Kategoriler
Sağlık

Bayramda dişlerinizi korumak için bu uyarılara dikkat!

Bayramda yediğiniz tatlıların ardından elma, armut gibi sert meyve yemek ağızdaki bakteri sayısını azaltır. Ayrıca gazlı içecekler ve tatlı tüketiminde artış yaşanacağından dolayı dişlerinizi korumak için bu gıdaların ardından  süt, yoğurt ve peynirdeki probiyotik gıdalar yemelisiniz.

Ramazan bayramında diş sağlığının korunması için probiyotik içeren ürünlerin kullanılması gerektiğini belirten Avrupa Estetik Diş Hekimliği Akademisi (EAED) üyesi Güzin Kırsaçlıoğlu, bu konuda alınabilecek önlemleri şöyle anlattı:

Gazlı içeceklerden uzak durun

Asitli içecek tüketimindeki artış ağız ve diş sağlığı açısından ani risklere sebep olabiliyor. Asitli içecekler kadar tatlı, çikolata ve şeker gibi gıdalar da dişlere oldukça zarar verir. Bu zararı önlemek için diş fırçalamanın yanında çeşitli yöntemler de var.

  • Tatlı ve şekerli yiyeceklerin tüketiminin hemen arkasından şekersiz sakızlar çiğnenmeli.
  • Ağızdaki asidi azaltmak için ağız suyla çalkalanmalı.
  • Ara öğünlerde, dişleri temizleyerek plak oluşmasını  önleyebilecek elma, armut, gibi sert meyveler tercih edilmeli.
  • Şekersiz kahve tüketimi de, plağa neden olan bakterileri parçalamaya yardımcı olur.

Dişlerinize detoks uygulayın

Her bayram ziyaretinde tüketilen tatlı, şekerli ve asitli gıdalar,  ağızda çeşitli toksinlerin üremesine ve birikmesine sebep olur. Ağızda oluşan bu zararlı mikroorganizmalara önlem alınmadığında diş ve sindirim sağlığı olumsuz etkilenir.

Dişlerde oluşacak zararın önüne geçmek için dişlerinize detoks uygulamalısınız. Kırsaçlıoğlu, “Dental detox, kişilerin her gün yaptığı diş fırçalamayla başlıyor. Yemek yedikten sonra en az 15 dakika sonra diş fırçalamak gerekiyor. Yeşil çay, adaçayı gibi içeceklerin tüketilmesiyle diş bariyerleri korunurken; asitli, şekerli içecek ve yiyecek tüketiminden sonra kivi, çilek gibi meyvelerin tüketilmesi, diş etlerine masaj etkisi yapıyor” diye konuştu.

Kategoriler
Yaşam

Süt, yüksek tansiyonun ilacı!

İçerdiği kalsiyum ve potasyum sayesinde kan basıncı ile hipertansiyonun dengelenmesinde önemli bir besin kaynağı olan süt, çocukluktan itibaren düzenli olarak tüketildiğinde yüksek tansiyon riskine karşı sizi korur.

Yapılan araştırmalar da, bireylerin çocukluktan itibaren düzenli süt içmeleri durumunda yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen yüksek tansiyon görülme olasılığının daha düşük olduğunu gösterir. Sütün yüksek kalsiyum ve potasyum içeriği ile kan basıncı ve hipertansiyonun dengelenmesinde önemli bir besin kaynağı olduğu bildiriliyor.

Hipertansiyon hastaları az yağlı ya da yağsız süt tüketerek kan basıncını kontrol altına alabilir. Azalan kalsiyum alımının arteriyel kan basıncını artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Neriman İnanç, şunları söyledi: “Kalsiyum, magnezyum ve fosfor minerallerinin alımı artırılarak kan basıncında azalma sağlanabilmektedir. Kalsiyum denince aklımıza gelen ilk besin öğesi süttür. Optimal kan basıncının sağlanmasında ve sağlıklı yaşam için günde 3-4 porsiyon süt ve süt ürünlerinin tüketimi öneriyoruz.”

Prof. Dr. İnanç, ayrıca sekiz hafta süren ve belirli bir beslenmenin uygulandığı “Hipertansiyonu Durdurmak Üzere Besinsel Yaklaşımlar” (DASH) çalışmasında, yağsız ve az yağlı süt ve süt ürünleri içeren, meyve ve sebzeden zengin, yağdan ve kolesterolden yoksun, proteini hafif artırılmış bir diyetle, erişkinlerde kan basıncının 5.5/3.0 mmHg düşürüldüğünün görüldüğünü kaydediyor.

