hedefleri arasında ise 2013 yılına kadar yüzde 44 daha tasarruflu evler inşa etmek ve 2016 yılına kadar karbon emisyonunu etkisizleştirmek yer alıyor. Ayrıca, şehrin kalanın nefes alması için tasarlanan sürdürülebilir işaretler var. Bunların en aşikârı olimpiyat ateşinin yaratacağı karbonunun etkisizleştirilmesi düşünülen 2012 Olimpiyat Oyunları’dır. Oyunların enerji ihtiyacının yüzde 20’si yerinde, yenilenebilir kaynaklar tarafından karşılanacak ve Olimpiyat Köyü sürdürülebilir inşa taslağına göre tasarlandı.

Bunun yanında, Elephant & Castle Eko-Kuleleri’nde kapsamlı rüzgâr ve güneş gücü kullanımıyla karbon emisyonunu etkisizleştirmek için büyük bir iyileştirme planlanıyor.

SAN FRANCISCO: Her zaman sisli olmasıyla bilinen San Francisco güneş enerjisine yöneliyor. Yetkililer, fotovoltaik güneş panelleri kurmaları için işletmelere ticari teşvikler sunuyor. Ve hatta büyük ligde mücadele eden San Francisco Giants beyzbol takımı da bu meydan okumayı üstleniyor. Bu kapsamda, 2010 yılına kadar 10 bin güneş paneline sahip olunması amaçlanıyor.

Şehirde plastik poşetler ve şişeler yasaklandı, hükümet binalarının daha iyi bir görünümü ile nüfusun yarısının kamu araçlarını kullanmasını planlanıyor. Masadaki en iddialı fikirlerden biri de, Treasure Island olarak bilinen yeri iyileştirmek. San Francisco körfezindeki bu yapay ada, organik çiftliklere, işletmelere ve 13 bin insana ev sahipliği yapacak sürdürülebilir şehre dönüştürülecek. Aynı zamanda şebekedeki gücü yavaşlatmak için yenilenebilir kaynaklardan yeterli enerji üretecek.

REYKJAVIK: İzlanda’nın başkenti dünyanın en yeşil şehirleri arasında en üstte yer alıyor. 120 binlik nüfusu ile diğer büyük şehirlerden daha küçük olan Reykjavik’in bu özelliği ona birçok doğal avantaj sunuyor.

Dünyanın en kuzeyindeki başkentte yaşayan birçok vatandaş ayaklarının altında kaynayan doğal enerji kaynağını kullanıyor. Jeotermal güç, İzlanda’nın yüzde 20’sinin elektriğini karşılaması yanında ısınma ile Reykjavik’teki evlerin yüzde 90’nına sıcak su sağlıyor. Geri kalan elektriğin yüzde 80’i ise hidro-güçten sağlanıyor ve ülke 2050’ye kadar fosil yakıt (petrol, kömür ya da doğal gaz gibi, daha önceki jeolojik zamanlarda canlıların hidrokarbon birikimlerden elde edilen yakıt) kullanımını tamamen kaldırmak istiyor.

Reykjavik çevresinde hidrojen gücüyle çalışan otobüslerle dolaşabilirsiniz. Bu otobüsler sadece egzozundan havaya su buharı veriyor. Şehir aynı zamanda şarj ağları ve biogaz, etanol ve elektrik sunan yakıt ikmali istasyonları inşa ederek elektrikli arabaların kullanılacağı bir sistem planlıyor.

MEXICO CITY: Geleceğin eko-kentlerini hayal ettiğinizde ilk aklınıza gelen 20 milyondan fazla insanın yaşadığı büyük ve biçimsiz, kirlenmiş ana kentler değil tabi ki. Henüz Mexico City sürdürülebilirlik için 7 esas maddeye böldüğü bir plan çiziyor. Bu maddeler ise şöyle; toprak koruması, kamu alanı, su, hareketlilik, hava, atık, iklim değişikliği ve enerji.

Yetkililer hava kalitesini geliştirmeye yardımcı olmak için şehrin üzerini çatı üstü bahçelerle örtmeyi planlıyor. Fakat esas problem yollarda yatıyor. Şehri tıkayan 4 milyon aracı etkisizleştirmek için, taksi ve otobüs filoları çevresel hizmet için düzenlenmeli, çocuklar okula otobüsle ya da yürüyerek gitmeli ve sadece yayalara ayrılmış bölgeler inşa edilmeli.

Mevcut sürüş sınırlamalarını genişletmek çok tartışmalı bir konu olarak yer alıyor. Geçerli projeye göre, “Arabasız Bir Gün” olarak bilinen, Pazartesi ile Cuma arasında plakalarındaki son rakama dayanarak araba kullanmak bir gün yasaklandı. Şimdi projeye Cumartesi günleri de eklenecek.(Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Teknoloji

Akıllı şehirler sizin yerinize düşünecek!

