Kategoriler
Sağlık

Metrobüste verem bulaşır mı?

Havaların soğumasıyla birlikte nezle, soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklarının görülme sıklığı arttı. Uzmanlar özellikle kalabalık ortamlara ve toplu taşıma araçlarında dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. Ancak metrobüs gibi araçlarda başka tehlikelerin de sizi beklediğini biliyor musunuz?

Tüberküloz yani halk arasında bilinen adıyla verem, kendisini fark ettirmeden sinsice ilerliyor. Verem mikrobu kişinin en zayıf anını kolluyor. Hastalık 1 ay sonra da ortaya çıkabiliyor, 10 yıl sonra da… Mikrop, vücut direncinizin düşmesini uzun süre bile bekleyebiliyor.  Verem yani tüberküloz mikrobu konusunda önemli bilgiler veren Medical Park Gebze Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serdar Kalemci, veremin nasıl bulaştığını anlattı.

Öksürük ve hapşırıkla bulaşabiliyor

Verem (tüberküloz) mikrobu, güneş görmeyen ortamlarda havada uzun süre canlı kalabilir. Güneşten gelen ultraviyole ışınları verem mikrobunu kısa sürede öldürür. Bu nedenle insanların kalabalık olarak yaşadığı, havalanması yetersiz, güneş girmeyen ortamlar bulaşma için en riskli ortamlardır.

Metrobüs, otobüs, uçak gibi kalabalık taşıma araçları riskli yerlerdir. Ülkemizde ‘ince hastalık’ adıyla da bilinen verem, grip gibi solunum yoluyla kolayca bulaşabilir. Mikrop sadece damlacık enfeksiyonuyla geçer, bunun dışında kişinin kullandığı havlu, çatal, bıçak, ya da yiyeceklerle geçmez. Hasta olan kişi normal konuşurken, öksürürken ve ya hapşırdığında ortama yayılan damlacıklar, solunum yoluyla karşı taraftaki kişinin vücuduna bulaşır.

Risk grubu kimlerden oluşuyor?

Mikrop kişinin vücut direnci düşükse organlara zarar vermeye başlar. Organ nakli olanlar, kanser, böbrek, karaciğer, kalp hastaları, diyabetliler, KOAH ve astım gibi rahatsızlıkları olan hastalar risk grubunu oluşturur. Kötü beslenme, obezite, sigara ve uyku bozuklukları da bağışıklığı zayıflatır. Verem mikrobu bu anları kollayarak kısa sürede vücuda bulaşır.

Belirtileri neler?

Verem en sık akciğerde tutulum yapar ve o organa ait bulgularla karşımıza çıkar. Veremin en sık görülen belirtileri 3 haftadan uzun süren öksürük, balgamda kan görülmesi, ateş, gece terlemesi, yorgunluk, halsizlik, kilo kaybı, iştahsızlıktır. Verem sadece akciğerlerde değil tüm organlarda hastalık yapabileceği için o organa ait bulgu verebilir. Örneğin boyunda ele gelen tek, büyük, sert bir nodül tüberkülozu düşündürebilir. İştahsızlık yakınması da gastrointestinal sistem tüberkülozu ile ilişkili olabilir.

En az 6 ay tedavi şart

Tüberküloz mikrobu diğer mikroplara kıyasla çok daha yavaş çoğaldığı için ilaçların uzun süre ve düzenli kullanılması önemlidir. Toplam tedavi süresi en az 6 aydır. Bu süre içinde, Verem Savaşı Dispanserlerinde balgam ve akciğer filmi kontrolleri yapılır. Hasta ilaçlarını düzenli kullanmazsa, mikroplar ilaçlara karşı direnç geliştirir. ‘Dirençli tüberküloz’ dediğimiz bu hastalık tipinde ise tedavi çok daha zordur; çok sayıda ilacın 18-24 ay kullanılması gerekir. Bu nedenle ilaçların sağlık personeli veya sorumlu bir kişi tarafından hastaya içirilmesi en etkili tedavi yöntemidir.

Ülkemizde tüberküloz tedavisinde kullanılan tüm ilaçlar yıllardan beri Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanmakta ve hastalara Verem Savaşı Dispanserleri aracılığıyla ücretsiz verilmektedir.

Kategoriler
Yaşam

Kışın cildinizin kurumaması için bunları uygulayın

Yağmurlu  ve soğuk havanın kendini iyice hissettirdiği bugünlerde cildiniz gerilir ve kurur, siz daha farkına varmadan cildiniz kaşınmaya, dudaklarınız çatlamaya başlar. Peki tüm kış vücudunuzun kurumasını önlemek için neler yapmalısınız?