Kategoriler
Sağlık

Süt ürünleri tüketmeniz için şaşırtıcı nedenler

Ülkemizde çocukların, hamilelerin, yaşlıların kısaca herkesin her gün süt içmesi ve süt ürünleri tüketmesi gerekirken maalesef yeterince tüketilmediğini görüyoruz. Sütün daha çok dişler için faydası ön plana çıksa da kalp ve şeker gibi ciddi hastalıkları da önlemeye yardım ediyor.

Reader’s Digest dergisinde yer alan habere göre, işte süt, peynir ve yoğurt yemeniz için çok önemli nedenler:

Bazı peynirlerin anti-inflamatuar özelliği var

Bilim adamları Rokfor peynirinin kardiyovasküler hastalıklara karşı korumaya yardım eden anti-inflamatuar özelliklere sahip olduğunu belirlediler. Bu peynir Fransa’da kalp hastalığının görülme sıklığının düşük olmasına yardım ediyor. Araştırmacılar, Rokfor peynirinin özünün ilaçlarda ve yaşlanma karşıtı tedavilerde faydalı olacağını da düşünüyorlar.

Peynir ve fermente süt ürünleri şeker hastalığı riskini düşürüyor

2012 yılında American Journal of Clinical Nutrition isimli dergide yayınlanan araştırmaya göre, günde en az 55 gram (yaklaşık 2 dilim) peynir yemek, tip 2 diyabet hastalığı riskini yüzde 12 azaltıyor. Araştırmacılar, bu etkinin peynir ve yoğurtta bulunan probiyotik bakteriler nedeniyle olduğunu düşünüyor.

Yemeklerden sonra peynir diş çürüklerini önlüyor

Peynir yemek dişlerinize yapışan asit erozyonunu önlüyor. Peynirdeki kalsiyum ve fosfat bakteriyel kolonilere yayılıyor ve asit artışını köreltiyor. Bu nedenle akşam yemeğinden sonra tatlı yerine bir tabak peynir ve meyve tüketin.

Süt ürünleri uykusuzluğa yardım ediyor

Uykusuzluk çekenler için sütün içinde oluşan bir protein uyku kalitesini geliştiriyor ve ertesi gün zindelik sağlıyor. Bunun yanı sıra sütün içinde melatonin ve seratonin isimli hormonların seviyesini artıran tryptophan isimli amino asit bulunuyor. Bu da geceleri iyi bir uyku çekmenize yardım ediyor.

Peynirlerin çoğunda gluten bulunmuyor

Peynirlerin büyük bir çoğunluğunda gluten bulunmadığı için çölyak gibi hastalığı olanlar rahatlıkla peynir tüketebiliyor.

Laktoza karşı hassasiyetiniz olsa da peynir yiyebilirsiniz

Parmesan, rokfor gibi yıllanmış peynirlerde çok az laktoz bulunur ya da hiç laktoz bulunmaz. Diğer tüm doğal peynirlerde laktoz seviyesi çok düşüktür. Bu nedenle süt içemeseniz de peynir yiyebilirsiniz.

Süt ürünleri acılı yemeğin acısını alır

Acı ve baharatlı bir yemekten sonra süt içmek ya da yemekle birlikte yoğurt yemek acılığı azaltır. Hindistan’da aileler genellikle çocukların da kendileriyle aynı yemekleri yemelerine yardımcı olmaları için baharatlı yemeklerin içine sade yoğurt karıştırıyorlar.

Sizi tok tutar

Peynir sizi daha uzun süre tok tutar. Ocak ayında “Pediatrics” isimli dergide yayınlanan araştırmaya göre, peynir ve sebzeyi bir arada atıştıran çocukların sadece patates cipsi yiyen çocuklardan yüzde 72 daha az kalori tükettikleri belirlendi.

İyi bir protein kaynağıdır

Tavuk, balık ya da kuru fasulye gibi protein kaynaklarına da başvurabilirsiniz. Ancak peynir de protein açısından oldukça zengindir. Parmesan gibi eskitilmiş, sert peynirler yumuşak olanlardan daha fazla protein içerir. Bazı parmesan peynirlerinin 30 gramında yaklaşık 11 gram protein bulunur.

