Kategoriler
Otomobil

Otomobilinizi hijyenik tutmak için ipuçları

Koronavirüse karşı otomobilinizi temiz tutmak ve hijyenik kalmasını sağlamak sağlık açısından çok önemli. İşte daha hijyenik bir otomobil için ipuçları.

Aylardır devam eden Covid-19 salgınıyla beraber hayatımızda hijyen ve temizliğin ne kadar önemli olduğu kanıtlanmış oldu. Kişisel hijyenin yanı sıra dokunduğumuz, kullandığımız eşya, telefon, bilgisayar gibi teknolojik aletler ve otomobil gibi birçok nesnenin temiz olması salgından kaçınmak için çok önemli hale geldi.

Çeşitli yüzeylerde mikroplar kolayca barınabilirken COVID-19 hastası olan kişinin öksürdüğünde veya hapşırdığında damlacıkların kişinin yakınındaki yüzeylere bulaşabildiğini belirten Ford İngiltere baş tıbbi sorumlusu Dr. Jenny Dodman, başkasının elleriyle önce bu yüzeye ve sonra yüzüne dokunduğunda, virüsün gözler, ağız veya burun yoluyla vücuda girebildiğini vurguladı. Ellerimizi yıkamak işte bu nedenle çok önemli. Ellerinizi mikroplardan temizlemenin en hızlı yolu, sabun ve sıcak su kullanmak; sabun bulamazsanız en az yüzde 70 alkol içeren bir el dezenfektanı kullanmaktır.

VİRÜSÜN YÜZEYDE KALMA SÜRESİ BİLİNMİYOR

COVID-19 bulaşmış bir yüzeyden kaynaklanan bulaşma riski zaman içinde azalıyor. Ancak  virüsün herhangi bir yüzeyde ne kadar yaşayabileceği kesin olmamasının yanında virüsün ömrü bulunduğu yüzeye ve koşullara göre değişebiliyor.

ÇAMAŞIR SUYU KULLANMAYIN

Otomobilin içini temizlerken asla çamaşır suyu veya hidrojen peroksit içeren ürünler kullanmayın. Bunla birlikte parlama ve parmak izi önleyici gibi bazı özel kaplamalara zarar verebilecek amonyak bazlı ürünlerden de uzak durmalısınız. bu konuda üreticiler, her araç için hangi ürünlerin güvenle kullanılabileceği konusundaki bilgilerine önem verin. Ayrıca normal ev dezenfektanları COVID-19’a karşı yeterince etkili olduğundan aracınızı bunlarla temizleyebilirsiniz.

OTOMOBİLİNİZDE BU ALANLARA DİKKAT!

Direksiyon simidi, vites kolu, düğmeler, multimedya ekranı, silecek ve sinyal kolları, kol dayama, tutacaklar, kolçaklar ve koltuk ayarlama kolları gibi sık dokunulan yüzeylere özellikle dikkat edilmeli. Öksürük ve hapşırıklar kaynaklı mikropları taşıması muhtemel olan emniyet kemerleri de dikkat edilmesi gerekenler listesinde ilk sırada olmalı.

TANIMADIĞINIZ İNSANI ALMAYIN!

Günlük hayatta sıkı bir şekilde uygulanması gereken sosyal mesafe kuralını otomobilinizin içinde de uygulamalısınız. Otomobilinizin içine birlikte yaşamadığınız ve hastalık taşıma riski bulunan kişileri almayın. otomobilinize yabancı birini alarak uzmanların önerdiği sosyal mesafe kurallarını hiçe sayarsınız.

ARAÇTA KOLONYA VE EL DEZENFEKTANI BULUNDURUN

Aracınıza Covid-19 bulaşma ihtimali her zaman olduğundan otomobilinizi sık sık temizlemek dışında, belirli bir araç temizleme sıklığı yok. Bu nedenle arabada mutlaka bir el dezenfektanı ile torpido gözünde kolonya bulundurun.(Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Koronavirüsle ilgili doğru bilinen yanlışlar!

Bugüne kadar binlerce insanın ölümüne yol açan koronavirüse karşı gerekli tedbirleri aldığınızda korunabilirsiniz. Ancak koronavirüsle ilgili doğru bilinen bazı yanlışlara dikkat etmelisiniz.