Uzmanlara göre, bazı basit önerilerle bunu önleyebilirsiniz. Cilt kuruluğunu yok etmek için temizleyici losyon kullanın. Nemlendirici ise cildinizin altındaki suyun tutulmasına yardımcı olan ve kuru havanın etkisine karşı bir bariyer gibi hareket eden önemli bir adımdır. Nemlendirici hafif ve jel bazlı olmalı. Daha yoğun nemlendiricileri ılık havalarda kullanmalısınız.

Kış mevsimi boyunca parlak bir cilde ve yumuşak dudaklara sahip olmak için bunlara dikkat edin:

Geceleri maske uygulayın

Yatmadan önce her gece bir yemek kaşığı süt kremasını alın ve birkaç damla gliserin, hint yağı ve gül suyuyla karıştırın. Bunları iyice karıştırdıktan sonra tüm yüzünüze, boynunuza ve ellerinize uygulayın. Gece boyunca bu şekilde kalın. Sabah ise soğuk suyla yıkayın. Evde uygulayacağınız bu tedavi yağlar içeriyor ve cilt hücreleriniz üzerinde koruyucu bir bariyer oluşturur ve dışarının zararlı etkilere karşı cildinizi nemli tutar.

Alkollü cilt ürünlerinden uzak durun

Alkol içeren ürünleri ve astrenjan gibi losyonlar ile yüz maskelerini denemeyin.

Haftada 2 kez badem, bal maskesi yapın

Vücudunuzun kaybettiği nemi geri iade etmek için badem, bal ve yağlar içeren yüz maskesini haftada iki kez uygulayın. Yarım saat bekledikten sonra bunu durulayın.

Evde maske yapın

Ayrıca ev yapımı şu maskeyi de deneyebilirsiniz: Çeyrek kase yoğurt, 1 çay kaşığı bal, 1 yemek kaşığı süt tozunu karıştırıp yüzünüze sürün. 10 dakika bekleyin, soğuk suyla durulayın. En iyi sonuç için bunu haftada bir uygulayın.

Dışarı çıkmadan yüzünüzü yıkamayın

Soğuk havaya çıkmadan yarım saat önce yüzünüzü yıkamayın.

Dudaklarınızı koruyun, çatlayınca ruj sürmeyin

Hava soğumaya başlayınca, dudaklarınızda yağ bezi olmadığı için çatlamaya başlar. Dudaklarınıza ekstra bakım için gece boyunca saf vazelin sürün ve sabah kalkınca da dudak balzamı sürün. Çatlamış dudaklarınıza ruj sürmeyin, ruj dudaklarınızı daha da kurutacaktır. Günde birkaç kez dudaklarınıza nemlendirici sürün ve sonra onları korumak için dudak cilası, yaldızı uygulayın.

Evinizi çok ısıtmayın

Evinizi aşırı ısıtmayın, kuru bir iklimde yaşıyorsanız oda nemlendiricisi kullanın: Merkezi ısıtma ve klimalar ile ısı kontrollü ortamlar cildinizi kurutmada rol oynuyor. Odanıza nemlendici makine alın ya da peteklerin üzerine ıslak bezler yerleştirin.

Duş sürenizi kısa tutun

Banyo ve duş sürenizi sınırlayın ve sıcak yerine ılık su kullanın: Uzun süre suya ve özellikle sıcak suya maruz kalmak cildinizi koruyan doğal yağları uzaklaştırır. Bu nedenle daha kısa duş alın ya da banyo yapın, ılık su kullanın.

Yediklerinize dikkat edin

Beslenmenize A, E vitamini açısından zengin gıdalar ekleyin. Vücudunuzun kurumasına izin vermeyin. Bol bol meyve suyu ve su tüketin. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Soru-Cevap

Üşüyünce tüylerimiz neden diken diken olur? Kadınlar niçin erkeklerden daha çok üşür?

Kimi zaman merak ettiğimiz ve cevabını bilmediğimiz birçok soru olabiliyor. Havaların soğuduğu bu dönemde dışarıya çıktığımızda tüylerimizin birden diken diken olduğunu fark ederiz. Ya da aynı ortamda kadınların erkeklerden daha çok üşüdüğüne şahit olmuşsunuzdur. Peki bunların nedeni ne olabilir?