Peyniri küflenmekten koruyabilirsiniz

Sadece peynirinizi beyaz sirkenin içine batırılmış kâğıt havluya sarın ve buzdolabında sızdırmaz plastik poşet içine yerleştirin. Sirkenin içindeki asit küf oluşumunu önler. Bazıları sirkenin peynirin tadını etkileyebileceğini söyler. Siz de bu durumdan endişe ediyorsanız, peyniriniz üstünde oluşan küfü sebze soyucuyla alın. Genelde, peynirinizin üzerinde mavi-yeşil küf tabakası oluştuysa yaklaşık 2-3 santimetrelik bölümünü üzerinden aldıktan sonra geri kalanı yiyebilirsiniz. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Genel

Sağlıklı kemiklere sahip olmak için bunları tüketin

Kemiklerinizi güçlendirmek istiyorsanız yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini almalısınız. Kalsiyum kemiklerinizi ve diş yapınızı güçlendirirken, D vitamini ise kalsiyum emilimiyle kemik gelişimini destekliyor.

Kalsiyum ve D vitamini alımı hayatın ilk yıllarında çok önemli, fakat yaşlandıkça da öneminin arttığını unutmayın. Kemik erimesi hastalığına yakalanırsanız bol miktarda kalsiyum ile D vitamini almak hastalığı yavaşlatır ve kırıkları önler. 50 yaşına kadar yetişkinlerin günde 1,000 miligram kalsiyum ile 200 IU D vitamini alması gerekiyor. 50 yaşın üzerindekilerin ise günde 1,200 miligram kalsiyuma ve 400-600 IU D vitaminine ihtiyacı var.

Health.com isimli internet sitesinde yer alan habere göre, bu besin maddelerini aşağıdaki gıdaları yiyerek elde edip kemiklerinizi güçlendirebilirsiniz.

Yoğurt

Birçok insan D vitaminini güneş ışığına maruz kalarak almaya çalışır, fakat yoğurt gibi bazı yiyecekler de D vitaminiyle güçlendirilmiştir. Bir kâse yoğurt günlük kalsiyum alımınız için eğlenceli bir yoldur. Özellikle evde mayaladığınız yoğurt daha sağlıklıdır.

Süt

Kalsiyum içeren ve en bilinen içecek süttür. 225 miligram yağsız süt 90 kaloridir ve günlük almanız gereken kalsiyum miktarının yüzde 30’unu karşılar. Daha fazla fayda için D vitaminiyle desteklenmiş olanları tercih edin. Sütü soslarda ya da tatlılarda da tüketebilirsiniz.

Peynir

Peynirde kalsiyum olması demek aşırı miktarda tüketmeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Sadece 45 gram Çedar peyniri günlük kalsiyum ihtiyacınızın yüzde 30’unu karşılıyor. Birçok peynirde çok az miktarda D vitamini vardır.

Sardalye

Bu küçük balıkta şaşırtıcı derecede bol miktarda D vitamini ve kalsiyum bulunuyor. Bu balık biraz tuhaf görünse de salatalarda ve ızgara şeklinde tüketildiğinde oldukça lezzetlidir.

Yumurta

Günlük D vitamini ihtiyacınızın sadece yüzde 6’sını karşılayan yumurtayı bulmak çok hızlı ve kolaydır. İçindeki D vitaminin yumurtanın sarısında olduğunu unutmayın.

Somon balığı

Bol miktarda Omega-3 yağ asidi içermesiyle ünlü olan somon balığının kırmızı türünün sadece 90 gramı D vitamini ihtiyacınızın yüzde 100’ünden fazlasını karşılar. Kalbiniz ve kemikleriniz için somon balığı tüketin.

Ispanak

Süt ürünlerini sevmiyorsanız ya da bunlara alerjiniz varsa ıspanak kalsiyum almanın yeni favori yolu olabilir. Bir tabak pişmiş ıspanak günlük kalsiyum ihtiyacınızın neredeyse yüzde 25’ini karşılar. Ayrıca ıspanakta lif, demir ve A vitamini bulunuyor.

Güçlendirilmiş tahıl

Cevizli, buğdaylı, tam tahıllı gevrekler günlük D vitamini ihtiyacınızın yüzde 25’ini karşılayabiliyor. Somon pişirmeye ya da güneşlenmeye vaktiniz yoksa tahıllar D vitamini almanın lezzetli bir yolu olabilir.