“Korona virüs” ailesinin SARS ve MERS olarak adlandırılan üyelerinden farklı olarak insandan insana bulaşabilen virüs, akciğer enfeksiyonları ve tedavi edilmediğinde, ağır akut solunum yetersizliği sendromu hastalıklarına yol açabiliyor. Korona virüsünden korunmak için gerekli önlemleri almak yaşamsal önem taşıyor.

Ancak koronavirüste şu ana kadar bildiklerinizi unutun! İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nail Özgüneş, hastalıkla ilgili doğru bilinen yanlışları açıkladı!

YANLIŞ: Yeni çıkan en tehlikeli virüs!

Yeni bir virüs olmayan koronavirüs, 2003 SARS (Şiddetli Akut Solunum Yolu Sendromu) ve 2012’de önce Ürdün sonra Suudi Arabistan’da görülen MERS (Orta Doğu Solunum Sendromu) olaylarından sorumlu olan virüstür.

YANLIŞ: Hastalığa yakalananlar mutlaka ölür!

Her koronavirüs hastası, hayatını kaybetmez. Normal grip hastalığından ölen kişiler, koronavirüsten ölenlerden 60 kat daha fazladır. Koronavirüsün ölümcül seyrettiği hastalar genellikle; bir hastalık nedeniyle bünyesi zayıf olan kişiler ve yaşlı hastalardır.

YANLIŞ: Hasta kişiden uzak dursam yeter!

Hastalık belirtisi olan kişiden en az 2 metre uzakta kalınmalı. Ayrıca, mutlaka hijyen kurallarına uymak gerekir.

YANLIŞ: Koronavirüsten korunmak mümkün değil!

Gerekli tedbirleri aldığınızda korunabilmek mümkün. Hasta bireye yaklaşık 2 metre mesafede bulunmalı, öksürük-aksırık esnasında solunum yolu ile saçtığı damlacıklara maruz kalmamalı, hasta kişiye sarılmamalı.

YANLIŞ: Korunmanın tek yolu özel maske ve kıyafetler!

Günlük hayatta maske ve özel kıyafetlere gerek yok. Ancak kişiler yine de önlem olarak toplu alanlarda maske kullanabilir.

YANLIŞ: Elimi yıkamam yeterli olur!

El hijyeni, koronavirüsten korunmada önemlidir ancak tek başına yetersiz olduğu için diğer korunma önerilerine de dikkat edilmeli.

YANLIŞ: Maskeyi birkaç defa kullanabilirim!

Maskeler genellikle tek kullanımlıktır. 2 kere dahi kullanılmamalıdır.

YANLIŞ: Çin’den gelen ürünleri kullanmayalım!

Uzun süre yolda kalmış kuru ürünlerde koronavirüs bulunmaz. Virüs, kişiden kişiye yakın temas halinde bulaşır.

YANLIŞ: Hayvanlardan uzak duralım!

Virüs ilk etapta hayvanlardan bulaşmış olsa bile, özellikle evcil hayvanlar için şu anda böyle bir durum söz konusu değil.

Kategoriler
Sağlık

Virüs nedir, tehlikeleri nelerdir?

Sağlıklı bir vücuda sahip olduğumuzda, vücudumuz karşılaştığı hastalık etkenleriyle ve yabancı maddelerle çoğunlukla biz farkında olmadan mücadele eder, ancak vücudumuzun mikroplarla savaşamadığı durumlarda da hastalanırız. Vücudumuzu hasta eden etkenlerden birisi de virüslerdir. Peki, virüs nedir, insan hayatı için nasıl tehlikeli hale gelir?

HowStuffWorks isimli internet sitesinde yer alan habere göre, çok küçük olan virüsler (ortalama bir bakteriden 100 kat daha küçük) sıradan bir mikroskop ile görülemez. Virüsler sadece bir hücreyi işgal ederek etkisini kullanırlar. Çünkü bunlar hücresel yapı değillerdir. Kopyalanma, tekrarlanma yeteneğinden yoksundurlar, üremeleri için konak hücreye ihtiyaçları vardır. Bu nedenle virüsler protein kaplamasına sarılı DNA ya da RNA genlerinin sadece küçük paketleridir. Protein kılıf içerisinde bulunduklarından antibiyotik türü ilaçlardan etkilenmezler.