BBC Focus dergisinde yer alan habere göre, tüm bu merak edilen soruların bilimsel bie cevabı bulunuyor. Üşüdüğümüz zaman  vücudumuzdaki her tüye ait olan küçük kaslar tüylerin ayağa kalkması için kasılıyor. Bu şekilde derimizdeki kıl kökleri de kabarıyor. Tıp dünyasında piloereksiyon olarak isimlendirilen saçların veya tüylerin dikleşmesi durumu tüm memelilerde görülüyor. Bu süreç çok kıllı olan taş devri çağı insanlarının ısınmasına yardım ediyordu ancak günümüzde insanoğlunun tüyleri eskiye göre oldukça azaldı. Bunun yerine titreme, hızlı kas kasılmaları ile bizi ısıtmak için çok daha iyi bir iş yapıyor.

Kadınlar niçin soğuğu erkeklerden daha fazla hisseder?

Erkeklerin üşümediği ve hatta kısa kollu tişörtle dolaştığı bir ortamda kadınlar çok fazla üşüyebiliyor ve daha kalın giyiniyorlar.

Bunun nedenlerinden biri kısmen belirli bir vücut ağırlığına karşılık kadınların ısı üretmek için daha az kas dokusuna sahip olmaları olabilir. Ayrıca bunun yanında kadınların sahip olduğu östrojen hormonu da üşümelerinde büyük bir etkiye sahip. Çünkü kanın kalınlaşmasının bazı yan etkileri bulunuyor. Ekstremiteleri besleyen küçük kılcal damarlara giden kan akışı azalıyor. 1998 yılında Utah Üniversitesi’nde yapılan bir  araştırmada da, kadınların el, ayak ve kulaklarının erkeklerden 3 °C daha soğuk olduğu tespit edildi.

Kategoriler
Yaşam

Vücut direncini artırmak için portakal suyu için

Dengesiz bir seyir gösteren hava durumu, grip gibi üst solunum yolu hastalıklarının artmasına yol açıyor. Uzmanlar hastalıktan korunmak ve vücut direncini artırmak için içeriğinde bol miktarda C vitamini bulunan portakal suyunun içilmesini öneriyor.

Soğuk ve değişken hava şartlarının yaşandığı günlerde bağışıklık sistemi zayıflayan kişilerde üst solunum yolu hastalıklarında önemli bir artış gözleniyor. Grip, soğuk algınlığı ve enfeksiyonlara karşı korunmada ve iyileşme evresinde bağışıklık sistemini kuvvetlendirecek, içeriğinde bol miktarda vitamin olan meyve sularının tüketilmesi önem kazanıyor. Özellikle C vitamininin bağışıklık sistemi üzerinde önemli bir etkisi olduğunu ifade eden uzmanlar, bir bardak portakal suyunun her gün tüketilmesi gerektiğini vurguluyor.

Günde 1 bardak portakal suyu yetiyor

Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, vücutta yapımı mümkün olmayan ve dışarıdan alınan besinlerle vücuda giren C vitamininin azalmasıyla özellikle gribal hastalıklara davetiye çıkarıldığını belirtti. Potasyum, folat, B1, B2, B6 vitaminleri ve çeşitli mineralleri içeren portakal suyunun soğuklarla birlikte azalan enerjinin ve sürekli yorgunluk hissinin giderilmesi için tüketilmesi gerektiğini vurgulayan İnanç, düzenli olarak tüketilen portakal suyunun kişinin hastalıktan korunmasına yardımcı olacağını söyledi.

Yetişkin bir insanın günlük ortalama 60 mg civarında C vitaminine ihtiyacı olduğunu söyleyen İnanç, bir bardak portakal suyunun günlük C vitamini ihtiyacını karşılamaya yettiğini belirtiyor.

Kategoriler
Yaşam

Soğuk havalarda cildiniz nasıl korumalısınız?

Kışın kendini iyice hissettirmeye başladığı günlerde soğuk hava genel sağlığımızın yanı sıra cildimizi de olumsuz yönde etkileyebiliyor. Özellikle el-ayak ile yüz derisinde gelişen şiddetli ve rahatsız edici kuruluk, kış aylarının cildimizde en sık yol açtığı sorunu oluşturuyor.

Üstelik kuruluk ileri aşamaya ulaştığında cildin nem, yağ ve proteinini kaybetmesi sonucu kepeklenme, çatlama, kızarıklık, kaşıntı, hatta egzama gibi çok daha can sıkıcı sorunlar gelişebiliyor. Kış aylarında cilt kuruluğunun en önemli nedeni ise soğuk havada ciltten fark edilemeyen su kaybının aşırı artması. Bunun yanı sıra rüzgâr, ev içindeki sıcak ve kuru hava, cildi kurutan giysiler, uzun sıcak banyolar, hamam ve saunalar, kese-lif ve cildi kurutucu hijyen ürünlerinin kullanımı da ciltte kuruluğu artırabiliyor.