Ton balığı

Diğer yağlı balık olan ton balığı iyi bir D vitamini kaynağıdır. 85 gram konserve ton balığı 154 IU D vitamini içeriyor ve günlük ihtiyacınızın yüzde 39’unu karşılıyor.

Koyu yeşil renkli sebzeler

Ispanak, karalahana gibi yeşil yapraklı sebzeler kalsiyumla doludur. Bir kâse pişmiş koyu yeşil yapraklı sebze günlük kalsiyum ihtiyacınızın yüzde 25’inden fazlasını karşılıyor.

Portakal suyu

Bir bardak taze sıkılmış portakal suyu kalsiyum ve D vitamini içerir. Ayrıca güçlendirilmiş meyve suları birçok besin değerine sahiptir. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

İçinde en çok GDO bulunan gıdalar

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), sağlık sektöründe en çok konuşulan konulardan biri oldu. Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilen bitki-hayvan ya da mikroorganizmalara ‘genetiği değiştirilmiş organizma’ ya da ‘transgenik’ deniyor. Bugüne kadar mutlaka sizin de bilmeden yediğiniz GDO’lu ürünler olmuştur.

HowStuffWorks isimli internet sitesinde yer alan habere göre, işte en yaygın kullanılan 5 GDO’lu ürün:

Aspartam (sentetik tatlandırıcı)

Teknik olarak yapay bir madde olmasına rağmen, aspartam 2 doğal amino asit kombinasyonu sonucunda oluşuyor. 2 farklı bakteri türü bu asitleri üretiyor ve bazı vakalarda bakterilerden biri mahsulü artırmak için değiştiriliyor.

Peki, aspartam zararlı mı? Aspartam tek başına genetik malzeme içermiyor. Aspartamın insanlarda kansere yol açtığına dair onaylanmış bir bağ bulunmazken, aspartam verilen dişi laboratuar farelerinde yüksek oranda lenf kanseri ile lösemi görüldü.

Kanola yağı

Kolza yağı olarak bilinen kanola yağı, en yoğun olarak kullanılan ürünlerden biridir. Batı Kanada’da kullanılan kanolanın yüzde 80’inin genetiği değiştirilmiştir. Bazı otkıranlara (zararlı bitkileri yok etmek için kullanılan tarım ilacı)karşı direncini artırmak için kolzanın genetiği değiştiriliyor. Böylece daha kolay yabani ot kontrolü yapılıyor, daha az tarım ilacı kullanılıyor ve daha fazla ürün sağlanıyor.

Süt

rBGH hormonu ineklerin daha fazla süt vermesine neden oluyor ve korkunç derecede mastit (meme iltihabı)’e yol açıyor. Bu hasta ineklerin devamlı doktor gözetimi altında olması gerekiyor ve antibiyotiklerle tedavi ediliyorlar. İnsanlarda kanser riskini artıran rBGH içeriyor.

Dünya, rBGH enjekte edilen ineklerin sütünün güvenli olup olmadığı konusunda ikiye bölündü. Avrupa Birliği ve Avustralya’da bu hormon yasaklanmış olmasına rağmen, Amerika’da hormon yasal ve FDA’nın bu sütler hakkında herhangi bir şartı yok.

Soya

Tüm ürünlerin içinde, soya en yoğun genetiği değiştirilen ürün. 2007 yılında, dünyanın yarısından fazlası genetiği değiştirilmiş bir ırk üretti. Soyanın genetiği çeşitli nedenlerden dolayı değiştiriliyor. En yaygın olanları, ürünün böceklere ve mantara karşı direncini artırmak, ürünü vitamin, yağ ve protein içeriği bakımından zenginleştirmektir. Böylece hayvan yemi olarak kullanılabiliyor. Soya aynı zamanda eczacılıkta kimyasal yapımında kullanılıyor.

Amerika’daki ürünlerde soya kullanılıyorsa, mutlaka etiketinde belirtiliyor ve bunlar genetiği değiştirilmiş soya oluyor. Bu sadece tofu ve soya sütü değil, soya ürünü bulunan yiyecekler (ekmek, tahıl gevreği, dondurma ve çikolata) de kullanılıyor.