Virüs nedir?

Virüsler, bitkilerden hayvanlara ve en küçük bakterilere kadar yaşayan her şeye bulaşabilirler. Bu nedenden dolayı, her zaman insan hayatı için potansiyel tehlike oluştururlar. Vücut içinde bir hücreye bulaşana kadar gerçekten tehlikeli olmayabiliyorlar. Bu bulaşma havayla, sivrisinek gibi taşıyıcılarla, böceklerle, tükürük, kan yoluyla gerçekleşiyor.

Virüs birkez hücreye bulaşınca, onu teslim almaya çalışıyor. Hücre içinde yerleşen virüs kopyalanıyor ve mümkün olduğunca çok sayıda yeniden ürüyor. Her yeni kopyalanmayla, ev sahibi hücre normal genetik materyaldan daha fazla viral materyal üretiyor. Kontrolsüz bırakılırsa, virüs ev sahibi hücrenin ölümüne yol açabiliyor. Virüsler yanındaki hücrelere bulaşıyor ve süreç yeniden başlıyor.

Virüsün tehlikeleri 

İnsan vücudunda virüse karşı bazı doğal savunmalar bulunuyor. Viral enfeksiyon ortaya çıktığında, bir hücre RNA interferansını başlatabilir. Bağışıklık sistemi virüsleri öldürmeye yarayan T hücrelerini serbest bırakıyorlar.

Maalesef insanlar için, bazı viral enfeksiyonlar bağışıklık sistemini atlatabiliyor. Virüsler, bağışıklık sisteminden daha hızlı bir şekilde yayılıyorlar. HIV gibi bazı virüsler, bağışıklık sistemini aldatarak faaliyet gösteriyor. Virüsler soğuk algınlığı, kızamık, suçiçeği, HPV, uçuk, SARS ve grip gibi hastalıklara yol açabiliyor. Küçük olmasına rağmen, büyük bir saldırı yapabiliyorlar. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Gereksiz yere antibiyotik hasta yapıyor!

Bütün dünyada yanlış antibiyotik kullanma konusunda uyarıda bulunuyor, ancak buna rağmen her yıl daha çok antibiyotik tüketiliyor. Türkiye’de hastalar doktora başvurmadan eşinden dostundan duyduğu bilgilerle antibiyotik kullanıyor.

Antibiyotik konusunda uyarıda bulunan bilim insanlarından Üsküdar Üniversitesinden Yrd. Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu da antibiyotiklerin her yıl milyonlarca insanın hayatını kurtardığını belirtti.  Antibiyotiğin yanlış ve gereğinden fazla kullanımı halinde iyi bakterileri öldürerek kişiyi daha farklı hastalıklara açık hale getirdiğinin altını çizen Yılancıoğlu “Antibiyotik kullanımı son çere olmalıdır” dedi.

Gereksiz antibiyotik hasta ediyor

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, antibiyotiklerin yanlış ve gereğinden fazla kullanımının dirençli süper bakterilerin oluşmasına yol açtığını söyledi. Grip ve benzeri hastalıkların nedeninin virüsler olduğunu kaydeden Yılancıoğlu, “Virüsler antibiyotiklerden etkilenmez, kullanılan gereksiz antibiyotikler yalnızca iyi bakterileri öldürerek kişiyi daha farklı hastalıklara açık hale getirir” uyarısında bulunuyor.

Mikrobiyota ismi verilen mikroskobik canlıların vücutta insan psikolojisini dahi etkileyebilecek kadar önemli görevler üstlendiğini ifade eden Yılancıoğlu, kullanılan antibiyotiklerin bu organizmalara etkisini de şöyle anlatıyor:

“Kullandığımız gereksiz antibiyotikler bu mikroorganizmaları da etkilemekte ve bizleri iyileştirmek yerine hasta etmektedir. Bu sebeple bu problemin çözümünde ilk aşama olarak vücutta hastalığın bir bakteri tarafından oluşturulduğunun kanıtlanması daha sonra bu bakterinin dar spektrumlu, tüm bakterileri değil ama yalnızca hedef bakterileri etkileyen antibiyotikler ile tedavi edilmesi gerekmektedir.”

Hasta istiyor hekim yazıyor!