İşte bu noktada hemen herkesin aklına şu soru takılıyor? Peki cildimizi kış aylarında bu olumsuz etkilerden nasıl koruyabiliriz? Acıbadem Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz soğuk kış aylarında sağlıklı ve ışıl ışıl bir cilde sahip olmanın yollarını anlattı, önemli önerilerde bulundu.

Cildiniz henüz kurumadan nemlendirici sürün

Su içmek ve sıvı almak genel sağlığımız için yararlı olsa da cilt kuruluğunu önlemede yeterli gelmiyor maalesef. Nemi cilde hapsetmenin en etkili yolu ise bölgeye uygun bir nemlendiriciyi cilde düzenli olarak uygulamak. Tercihen her akşam cildinize nemlendirici sürmeyi ihmal etmeyin. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz kış aylarında kullanacağınız nemlendiricilerin yaz aylarında kullandıklarınıza nazaran daha yağ bazlı (merhem yapısında) olmasında fayda olduğunu belirterek şu bilgileri veriyor: “Böylelikle nemlendirici cilt yüzeyinde koruyucu bir tabaka oluşturabiliyor ve nem kaybını engelleyebiliyor. Ayrıca nemlendirici ürünlerde önemli olan marka ve ürün fiyatı değil, nemlendiricinin cildin ihtiyacını karşılayabilmesi, düzenli kullanılması ve cilt henüz kurumadan önce nemliyken uygulanması. Çünkü sanılanın aksine kuru cilde nemlendirici uygulamak çok da faydalı olmuyor.

Oda ısısı 20-26 derece arasında olsun

Evin içindeki nem oranını yüzde 30-50 civarında tutun. Oda ısısını da 20-26 derece arasında sabitleyin. Evinizde nemli ortam yaratmak üzere evde hava nemlendiren bir cihaz kullanabilir veya kalorifer üzerine su dolu kap yerleştirebilirsiniz. Şömine, soba veya kalorifer gibi ısı kaynaklarının önünde terleyecek kadar uzun süre oturmamaya da özen gösterin, çünkü terlemek de sıcak suyla yıkanmak gibi deriyi kurutan bir faktör.

Yarım saat önce güneş koruyucu uygulayın

Güneşli veya karlı günlerde ve kayak aktiviteleri sırasında dışarı çıkmadan yarım saat önce yüzünüze en az 30 koruma faktörlü güneşten koruyucu krem sürmeli ve gerektikçe bu işlemi tekrarlamalısınız. Soğuk ve rüzgârlı havalarda yüzünüzü, polar bir kaşkol ile korumayı da unutmayın.

Duş süresini 5-10 dakikayla sınırlandırın

Haftada en fazla 3 kez ve ılık suyla duş (36.5-40.5 0C) almaya özen gösterin. Her gün yıkanmak, sıcak suyla yıkanmak veya yıkanma süresini uzun süre tutmak deriyi kurutan yanlış uygulamalar. Bu nedenle duş süresini 5-10 dakikayla sınırlandırın.

Kese ve lif yapmayın

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz kurutucu yan etkileri nedeniyle kese-lif işlemlerinden ve vücut jellerinden uzak durmaya özen göstermeniz gerektiğini belirterek, “Vücut jeli yerine nemlendirici özelliği yüksek olan, hassas ciltlere yönelik bir krem temizleyici tercih etmeli ve cildinize çıplak elle sürmelisiniz” diyor.

Pamuklu ya da pazen giysileri tercih edin

Kış aylarında naylon, sentetik, polyester veya yünlü giysiler yerine cildin kurumasını ve kaşınmasını önleyen pamuklu ya da pazen giysiler kullanın. Aynı nedenden dolayı dar giysiler yerine bol giysiler tercih etmenizde de yarar var.

Soğuk havalarda maske ve peeling yapmayın

Tıbben gerekli haller dışında, özellikle kuru cildi sahipseniz, soğuk havalarda cildi yıpratan ve kurutan uygulamalardan (maske, peeling, alkol-bazlı tonik, jel yapısında kozmetikler, temizleyici mendil vs.) uzak durmanızda fayda var. Bu tür uygulamalar cilde beklenen yarar yerine beklenmedik zarar getirebiliyor.