Mısır

Amerika’nın her yerinde mısır kullanılıyor. Gerçekte, Amerika dünyadaki en büyük mısır üreticisidir. 2000 yılında Amerikan Tarım Bakanlığı, Amerika’da yetiştirilen mısırın yüzde 25’inin genetik olarak değiştirildiğini tahmin ettiklerini söyledi. Mısır içeren ürünler ise salata sosları, margarin, un ve mısır şurubudur.

Ancak, genetiği değiştirilmemiş tarlalardaki mısırlara yandaki arazilerden rüzgâr sonucunda GDO’lu mısır bulaşabiliyor. Bilim adamları etkilenen alanın çok büyük olabileceğini söylüyorlar. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Doğal yöntemlerle kilo verin

Bugüne kadar kilo vermek için birçok diyet yöntemi deneyip başarısız olduysanız, neden doğal yolları ve yiyecekleri denemiyorsunuz?

Kilo vermek için mucize bir yol olmamasına rağmen, zayıflamak için Reader’s Digest dergisinde yer alan haberdeki vücudunuzun yağ yakma potansiyelini artıran 15 gıda maddesini tüketebilirsiniz.

Az yağlı süt, az yağlı yoğurt ve peynir

Bunların ortak sırrı içerdikleri kalsiyumdur. Nutrition Reviews isimli dergide yer alan 90’dan fazla araştırmanın yeniden gözden geçirilmesiyle bol kalsiyum alımıyla iyileşen vücut niteliği arasında güçlü bir bağ bulundu.

Yulaf, arpa

Bunların sırrı ise liflerde yatıyor. American Journal of Clinical Nutrition isimli dergideki araştırmaya göre, akşam yemeğinde beyaz pirinç yerine büyük bir tabak lezzetli arpa ile göbeğinizdeki yağlardan kurtulabilirsiniz.

Yeşil çay

İçerdiği katesin metabolizmayı ve karaciğerin yaktığı yağ oranını hızlandırıyor. Bunun etkisinden yararlanmak için günde 4-6 bardak yeşil çay için ve her hafta en az 3 saat egzersiz yapın.

Yumurta

Protein içeriği sayesinde yumurta, kilo vermenize yardımcı olur. Öncelikle vücudunuz proteinli yiyecekleri parçalamak için daha fazla enerji kullanıyor. Ayrıca protein kas kütlenizi tutmaya yardımcı oluyor, kaslarınız yağdan fazla kalori yakıyor. Sonuç olarak, protein sizi karbonhidratlardan daha fazla tok tutuyor.

Ceviz, badem

İçerdiği iyi yağlar, lif ve protein vücudun insülin direncini artırır, kilo vermeye yardımcı olur. Ceviz, en iyi omega-3 yağ asit kaynağından biridir. Badem ise kemik şekillenmesinde ekstra fayda sağlar.

Somon

Newcastle Üniversitesi’nde düzenlenen araştırmada, somon balığında bulunan omega-3 yağ asitlerinin yağ kütlesini azalttığı belirtildi. Diğer araştırmalar da, omega-3 yağ asitlerinin sizi tok tuttuğunu ve yağlı balık yedikten sonra 2 saat sonra daha tok hissettiğinizi gösteriyor. Haftada en az iki kez somon, uskumru, konserve ton balığı veya ‘eğer bulabilirseniz’ kuzey denizlerinde yaşayan Ringa balığı gibi diğer yağlı balıklardan tüketin.

Elma, armut, dolmalık biber

Bu gıdaların içerdiği ve bitkisel gıdalarda bulunan doğal kimyasal olan flavonoidlerin yağ yakma etkisi bulunuyor. American Journal of Clinical Nutrition isimli dergide yayınlanan araştırmaya göre, çok flavonoid tüketen kadınların vücut kütle indeksleri önemli ölçüde düşüyor. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde de flavonoidlerin kalori tüketimini artırdığı, vücuttaki yağ yakışını hızlandırdığı bulundu.

Keten tohumu

İçerdiği lignan sayesinde keten tohumu, menopoz sonrası kadınlarda daha az vücut yağı ve vücut kütle indeksi sağlıyor. Her gün kahvaltılık tahılınıza, yoğurdunuza ya da salata sosunuza bir yemek kaşığı keten tohumu ekleyebilirsiniz.