Yrd. Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, hekimlere danışan tüm hastalara bakteriyel orijin bulunsun veya bulunmasın antibiyotik verilmesinin nedenlerini ise şu sözlerle açıklıyor:

“Hasta ve yakınlarının hekimlere ilaç yazması baskısı oluşturması ve iyi hekim-kötü hekim ayrımının hastalar tarafından antibiyotik yazılıp yazılmamasına göre yapılması ülkemizde bu problemin ortaya çıkışının en büyük nedenidir.”

Hayvancılıkta da antibiyotik kullanımı denetlenmeli 

Bilinçlenmenin antibiyotik kullanımını azaltacağını ifade eden Yılancıoğlu, hastalara ise “Hekime danışmadan asla antibiyotik kullanılmamalı. Komşunun komşuya önermesi şeklinde ilaç kullanımı kesinlikle yanlıştır. Hastalık yoktur, hasta vardır, her hasta diğerinden faklıdır, bu nedenle tedavi hastaya özeldir, paylaşılamaz” önerilerinde bulunuyor.

Yalnızca insanlarda değil, hayvancılıkta kullanılan antibiyotiklerin de direncin oluşumunda çok büyük etmen olduğuna dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, “Tavukçuluk başta olmak üzere, diğer hayvancılık sektörlerinde de antibiyotik kullanımı çok iyi bir şekilde veteriner hekimler tarafından denetlenmelidir” diyor.

Son çare antibiyotik olmalı! 

Antibiyotik kullanımının son çare olması gerektiğinin altını çizen Yılancıoğlu, yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor:

“Öncelikle hijyen kurallarına uymak, hijyenik çevre oluşturmak, doğru el yıkama alışkanlığı, aşılar gibi koruyucu önlemler toplumda yaygınlaşmalı. Gelecekte bakteriyofaj denilen, bakteri virüslerinin kullanımı, moleküler yöntemler gibi yeni yaklaşımlar çözüm olarak karşımıza çıkabilir, fakat şu an proaktif adımların atılması, hükümetlerin yeni antibiyotiklerin geliştirilmesi için destekleyici adımlar atması, toplumun bilinçlendirilmesi ve antibiyotik kullanımının sıkı bir şekilde hem sağlık hem de hayvancılıkta denetlenmesi gerekiyor.”

Kategoriler
Sağlık

Gribin ilacı antibiyotik ve C vitamini değil

Son günlerde başta büyük şehirlerde olmak üzere gribe yakalananların sayısında artış görülüyor. Gripten korunmanın en iyi yolu hastalardan uzak durmak ve ellerinizi sık sık yıkamaktır.

Antibiyotik ve C vitamini kullanımının gribi atlatmak için etkili olmadığını belirten Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neşat Bozkurtgil, en iyi korunma yönteminin hasta kişilerden mümkün olduğunca uzak durmak ve hijyen kurallarına uymak olduğunu söyledi.

GRİP VE SOĞUK ALGINLIĞI SALGIN HALİNE GELDİ

Kış mevsiminin yaşandığı şu günlerde havaların soğumasıyla birlikte başta grip salgını olmak üzere soğuk algınlığı ve enfeksiyon hastalıklarının sıklığında da artış görülüyor. Bu hastalıklardan korunmada aşılanma, kişisel hijyen kurallarına dikkat etme gibi önlemlerin yanında bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için yeterli ve dengeli beslenme de oldukça önemli olduğunu vurgulayan Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neşat Bozkurtgil, grip salgınına karşı alınması gereken önlemler ve tedavi yöntemleri ile ilgili şu bilgileri paylaştı.

Grip, ‘İnfluenza’ adı verilen virüslerin neden olduğu viral bir enfeksiyondur. Üst solunum yolu enfeksiyonu olarak başlayıp, sistemik bir hastalığa dönüşür. Belirtileri; yüksek ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik, öksürük, boğaz ağrısı, iştahsızlıktır.

Hava değişimiyle birlikte ülkemizde yaygınlaşmaya başlayan grip, altta yatan bir hastalığı olmayanlarda genellikle iyi huylu seyrediyor. Ancak risk grubunda komplikasyonlara neden olup, çok seyrek de olsa ölüme varan sonuçlara neden olabilir.