Yüzünüzü günde iki kez yıkamanız yeterli

Yüzünüzü cilt temizleyicisiyle günde 2 kez nazikçe yıkayın ve nemlendiriciyi cildiniz henüz nemliyken sürün. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz yüzünüzü banyo dâhil günde 2 kez temizlemenizin yeterli olacağına dikkat çekerek, “Nemlendiriciyi düzenli uygulamanız ve yaz aylarında kullandığınız yüz nemlendiricilerine nazaran biraz daha yağlı olması önem taşıyor” diyor.

Gece yatarken pamuklu eldiven giyin

El ve ayak derisi yağ bezlerinden fakir oldukları için kış aylarında kuruluğun en sık görüldüğü deri bölgelerini oluşturuyorlar. Ellerinizi temizlerken sıvı sabun kullanmayın. El yıkama sırasında kalıp sabun kullanmalı ve el yıkama sıklığını günde 5-6’ya indirmelisiniz. Deterjan, çamaşır suyu, tuz ruhu, kolonya, ıslak mendil ve antiseptik solüsyonlar gibi deriye zarar veren maddelerle temastan da kaçının. Nemlendiricileri her el yıkama sonrasında ve gün içinde ihtiyaç hissettikçe sürmeye özen gösterin. Gece yatarken ellerinize nemlendirici sürüp pamuklu eldiven giyerseniz nemi deride hapseder ve yumuşacık ellere kavuşursunuz.

Eldiven giymeden önce nemlendirici sürün

Elleriniz eldiven içinde terleyecek kadar uzun kalmamalı ve eldivenle günde 2 saatin altında iş yapmalısınız. Her 15-20 dakikada bir ellerinizi eldivenden çıkarmalı, nemlendirici sürmeli, 5 dakika havalandırılmalı ve sonra yine eldivenle işinize devam etmelisiniz. Soğuk havalarda evden çıkmadan önce bir kat nemlendirici üzerine yün olmayan, polar, anorak, deri veya süet eldiven giymeyi de unutmayın.

Ayağınıza ponza taşı uygulayın

Ayak derisindeki kalınlaşma ve nasırlaşmaları haftada bir, ölü deriyi uzaklaştıran törpü ile ponza taşı gibi yöntemlerle giderin. Her banyo sonrası ayağınıza nemlendirici uygulayın. Gece yatarken de ayaklarınıza nemlendirici sürüp pamuklu çorap giyebilirsiniz.

Dudaklarınıza koruyucu merhem sürün

Kış aylarında en çok kuruluk hissedilecek deri bölgelerinden biri de dudaklar. Dudak yalama davranışından kaçının ve günde birkaç kez koruyucu bir dudak merhemi uygulayın. Bu uygulama dudaklarınızı şiddetli çatlama, egzama ve ikincil enfeksiyonlardan koruyacaktır.

Kategoriler
Yaşam

Kışın çorba içmek için en iyi 7 sebep

Türk mutfağının en önemli lezzetlerinden biri olan çorbalar hem kışın azalmaya başlayan sıvı alımını artırıyor, hem de iştah ve kilo kontrolü ile doygunluğa büyük fayda sağlıyor.

Sağlıklı Yaşam Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy, özellikle kış aylarında çorbayı sofralarımızdan eksik etmememiz gerektiğini söylerken, çorba içmek için yedi neden sıraladı:

Mideden beyne giden tokluk sinyalinin süresi 20 dakikadır. Pek çoğumuz bundan daha kısa sürede yemek yediğimizden dolayı doyduğumuzu hissetmeyiz. Çorba içtiğimizde ise süre uzadığından dolayı tokluk sinyallerini alırız.

Çorba, mide duvarının gerilmesine ve buna bağlı olarak tokluk merkezinin çalışmasına yardımcı olur.

Yemeğe çorba ile başlamak iştahı keser. Bu da daha az yemek yememizi sağlar. Özellikle zayıflamaya yönelik bir beslenme programı uygulayanların, öğle ve akşam yemeklerine mutlaka çorbayla başlaması gerekir.

Soğuk havalarda çorba tüketmek fiziksel olarak ısınma sağladığı gibi duygusal olarak da mutluluk verir.

Çorba; sebze, et, tavuk, balık ve baklagiller gibi pek çok gıda ile hızlı ve pratik bir şekilde hazırlanabilir. Bu nedenle de her damak tadına hitap eden bir çorba çeşidi mutlaka bulunur. Örneğin tavuk suyu çorbası sevmeyen biri, domates ya da mercimek çorbasını keyifle tüketebilir.