Sirke

Araştırmacılar, sirkenin vücudun yağları parçalamasına yardımcı enzim üreten genleri harekete geçirdiğini söylüyorlar. Sütle ya da sodayla seyreltebileceğiniz yaklaşık bir yemek kaşığı sirkeyi her gün için. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Paketlenmiş gıdalardaki tehlike

Akşam yemeği için donmuş hazır gıda mı pişirmeyi düşünüyorsunuz? Tekrar düşünmenizi öneriyoruz. Ambalajlanmış gıdalardaki 4 zararlı maddenin kalp, şeker hastalığı riskini artırdığını ve tansiyonunuzu ve kolesterolünüzü yükselttiğini biliyor muydunuz?

Reader’s Digest dergisinde yer alan habere göre, Amerikan halkının yiyecek masraflarının yüzde 90’ı besin değeri alınmış, katkı maddeleriyle doldurulmuş işlenmiş gıdalara ayrılıyor. Maalesef, birçok işlenmiş gıda tatlandırıcılar, tuzlar, yapay aromalar, yağlar, renklendiriciler, doku değiştiren kimyasallar ve koruyucularla doludur. İşlenmiş gıdaların çözünebilir lif, antioksidanlar ve iyi yağlar gibi kalbinizi koruyan ve doğa tarafından verilen besin değerleri çıkarılıyor.

İşte işlenmiş gıdalarda aramanız gereken 4 büyük zararlı içerik:

Trans yağlar

Kızartma türü yiyeceklerde, tatlı çöreklerde, tart, pasta, bisküvi, pizza hamuru, hamur işi, kraker, bazı margarinler, katı yağlar ve birçok fırınlanmış yiyecekte bulunan trans yağların ucuz ve sağlıklı alternatifli olarak hindistan cevizi yağını kullanabilirsiniz. Araştırmalar, trans yağların kalbiniz için doymuş yağlardan 2 kat daha tehlikeli olduğunu gösterdi. Her yıl trans yağlar tahminen 30 bin ile 100 bin arasında kalp hastalığı nedeniyle erken ölüme yol açıyor.

Trans yağlar kalbiniz için doymuş yağlardan daha kötü, çünkü kötü kolesterol seviyenizi artırıyor ve iyi kolesterolünüzü düşürüyor. Bu damarlarınız için iki kat dert anlamına geliyor. Trans yağlar ayrıca damar tıkanmasına neden olan lipoproteinler ve trigliseridlerin seviyesini artırıyor.

Trans yağlar yerine sağlıklı yağlar tüketerek kalp krizi riskinizi yüzde 53 oranında azaltabilirsiniz.

Arıtılmış tahıllar

Beyaz ekmeği, şekerli az lifli gevrekleri, beyaz pirinci veya beyaz hamur işini tercih etmek kalp krizi riskinizi yüzde 30’a kadar artırıyor. Bu tahıllar yüksek kolesterol, yüksek kan basıncı, kalp krizleri, insülin direnci, şeker hastalığı ve göbek yağı için risk oranını artırıyor.

En az 7 büyük araştırma, daha çok tam tahıl (kahverengi ekmek, tam tahıllı kahvaltılık gevrek, patlamış mısır, pişmiş yulaf, kahverengi pirinç, kepek, bulgur) tüketen kadın ve erkeklerin yüzde 20 ve yüzde 30 daha az kalp hastası olduklarını gösterdi. Tam tersi olarak ise arıtılmış tahıllar tüketenlerde ise daha fazla kalp krizi, insülin direnci ve yüksek kan basıncı görüldü.

Ambalajlanmış tahıl ürünlerinin etiketindeki içindekiler bölümünü okuyun. Lif miktarı porsiyon başına en az 3 gram olmalı.

Tuz

Beslenmemizdeki sodyum oranının dörtte üçü tuzdan gelmiyor. Bunlar konserve sebzeler, fast-food hamburgerler, pastırma, jambon, salam gibi konserve etlerde ya da hazır çorbalar gibi işlenmiş gıdalarda gizli.

Süt, bazı içme suları, pancar, kereviz gibi işlenmemiş gıdalarda doğal olarak biraz sodyum bulunuyor. Ancak, bu iyi bir şey. Çünkü yaşam için sodyum gerekli. Bu kan basıncınızı, vücudun su dengesini düzenlemeye, sinir impulslarını iletmeye, kas yapmaya yardım ediyor. Tat, koku ve dokunma duyularınızı düzgün olarak çalışmasını sağlıyor.