BEBEKLER VE YAŞLILAR RİSK ALTINDA

En çok yenidoğan ve süt çocuğu (0-2 yaş) ile 65 yaş üstü grupta risk artmaktadır. Grip, insandan insana öksürük, hapşırık gibi virüsün havaya saçılması ve bunun yakın mesafedeki kişiler tarafından solunum yolu ile alınması ile bulaşır. Ayrıca, hastalık virüsü taşıyan maddelerin yıkanmamış eller vasıtasıyla kişiden kişiye ‘’eller‘’ ve bunun temas ettiği materyallerle temas yolu ile taşınması şeklinde geçer. Kapalı ve kalabalık ortamlar, toplu taşıma araçları, iyi havalandırılmayan işyerleri, sınıflar, askeri koğuş, cezaevleri, bakımevleri gibi ortamlar riskli alanlardır.

ANTİBİYOTİKLER ZARARLI OLABİLİR

Grip, özel bir tedavi olmasa bile kendiliğinden iyileşebilir. Ancak, risk gruplarında ciddi seyredebileceğinden doktora başvurulması gereken, bazı destek ilaçlarla şikâyetleri azaltmaya veya gidermeye yönelik tedavi alınması gereken bir hastalıktır. Grip, viral bir hastalık olduğu için antibiyotikler tedavide etkili değildir. Antibiyotik kullanımı fayda sağlamayacağı gibi zarar da verebilir. Risk grubunda ise hastalık süresini kısaltıp, komplikasyonları önlediği bilinen ‘’Antiviral” ilaçlar doktor önerisi ile kullanılmalıdır.

GRİP AŞISI, İHTİMALİ AZALTIR

Grip aşısı yaklaşık %80 oranında etkene karşı koruyuculuk sağlar ve her yıl tekrarlanmalıdır. Aşı yapılmasına rağmen yine de hastalığa yakalanabiliriz, ancak hem bu olasılığı azaltmış oluruz, hem de gribin daha hafif seyirli olması sağlanmış olur. Aşı, özellikle risk grubundaki kişilere, sağlık çalışanlarına, huzurevi, bakımevinde yaşayanlar ve buralarda çalışanlara, grip hastalığını ağır geçirenlere önerilmektedir.

KAR VİRÜSÜ ÖLDÜRMÜYOR

Karın havadaki virüsleri öldürdüğüne dair toplumun bir kesimindeki inanış gerçeği yansıtmıyor. İnfluenza tüm hava koşullarında varlığını sürdürülebilir. Virüslerin soğukta sadece yayılma hızı azalır, vücuduna girdiğinde ise vücut ısısıyla aktive olur ve hızlı biçimde çoğalmaya başlar. Bu nedenle uzun süreli kar yağışlarının ardından da tedbiri elden bırakmamak gerekir.

C VİTAMİNİ GRİBE KARŞI YETERLİ DEĞİL

C vitamininin gribe karşı faydalı olduğu sonucuna sınırlı çalışmada ulaşılmış. C vitamininin adeta mucizevi şekilde yararlı olduğu yönünde söylenenler ne yazık ki bilimsel bir veriye dayanmıyor. “Bol C vitamini alırsanız grip olmazsınız” veya “bol C vitamini alırsanız grip geçer” gibi bir bilimsel gerçeklik yok.

BU ÖNLEMLERİ MUTLAKA ALMALISINIZ

Mutlaka kişisel korunma önlemleri alınmalıdır. Öncelikle hasta olduğu bilinen kişilere 1.5 metreden daha fazla yaklaşmamak öncelikli önlemlerden biridir. Sadece hasta bakımına yardımcı olan kişiler ve sağlık personeli için ağız ve burunu da kapatan uygun basit maskeler kullanmak faydalı. Hastanın çevresi ve kullandığı eşyalara temas durumlarında mutlaka ellerin sabunlu su ile yıkanması en etkili korunma yöntemlerinden biridir. Hasta odaları havalandırılmalı ve çevresinin temizliği yapılmalıdır. Özellikle kullandığı kağıt mendil ve peçete gibi eşyalar uygun bir şekilde toplanıp çöpe atılmalı ortalıkta bırakılmamalıdır.