Türk mutfağındaki çorbalarda ağırlıklı olarak tahıl kullanıldığı için, diyetlerde bir dilim ekmek yerine bir kase çorba verilir. Bir dilim ekmek 30 gram, bir kase çorba ise 200 gramdır. Ancak miktar bakımından fazla olsa da, birçok çorba çeşidi ekmekten daha düşük kaloriye sahiptir.

Havaların soğumasıyla birlikte su tüketimimiz azalır. Oysaki sağlımız için kışın da yeterli miktarda su içmemiz gerekir. Çorbalar direkt olarak su ihtiyacımızı karşılamasa da, vücudumuzun ihtiyacı olan sıvı alımına büyük fayda sağlar.

Kategoriler
Sağlık

Soğuk havalarda gözlerinizi de koruyun

Soğuyan havalar, bağışıklık sisteminde olduğu gibi gözlerizde de belli başlı rahatsızlıkların da baş göstermesine neden olabiliyor.

Gözlerimiz soğuğa karşı en dayanıklı organlarımızdan biri olmasına rağmen, bu durum soğuktan etkilenmeyecekleri anlamına gelmiyor. Alınacak ufak önlemler sayesinde ise soğuk havalar sebebiyle oluşabilecek pek çok rahatsızlığı engellemek mümkün.

Göz kuruluğu, göz yaşarması, ışığa hassaslık ve çift görme gibi rahatsızlıkların bu dönemlerde oluşabildiğini belirten Dünyagöz Ataköy’den Op. Dr. Sevgi Tongal, şu açıklamalarda bulundu:

“Kış aylarında soğuyan havaya karşı evlerimizi ısıtıyoruz. Ancak düşüş nem oranları sebebiyle, gözlerde kuruluk oluşabiliyor. Soğuk kış rüzgarları ve düşük nem sebebiyle oluşan bu rahatsızlığa karşı alınabilecek en iyi önlemler, bol su tüketimi ve omega 3 kullanımı olacaktır. Bunun yanı sıra gözlerde sıklıkla gözlemlenen yaşarmalar da soğuk hava sebebiyle gözlerde oluşabilecek rahatsızlıklar arasında yer alıyor. Dönemsel alerjilerin yanı sıra, sert rüzgarlar ve soğuk havalar sebebiyle oluşabilen bu rahatsızlık gözlemlendiğinde, hızlıca bir göz muayenesine gidilerek sebeplerinin araştırılmasında büyük fayda var.”

GÖRME KAYBINA DİKKAT!

Işık düşüklüğü ve nem oranlarının gözlerde oluşturduğu etkiler kadar, direkt olarak soğuyan hava teması sebebiyle görme kayıplarına kadar varan sonuçlar gözlemlenebildiğini belirten Op. Dr. Tongal, “Düşen ısılar, göz çevresindeki damarların daralmasına yol açar. Bu durum, çift veya bulanık görme gibi sorunlar oluşmasına yol açabiliyor. Görmede oluşan bu kayıplar, özellikle soğuk havalarda uzun süre dışarıda zaman geçiren kişilerde gözlemlenir. Eğer soğuk havalar sebebiyle görme yetinizde bir değişiklik oluştuğunu hissediyorsanız, hemen uzman bir göz hekimine giderek detaylı bir göz muayenesi yaptırın. Zamanında müdahale edilmediği halde bu gibi görme kayıpları, uzun sürelere yayılabilir ve ilerleyen dönemlerde geri dönüşü daha zor olan sonuçlara yol açabilir” şeklinde konuştu.

BASİT ÖNLEMLERLE GÖZLERİNİZİ KORUYUN

Kış ayları, gözler için ideal bir iklim oluşturmasa dahi, gözlerinizi bu dönemde de rahatlıkla korumanızı sağlayacak önlemler alabilirsiniz. Nemlendirici göz damlaları ile göz kuruluğuna karşı önlem almanın yanı sıra, karlı havalarda UV ışınlara karşı koruma sağlayan güneş gözlükleri kullanarak gözlerde oluşabilecek yansımaları ve ışık hassaslığı oluşumu engellenebilir. Ayrıca gözlerinde kırma kusurları olan kişilerin, kış aylarında lens yerine gözlük kullanmaları, gözlerin soğuk rüzgarlardan korunmasını sağlamanın yanı sıra, göz ısısının korunmasına yardımcı olabilir.

Kategoriler
Yaşam

Soğuktan çatlayan elleriniz için öneriler

Özellikle kış aylarında cildimiz ve bilhassa ellerimiz kurur, çatlar ve acı verir. Peki bunu önlemek için ne yapmalıyız?