Vücudunuzun ihtiyacından fazla tuz yerseniz, vücudunuz kan dolaşımınızdaki fazla tuzu seyreltmek için sıvıyı tutar. Bu kan hacmini artırır ve kalbinizi zorlar. Aynı zamanda damarlarınızı ve toplardamarınızı daraltır. Böylece kan basıncınız da yükselir.

Günde en fazla 1,500 miligram tuz tüketmelisiniz. Bu oran yaklaşık çay kaşığının dörtte üçü kadardır. Yaşlı insanların daha az tuz tüketmesi öneriliyor. 50 yaş ve üzerindekiler günde 1,300 mg; 70 yaş ve üzerindekilerin ise günde 1,200 gram tuz tüketmeleri gerekiyor.

Yüksek fruktozlu mısır şurubu

Geleneksel tatlandırıcılarla karşılaştırılınca, yüksek fruktozlu mısır şurubu daha güçlü bir tatlandırıcıdır. Amerika’da insanlar bir yılda yiyecek ve içeceklerde bulunan şuruptan yaklaşık 28,5 kilogram tüketiyorlar. Yüksek fruktozlu mısır şurubu, özellikle gazlı içeceklerde, meyve sularında, hazır bisküvi, kek, kraker gibi atıştırmalıklarda, dondurma, meyveli yoğurt gibi süt ürünlerinde, reçellerde, hazır helva, pasta, tatlı sanayiinde kullanılıyor.

Araştırmalar, bu sıvı tatlandırıcının insan metabolizmasını altüst ettiğini, kalp ve şeker hastalığı riskini artırdığını gösteriyor. Araştırmacılar, yüksek fruktozlu mısır şurubunun kimyasal yapısının aşırı yemeye neden olduğunu söylüyorlar. Bu tatlandırıcı, karaciğeri daha fazla kalbi tehdit eden trigiliseridleri kan dolaşımına pompalamaya itiyor. Ayrıca, fruktoz vücudun krom rezervlerini yok ediyor. Krom sağlıklı insülin, kolesterol ve kan şekeri seviyesi için önemli bir mineraldir.

Aldığınız gıdaların etiketlerinde mısır şurubu olup olmadığını kontrol edin.(Vasfiye Ülker Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Süt ve peynir zayıflamanıza yardımcı

Peynir gibi süt ürünleriyle beslenmenin zayıflamak isteyen aşırı kilolu insanların kilo vermesine yardımcı olduğu iddia edildi.

Curtin Teknoloji Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya katılan gönüllüler, 12 hafta boyunca yağı alınarak kalorisi azaltılmış peynir, yoğurt ve süt ile beslendi. Günde 3 yerine 5 öğün süt ürünü tüketenlerin hızla kilo verdiği görüldü. Bu kişilerin tansiyonları normale inerken, göbek yağları da eridi. Araştırmacılar, yağı alınmış süt ürünü tüketenlerin kan basıncının daha düşük olduğunu, bu kişilerde şeker ve kalp hastalıkları riskinin de azaldığını açıkladı.

Peynir ve diğer süt ürünleri, vücudun metabolizmasını hızlandırırken, yüksek oranda protein içeriyor. Protein de çabucak doyma hissi oluşturuyor. Kilolu insanların yağ ve kalori alımlarını dikkatle izlemelerini öneren araştırmacılar, yüksek oranda protein, kalsiyum ve D vitamini içeren beslenmenin ölçülü bir kilo vermenin veya kilonuzu korumanın önemli bir parçası olabileceğini de sözlerine eklediler. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Kışın bağışıklığın ilacı bu içecek!

Kış zayıflayan bağışıklık sistemini güçlendirmek için uzmanlar, düzenli olarak her gün iki bardak süt içilmesini öneriyor.

Soğuk havalarla birlikte gribal enfeksiyonlarda görülen artış, önlem arayışlarını da beraberinde getiriyor. Uzmanlar, hastalıklara karşı bağışıklık sistemini güçlendirmek için düzenli olarak süt içilmesini öneriyor. Kış aylarında bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu üst solunum yolu enfeksiyonlarında artma gözlendiğini belirten uzmanlar, içeriğinde 40’tan fazla besin öğesi bulunan süt tüketiminin grip, soğuk algınlığı, farenjit gibi kış hastalıklarının önlenmesinde önemli olduğunu kaydediyor.