Sağlam kişilerin kendisini koruduğu kadar hastalar da hastalığı bulaştırmamak için kişisel önlemler almalıdır. Aksırırken, öksürürken mutlaka ağızlarını ve burunlarını kapatabilecek şekilde kağıt peçete, mendil kullanabilirler veya kollarını dirsek hizasından ağız ve burnu kapatacak şekilde tutarak damlacıkların çevreye yayılmasını önleyebilirler. Kendileri sık sık el yıkayarak veya dezenfektan kullanarak çevreyi bulaştırmamaya özen gösterebilirler. Damlacıklarla kirlenen atıklarını uygun biçimde çöpe atarak çevrelerini koruyabilirler.

Kategoriler
Sağlık

Mideniz de grip olabilir! Nasıl bulaşır? Nasıl korunursunuz?

Herhangi özel bir ilacı bulunmayan ve kolaylıkla bulaşabilen mide gribi genellikle ağızdan alınan gıda maddeleriyle insana bulaşıyor. Bu hastalıktan korunmanın yolu ise önemli oranda kişisel hijyenden geçiyor.

Mide gribi, nörovirüsler yoluyla bulaşan viral gastroenterit’e halk arasında verilen isimdir. Özellikle mide ve bağırsakları etkileyerek halsizlik ve kusmayla kendini gösteriyor. Özellikle küçük çocuklarda, yaşlılarda ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde çok ciddi sorunlara yol açabilen hastalık, kolayca bulaşabildiği için büyük salgınlara da neden olabiliyor.

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Gastroentroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Şule Namlı Koç, herhangi bir koruyucu aşısı ve özel bir ilacı bulunmayan mide gribi süresince hastaların bol sıvı alması gerektiğini belirtiyor.

BELİRTİ OLMAZASA DA SÜREKLİ VİRÜS YAYILABİLİR

Virüsün neden olduğu enfeksiyon, özellikle mide ve bağırsakları etkiler. Hastalık süresince kişi kendini halsiz hisseder ve sürekli kusar. Hastada düşük ateş, karın ve eklem ağrısı da görülebilir. Hastaların yüzde 30’unda hiçbir semptom görülmeyebilir ama hasta devamlı virüs yayar. Hastalık başladıktan hemen sonra ve iyileştikten 3 gün sonrasına kadar bulaştırıcı etkisi devam eder. Bazı kişiler 2 haftaya kadar taşıyıcı olabilir. Bu nedenle mide gribi büyük salgınlar halinde de görülebilir.

24-48 SAAT SONRA ORTAYA ÇIKAR

Hastalığın belirtilerİ virüsün alımından 24 – 48 saat sonra ortaya çıkar ve genellikle 1-2 gün devam eder. Kalıcı bir hasar bırakmayan virüs çok ciddi sonuçlara yol açmazken, hastalar su içemedikleri için susuz kalarak hastane bakımına ihtiyaç duyabilir. Bu durum ise genellikle küçük çocuklarda, yaşlılarda ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde görülür.

İÇECEK VE YİYECEKLERLE BULAŞIR

Nöroviruslar, enfekte olmuş kişilerin gaita (dışkı) ya da salgılarında bulunur. Yayılmaları da nörovirüsün şehir suları, yiyecek ya da içeceklere bulaşması, bulaşlı yüzey ya da objelere dokunup ellerin ağza sürülmesi, hastalık belirtileri gösteren kişilerle direkt temas edilmesiyle (örneğin hastanın bakımını yaparak, yiyeceklerini paylaşarak ya da aynı kaptan yiyerek) gerçekleşebilir. Birçok salgına kirli ve hastalığın bulaştığı sularda yetişen kabuklu deniz hayvanlarının tüketimi de neden olabilir. Salatalar ve donmuş meyveler gibi diğer ürünler de virüs görülebilir.

KORUNMA YOLLARI

Hastalığın herhangi bir aşısı bulunmadığı için enfeksiyondan korunmanın yolu hijyen ve temizlik kurallarına uymaktan geçiyor.