Howstuffworks isimli sitede yer alan habere göre, gençseniz, ellerinizi temiz tutmanın yolu basit: sabun ve su. Ancak, yaşlandığınızda ellerinizi basit bir sabun ve suyla yıkamak cildinizi kurutabilir ve gerginleştirebilir. Ve sık sık yıkama ve diğer kimyasallara maruz kalmanız ellerinize zarar verir. Bunun yanında, hassas bir cildiniz varsa pul pul olmaya, kızarmaya ve çatlamaya daha müsaittir.

Hassas cilt daha çabuk çatlar

Cildiniz hassas ise, seçeceğiniz temizleyiciler konusunda daha dikkatli olmalısınız. Güzel koku ve buna benzer içeriklere sahip olan sabunlar, elleriniz için çok sert olabilir. Birçok üretici yapay renkler, kokular ve diğer tahriş edici içeriklere sahip ürünler üretiyorlar.

Elleriniz halen kuruysa, içinde nemlendirici bulunan sıvı sabun kullanma yardımcı olabilir. Fakat bazı durumlarda bu da yeterli olmayabiliyor. Dermatologlar, sadece gün boyunca değil, her gün nemlendirici kullanmanızı öneriyorlar. Duştan çıktıktan sonra daha fazla nemi hapsetmesi için nemlendirici sürebilirsiniz. Ayrıca, gece yatmadan önce nemlendirici sürmek de yardım edebilir. Bundan başka, ellerinizi yıkadıktan sonra vazelin ya da yağ içeren bir kremle avuç içi ve parmaklarınızı ovalayabilirsiniz.

Doğal nemlendirici kullanın

Nemlendiricilerde nem tutucu ve yumuşatıcı maddeler var. Nem tutucudaki gliserin, hirdoksit asit ve lanolin ile mineral yağlar nemi ciltte tutar ve havadan suyu emer. Lanolin, mineral yağ ve vazelin gibi maddeler içeren yumuşatıcılar ise lipidlerle yer değiştirir ve cildi yumuşatır. Bazı nemlendiricilerin güzel koku içerirken bakteri bulaşmasını önlemek için koruyucu madde de içeriyor. Bunlar da nemlendiricilerde bulunan iki yaygın tahriş edici maddedir. Eğer cildinizde bu maddelere karşı alerjik reaksiyon olursa, nemlendirici kullanmayı hemen kesin. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Kalbinizi soğuktan koruyun

Nezle, grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları kışın kaçınılmazları arasında yer alıyor; ancak gerek etrafını ısıtmak gerekse vücudu rahatlatmak için daha fazla çalışan kalp sağlığı da bu dönemde unutulmamalı.

Soğuk havalarda kalp sağlığının korunması için alınması gereken önlemler hakkında bilgi veren Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, kış aylarında alınacak ilk önlemin rüzgara karşı alınması gerektiğini söyledi.

Atkı ve bere takmak önemli

Kış aylarından ilk önlem, rüzgara karşı alınmalıdır. Kalp hastası olsanız da olmasanız da göğsünüzü korumanız; üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı atkı kullanmanız gerekmektedir. Bere takmak ve kulaklara soğuk hava girmesini önlemek de önemlidir. Kalp hastaları, kışın dışarı çıkarken mutlaka yanlarında dilaltı tabletini almalıdır. Vücut ısısının düşmesi spazma yol açmakta, kalbe yeterince kan gitmediği için de göğüs ağrısı oluşmaktadır. Bu nedenle kalp hastaları kışın dışarı çıkarken sıkı giyinmeli ve kesinlikle tok karnına yürüyüş yapmamalıdır.

Soğuk diye eve kapanmayın

Kalp hastalarının yürüyüş yapmaları çok önemlidir. Soğuk hava nedeniyle eve kapanmak yerine yürüme bandı kullanmak ya da alışveriş merkezlerinde yürüyüş yapmak iyi olabilir. En küçük alışveriş merkezinin boyu 100 metre kabul edilirse, 5 turla 1 kilometrelik yürüyüş yapmak mümkündür. Bu da günlük egzersiz için yeterli olacaktır. Alışveriş merkezlerindeki yürüyüş, vitrin seyreder gibi değil, hızlı adımlarla yapılmalıdır. Yürüyüş programının düzenli ve belli bir düzen içinde olması önemlidir.