Gelişen teknolojiye şehirler de direnemiyor ve teknolojik bakımdan büyük değişime uğruyor. Bugüne kadar kurulan akıllı ve çevreci şehirlerde binlerce insan yaşıyor.

Yıllar geçtikçe bu şehirler daha hızlı,daha iyi ve daha ucuz olacak. Birleşmiş Milletler bu şehirlerin dünya nüfusunun yüzde 70’ine ev sahipliği yapacağını tahmin ediyor. Peki bu şehirlerde yaşam nasıl, evlerde ve ofislerde teknolojik olarak hangi avantajlar bulunuyor?

BBC Focus dergisinde yayınlanan habere göre, Güney Kore’de Songdo’daki şehir sokakları terk edilmiş görünmesine rağmen, şu anda 22 bin insan bu akıllı şehirde yaşıyor. 2012 yılının sonuna kadar bu nüfusa 5 bin kişi daha eklenmesi umut ediliyor.

Şehir 2015 yılında tamamlandığında Songdo’nun 6 kilometrekarelik alanında 65 bin kişiye ev sahipliği yapacak. Ve insanlar dünyanın en akıllı şehrinde yaşayacaklar. Bu şehir Güney Kore’nin başkenti Seul’un 56 kilometre batısında yapay bir ada üzerinde inşa ediliyor.
Yapımına 2000 yılında başlanan şehrin tahmini maliyetinin 35 milyar dolar olacağı belirtildi. Maliyetin önemli bir kısmını Amerikan gayrimenkul şirketi Gale International ile yatırım bankası Morgan Stanley karşılıyor.

Şehirde otomobiller, evler gibi objeler süper hızlı ağlarla internete bağlanıyor. Bunun için şehir plancıları telekomünikasyon devi Cisco’dan yardım aldı. Cisco şehir sokaklarına, caddelerine ve binalarının içine yerleştirdiği sensörlerle şehrin her metrekaresini internet ağıyla çevreledi. Bunların her biri merkezi kontrol noktasına sabit veri yağmuru gönderiyor. Merkezde şehrin binaları, güç ihtiyacı, sokak ve trafik durumu, iç ve dış sıcaklıkları hakkındaki veriler toplanacak ve analiz edilecek.

Cisco’nun şefi John Chambers’a göre, merkezi kontrol sistemiyle bilgi üzerine kurulu bir şehir inşa ediliyor. Örneğin, şehir kameraları kaç yayanın kaldırımlar üzerinde olduğunu gözlemleyecek. Maliyetleri azaltmak için boş caddelerde ışıklar karartılacak ve yoğun caddeler ise daha fazla aydınlatılacak. Trafik problemlerini önlemek için radyo-frekans tespit etiketleri aracın plaka numarasına yapıştırılacak.

Amerikan şehirlerindeki ortalama bir vatandaş günde 250-300 litre su kullanıyor. Hollanda’da bu rakam yarıya düşüyor. Fakat akıllı mimari, yağmur suyu yolları ve gri su (lavabolardan, bulaşık ve çamaşır makinelerinden gelen su) tedavisi Songdo’nun sulama sistemleri sayesinde temiz suyun sadece onda birini kullanacağı anlamına geliyor. Çatıların üstünde yetiştirilen bitkiler sel sularının hızını azaltacak. Ayrıca bu bitkiler güneşin ısısını absorbe edecek ve bunu fotosentez için kullanacak, böylece etrafındaki havayı de serinletecek.

songdo_b

1- Lavabolardan, çamaşır ve bulaşık makinelerinden gelen su geri dönüştürülecek ve sulama için kullanılacak.

2- Cisco tarafından sağlanan geniş bant, her evde ve ofiste çalışacak. Bu sistem şehrin geri kalanına ve dış dünyaya hızlı fiber optik bağlantı sağlayacak.

3- Gelecek planları içinde 20 dakikada 56 kilometre uzaklığında başkent Seul’e insanları taşımak için süper hızlı tren bulunuyor.

4- Kontrol merkezi, hava tahminlerini izleyecek ve hava durumuna göre şehir halkının toplu olarak ısıtma sistemlerini açtıklarında bile güç ihtiyacındaki dalgalanmalara karşı hazırlık yapıyor.

5- Evler oturanların ısıtma ve aydınlatma sistemlerini doğrudan kontrol etmeleri için dokunmatik panellerle döşenecek. Bu şekilde kesin enerji kullanımı da izlenebilecek. Böylece oturanlar ne kadar elektrik kullandığını gördüklerinde bunu daha da düşürmeye çalışacaklar.

6- Çatıların üstündeki bitki örtüsü ısıyı emecek, çevresindeki ısıyı da düşürecek. Bitkiler ve toprak aynı zamanda suyu da emecek ve sel sularının caddelere ulaşmasını engelleyecek.