  • Özellikle tuvalet sonrası, yemek hazırlamadan ve yemeden önce eller iyice yıkanmalı.
  • Meyve ve sebzeler pişmeden yenecekse, iyice yıkanmalı.
  • Kirli yüzeyler, kapı kolları, mobilyalar temizlenmeli ve dezenfekte edilmeli.
  • Hastalık geçirildikten sonra virüs bulaşmış, çarşaf, giyecek, örtü gibi çamaşırlar yüksek ısıda su ve sabunla hemen yıkanmalı.
  • Şehir sularında sorun varsa kaynatılıp soğutulduktan sonra kullanılmalı.
  • Enfeksiyonu olan kişiler, hastalıkları sırasında yemek hazırlamamalı.
  • Nörovirüsle oluşan hastalığa karşı semptomları önleyici tedaviler haricinde herhangi özel bir ilaç bulunmuyor. Hastalıkta bol sıvı alınması öneriliyor. Sıvı kaybını, ağızdan alarak karşılamayan yaşlı ve çocuk hastalara damar yolundan sıvı verilmesi gerekiyor.
Kategoriler
Sağlık

Soğuk algınlığında işe yaramayan tedaviler

Hemen herkes gribe ya da soğuk algınlığına yakalanınca antibiyotiklere yöneliyor, bunun yanında bol bol C vitamini alıyor. Peki bunların zararlı olabildiğini veya işe yaramadığını biliyor musunuz?

Mayo Clinic’te yer alan habere göre, etkisiz olan soğuk algınlığı tedavilerinin sayısının çok fazla olduğunu söyleyen uzmanlar, bunlardan en önemlilerini şöyle sıraladı:

Antibiyotikler: Bakterileri yok eden antibiyotikler, soğuk algınlığı virüslerine karşı işe yaramıyor. Soğuk algınlığında doktorunuzdan antibiyotik istemeyin ya da elinizde varsa kullanmayın. Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı ciddi problemlere yol açabilir, antibiyotiklere dirençli bakterilerin gelişimine neden olabilir.

Küçük çocuklarda reçetesiz satılan soğuk algınlığı ve öksürük ilaçları: Çocuklarda soğuk algınlığı ve öksürük ilaçları ciddi ve hatta hayatı tehdit eden yan etkilere yol açabiliyor. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) 2 yaşın altında bu ilaçların kullanmaması konusunda uyarılarda bulunuyor. Bu nedenle birçok şirket bu ürünlerin küçük çocuklar için olan üretimini durdurdu.

Çinko: Çinkonun soğuk algınlığıyla savaşma ününün hem eksileri, hem de artıları var. En yüksek kalitedeki rastgele deneyler çinkonun faydalı olmadığını gösterirken pozitif sonuçların olduğu çalışmalarda çinkonun soğuk algınlığı belirtilerinin görüldüğü ilk 24 saat içinde alınması halinde etkili olduğunu açıklıyor. Yiyeceklerle alınan çinko kötü tat ve bulantı gibi yan etkileri azaltıyor.

Muhtemelen zararı olmayan tedaviler

C vitamini: Araştırmacılar, C vitaminin soğuk algınlığını önlemeye yardımcı olmadığını belirttiler. Ancak grip belirtilerinin başlangıcından önce C vitamini kullanmak hastalığın süresini kısaltıyor. Özellikle C vitamini kış aylarında okul gibi toplu ortamda bulunan çocuklar için fayda sağlayabiliyor.

Ekinezya: Bazı çalışmalar ekinezyanın faydası olmadığını gösteriyor. Diğerlerine göre ise, hastalığın erken aşamasında içildiğinde ekinezya belirtilerinin süresinde ve şiddetinde önemli bir azalma sağlıyor.(Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Çocukluk çağı hastalıklarına dikkat!

Aşılar bazı çocukluk çağı hastalıklarını azaltsa da bazıları yine de çocukları hasta edebiliyor. Bu hastalıklar krup, kulak nezlesi, boğmaca gibi farklı şekillerde görülebiliyor.

İşte en yaygın görülen ve her anne-babanın bilmesi gereken çocukluk çağı hastalıkları:

RSV: Respiratuvar sinsitiyal virüs, bebeklerde broşiyolite ve zatürreye yol açan en büyük nedendir. Enfeksiyon ateş, burun akıntısı ve öksürüğü de kapsayan grip gibi belirtilerle başlar. Bu enfeksiyona yakalanan bebeklerin yüde 40’ında farkedilir hırıltı vardır ve yüzde 2’si hastaneye yatarak tedavi görür. RSV daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde hafif atlatılır.