Kışın ayaklarınızı soğuktan yün çorapla koruyun

Bacak damarlarında sorun olan kişiler, soğuk havada his bozukluğu yaşayabilir. Kişi aynı zamanda şeker hasta ise his kaybı daha ciddi oranda olacaktır. Bu kişiler, ayaklarının üşüdüğünü ya da donduğunu fark etmez. Bu nedenle akşamları dışarı çıkarken mutlaka yün çorap giyilmelidir. Ayrıca gece yatarken yün çorap giymek, ayakların ısınması açısından çok faydalı olacaktır. Bu tür durumlar için sıcak uygulama tavsiye edilmez. Şeker hastaları his kaybı nedeniyle sıcağı hissetmeyeceği için ayaklarında yanmaya bağlı yaralar oluşabilir. Yara geç iyileşeceği için ciddi komplikasyonlar doğabilir, bacağın kesilmesine kadar giden vahim tablolar ortaya çıkabilir.

Kalp sağlığı için C vitamini içeren gıdalar tüketin

Kalp hastalarının kış beslenmesi de çok önemlidir. Yazın hastalardan bol bol su içmeleri istenir; kışın da doğru kalori alımı çok önemlidir. Yeterli kalori alımı, hastaların soğuğa ve enfeksiyona karşı duyarlı olmasını sağlar. Kış ayları, kalp hastaları için aşırı diyet yapacakları bir dönem değildir. Sabah kahvaltısında diyabetik olmayan hastalar, bir kaşık bal ve bir kaşık pekmez yiyebilir. Yemekler yine çok ağır, kırmızı etten ve hayvansal yağdan zengin olmamalı; bunun yerine bol sebze ve bol meyve ağırlıklı olmalıdır. Özellikle C vitamini içeren sebzelerin çiğ olarak tüketimi önemlidir.

Grip aşısını ihmal etmeyin

Kışın kalp hastalarının yapması gerekli olan en önemli şey, grip aşısı olmalarıdır. Kalp hastalarının grip aşısı yaptırmaları, üst solunum ve akciğer yolu enfeksiyonlarından korunmaları açısından önemlidir. Kalp hastalarının mutlaka her yıl grip aşısı yapmaları önerilmektedir.

Kategoriler
Yaşam

Kışın soğuğu gözleri de kurutuyor!

Hava kuruluğu, gözlerimizi de olumsuz etkiliyor. Kapalı mekanlarda daha fazla vakit geçirmenin de etkisiyle göz kuruluğu şikayetleri artış gösteriyor.

Kış aylarında gözlerimizi korumak için neler yapılması gerektiğini anlatan Acıbadem Ankara Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Emrah Altıparmak, “Soğuk havalarda ev ve iş yerlerinin ısıtılmasıyla, iç mekanlarda var olan nem miktarı belirgin biçimde azalıyor. Özellikle denize uzak, karasal iklimin hakim olduğu yerlerde yaşayanlar, bu değişimi daha yakından hissediyor. Ortamda azalan nem miktarının göz kuruluğundaki en önemli etkenlerden biri” dedi.

Bilgisayar kullananlar daha dikkatli olmalı!

Gözlerimizdeki kuruluğun batma, yanma, kaşıntı, bulanık görme gibi şikayetlerle ortaya çıkabileceğini belirten Altıparmak, göz kuruluğu şikayetlerinin, özellikle mesleği gereği gün boyu bilgisayar başındaki çalışanlarda daha sık görüldüğünü söyledi. Bu kişilerin işlerine konsantre olurken, gözlerini ortalama 4-5 kez daha az kırptıklarına değinen Prof. Dr. Emrah Altıparmak, “Bu nedenle gözlerde batma, yanma, kaşıntı gibi şikayetlerin bu kişilerde daha çok olabiliyor. Bütün gün bilgisayar başında çalışan kişilerin 20 dakikada bir 20 saniye boyunca uzağa bakmaları gerekiyor. Bu sırada da ekrandan başka bir yere bakarak göz kırpmaları da gözlerin yararına oluyor” diye konuştu.

Ortamı havalandırın ve nemlendirin

Mümkün olduğunca ev ve iş yerlerinin havalandırılması ve ortamdaki nem miktarının artırılmasına yönelik tedbirler alınmasının yararlı olacağını belirten Prof. Dr. Emrah Altıparmak, nemlendirici aletler ya da kalorifer peteklerinin üzerine bir tas su konmasının bile ortamın nemlendirilmesinde etkili olacağını söylüyor. Eğer bunlar fayda etmezse, bir göz doktoruna görünmenin vaktinin geldiğini söyleyen Prof. Dr. Emrah Altıparmak, kuruluk şikayeti ile doktora başvuran hastalarda ilk başvurulan yöntemin suni gözyaşı damlaları olduğunu ifade ediyor. İlaç tercihinde ise hastaların muayene bulguları ve şikayetleri yol gösterici oluyor.