Vücudu enfeksiyondan koruyor

Sütün yaşamsal bir sıvı olduğunu ve yaşamın her evresinde beslenme konusunda önemli bir yeri olduğunu vurgulayan Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, sütün içeriğinde bulunan 40’tan fazla besin öğesinin savunma sistemini oluşturan hücrelerin iyi çalışmasını sağlayarak vücudu enfeksiyonlara karşı koruduğuna dikkat çekti.

Sütteki temel besin maddeleri protein, yağ, süt şekeri, mineral maddeler ve vitaminler olduğunu hatırlatan İnanç, “Her gün düzenli olarak içilen iki bardak süt, çocuk ve yetişkinlerin günlük mineral ihtiyacının tamamını karşılayabilmektedir. Sütün içerisinde bulunan yağ çok zengin bir enerji kaynağıdır ve esansiyel (mutlaka dışardan alınması gerekli) yağ asitleri ile A, D, E, K vitaminlerini de barındırması açısından önemlidir” dedi.

Kategoriler
Yaşam

Vejateryenler için sağlıklı beslenme önerileri

Vejetaryen bir diyet, doğru beslenme önerileri ile desteklenirse sağlık için yararlı olabilir ve uygulanma kolaylığı getirir. Sadece bitkisel kaynaklı besinlerin tüketildiği ve hayvansal gıdaların çok az veya hiç tüketilmediği beslenme tarzında besin çeşitliliğinin sağlanması çok önemlidir.

Bitkisel kaynaklı besinlerin tercih edildiği, hayvansal besinlerin sınırlı miktarda veya hiç tüketilmediği beslenme şeklinin vejetaryen beslenme olduğunu söyleyen Medicana International Ankara Hastanesi Uzman Diyetisyen Gülçin Ergazi, “Bu beslenme şekli, kendi içinde de çeşitlilik göstermektedir. Vejetaryen bir diyet, doğru beslenme önerileri ile desteklenirse sağlık için yararlı olabilir ve uygulanma kolaylığı getirir. Sağlıklı ve kaliteli yaşamak için besin öğelerini içeren değişik gıdaların her gün tüketilmesi gerekmektedir. Yani besin çeşitliliğinin sağlanması son derece önemlidir” diye konuştu.

Vejetaryenlerin dikkat etmesi gereken konular:

Kurubaklagiller (mercimek, kurufasulye, nohut, barbunya, börülce, soya), yağlı tohumlar (ceviz, fındık, badem, yer fıstığı, susam, çekirdek türleri), zeytin, sıvı yağlar ile tahıllar (pirinç, esmer pirinç, bulgur, makarna, erişte, kuskus, şehriye, mısır, yulaf, çavdar tam tahıllı ürünler, karabuğday, kinoa) sebze ve meyvelerden yeterince tüketilmesi gerekmektedir.

Balık tüketmeyenlerin ayçiçeği yağı yerine soya yağı, kanola yağı, zeytinyağı, ceviz ve yeşil yapraklı sebzelerin bol tüketmeleri faydalıdır.

Hayvansal süt grubu yerine soya, badem, hindistan cevizi, pirinç, kenevir, fındık sütleri tercih edilebilir.

Peynir, yumurta yerine soyadan yapılmış ürünler ( toffu, soya eti ve ürünleri ) tercih edilebilir.

Kurubaklagiller ve soya fasulyesinde bulunan proteinin sindirimini engelleyen maddelerin yok edilmesi için pişirme kurallarına dikkat etmek gerekir.

Etsiz pişirilen kurubaklagiller, pilav çeşitleri ve salata ile desteklenmelidir.

Şeker, reçel, kola ve gazlı içecekler gibi ürünlerle beyaz tahıl ürünleri, nişasta ve nişastalı besinlerin fazla tüketilmemesi gerekmektedir.

Bal,pekmez ve tahin, diğer şeker ve tatlılara kıyasla tercih edilebilir.

Çay, kahve yemekten bir saat önce veya bir saat sonra tüketilmelidir.

Vejetaryenliğin çeşidine bağlı olarak bazı vitamin ve minerallerde yetersiz alım olabilmektedir. Böyle bir durum, doktor ve diyetisyen kontrolünde vitamin ve mineral preparatlarıyla desteklenmelidir.

Yeterli su ve sıvı tüketimine dikkat edilmelidir.