7- Hem sıvı ve hem de kuru çöpler basınçlı boru hattıyla yok edilecek, böylece çöpler kamyonlarla toplanmayacak.

8-Araçların plakalarında akıllı etiketlere sahip olacak. Böylece eğer yol boşsa sokak lambaları geceleri kapatılacak.

9- Sokaklarda asfalta yerleştirilen sensörler, araçların şehrin karşı tarafına yaptığı yolculukları izleyecek. Bu bilgi mevcut trafik akışını ve önceki yolculukları araştıran kontrol merkezine gönderilecek. Böylece trafik ışıklarını başlatmak için en etkili yol belirlenecek.

10- Telekonferans video ekranları her evde ve ofiste bulunacak ve Songdo şehrinin sakinleri arasında video görüşmelerini aynı anda her yerden yapmalarına imkan sağlayacak. Hatta caddelerde video kioskları bulunacak.(Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Teknoloji

İklim felaketlerine karşı yüzen şehirler geliyor

Dünyayı tehdit eden küresel ısınmanın boyutunun her geçen gün artarak dünyaya daha fazla etki ettiğini belirten bilim adamları, kutuplardaki buzulların erimesiyle dünyanın büyük bir kısmının sualtında kalacağını söylüyor.

Bu düşünceden hareketle yola çıkan bilim adamları, bu tür bir felaket karşısında kendi kendine yetebilen su üzerinde yüzen şehirler inşa etmeyi düşünüyorlar.

BBC Focus Dergisi’nde yer alan habere göre, bu projelerden gerçeğe en yakın olanı ise en kötü iklimsel felaketler için tasarlanan “Lilypad (nilüfer yaprağı)” isimli yüzen şehir. Bu yüzen şehirler su üzerinde kendi kendine yetebilecek yaşam alanları olarak tasarlanıyor. Deniz seviyesinin yükseldiğini varsayarak, Bangladeş, Maldivler ya da hatta Londra ve New York’ta yükselen sulardan kaçmak için milyonlarca iklim sığınmacısı için yeni evler bulmak gerekecek. Belçikalı mimar Vincent Callebaut’a göre, tüm bu insanlar okyanus akıntılarını takip ederek kocaman, yüzebilen şehirlerde yaşabilirler. Bu şehirler, kendi enerjilerini kendileri sağlayacak, bununla da yetinmeyip atmosferdeki karbondioksiti işleyebilecek.

Her bir yüzen şehirde yaklaşık 50 bin kişinin yaşayabileceğini söyleyen Callebaut, şehrin yapı için safra sağlayacak merkezi bir lagün etrafında temelleneceğini ve lagün yağmur suyunu toplayacağını ve bu suyu şehirdeki insanların içmesi için arıtacağını belirtiyor. Tüm şehir asma bahçelerle çevrilirken, ticari ve eğlence yerlerinin yanında şehir merkezinde yaşayanlar lagünün çevresinde, 3 dağın ortasında oturacaklar.

Mimar Callebaut, şehrin enerjisinin nasıl hesaplanacağıyla ilgili olarak henüz herhangi bir tasvir yapmazken, görünüşte bize biraz düşünme payı bırakıyor. Onun tasarımı sahip olduğumuz güneş, termal, rüzgâr enerjisi, hidrolik, gel-gite bağlı enerji, ozmotik ve biyokütle gibi tüm yenilenebilir teknolojiyi bir araya getiriyor. Her şehrin kullandığından daha fazla enerji üreteceğini iddia eden Callebaut, şehirde yaşayanların yemek için fazla alternatifleri olmayacağını ve yumuşakçalar, deniz kabukluları ve deniz yosunu gibi su kültürüne bağlı besleneceklerini itiraf ediyor.

Şimdilik Lilypad sadece bir fikir ve inşa edilmesi uzun zaman alabilir. Fakat ilk bakışta tasarım çılgınca görünmüyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nde bu yüzyılda su seviyesinin 1 metreye yakın yükseleceği belirtildi. Projenin ne zaman gerçekleştirileceği henüz bilinmese de, bilim adamları küresel ısınmanın bu hızla devam etmesi halinde yüzen şehirlerde yaşamanın hayal olmadığını söylüyor.

Dünyaca ünlü çevre bilimci Prof. Dr. James Lovelock ise bir adım daha ileri gitti. Sadece buzların olduğu, yaşanabilir bir yer hayal edersek, suyun üstünde kalan zemini kazabileceğimizi ve burada yaşamak için yer altı şehirleri kurabileceğimizi söylüyor. Siz hangisini tercih ederdiniz? Yüzen şehirleri mi yoksa buzların altındaki yer altı şehirlerini mi? (Vasfiye Özcanbaz)