Kulak enfeksiyonu: Küçük çocukların işitme tüpleri daha küçük olduğu için kulak enfeksiyonuna daha yatkındır. Bu tüpler kulağı boğaza bağlar ve iltihap olduğunda tıkanırlar. Bu nedenle orta kulakta kulak zarının arkasında sıvı birikir ve mikroplar burada beslenir. Belirtileri arasında ateş, kulağını çekme ve huzursuzluk bulunur. Kulak enfeksiyonlarının çoğu virüslere bağlıdır ve kendi kendine iyileşir. Çocukluk çağındaki aşılar, kulak enfeksiyonuna yol açan belirti bakterilerden kaynaklanan enfeksiyonları önler.

Kulak nezlesi (sekretuar otitis media): Orta kulaktaki sıvı birikimi, otitis medya olarak isimlendirilir. Sık sık akut kulak enfeksiyonu ya da üst solunum yolu enfeksiyonun ardından başlar. Sıvı genellikle birkaç hafta içinde kendi kendine temizlenir. Kolay kolay geçmezse ya da koyulaşır ve yapışkan bir hale gelirse çocuğun işitme duyusuna zarar verir. Kulak tüplerinde biriken bu sıvının boşaltılması gerekir.

Krup: Krupun belirtisi köpek havlaması tarzında bir öksürüktür. Öksürüğün nedeni virüsün yol açtığı üst solunum yollarındaki iltihaplanmadır. Nefes alıp verme ciddi şekilde zarar görürse hastane tedavisi gerekebilir. Çocukların çoğu yaklaşık 1 hafta içinde kendi kendine iyileşir. Krup en yaygın olarak 5 yaş altında görülür.

El, ayak ve ağız hastalığı: Bu hastalık ağız içinde, avuçlarda, ayak tabanlarında su toplamış kabarcıklar ve ateşle kendini gösterir. Daha çok coxsackievirus A16 isimli bir virüs hastalığa neden olur. Hastalık yazın ve sonbaharın başlarında daha çok çocuklar arasında yayılır. Vakaların çoğu ciddi değildir ve 7 ile 10 gün içinde iyileşir.

Göz iltihabı: Gözde yaşarma, kızarıklık, kaşınma ve gözlerin çapaklanması göz iltihabının belirtileridir. Soğuk algınlığı gibi sıklıkla aynı virüs hastalığa yol açar ve okul, kreş gibi kalabalık ortamlarda hızla yayılır. Hastaların çoğu 4 ile 7 günde normale döner.

Kızamık: Çocuğunuz kızamık aşısı olduysa kızamık hakkında endişelenmenize gerek yok. Fakat aşılanmamış çocuklar arasında kızamık salgınları görülür. Enfeksiyon ateş, burun akıntısı ve öksürük ile başlar. Bu belirtiler hafiflerken tüm vücudu kırmızı döküntüler kaplar. Çocukların çoğu 2 hafta içinde iyileşir, fakat bazen kızamık zatürre ya da başka sorunlara neden olabilir.

Kabakulak: Aşı geliştirilmeden önce kabakulak yaygın olan bir çocukluk çağı hastalığıydı. Enfeksiyon çoğunlukla sadece kulak ile çene arasındaki lenf bezlerinin şişmesine neden olur. Aşılanmamış kişilerin kabakulağa yakalanma riski 9 kat daha fazladır.

Kızamıkçık: Bu hastalık hafif bir virüstür ve genellikle ciddi bir soruna yol açmaz. Ancak hamile bir kadına kızamıkçık bulaşırsa bebeğe zarar verebilir. Belirtileri ise hafif ateş ve yüzden vücudun diğer bölümlerine yayılan kızarıklıklardır.

Boğmaca: Şiddetli bir öksürüğe yol açan boğmacada öksürük nöbetinden sonra nefes kesilir, derin nefes alma ihtiyacı oluşur. Enfeksiyon bebeklerde çok ciddidir ve hastane tedavisi gerekir. Tedavide antibiyotikler yardımcı olmaz, korunmak için aşılanma şarttır. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Grip ve soğukalgınlığı en çok ne zaman bulaşıcıdır?

Çoğumuz grip belirtileri başladığında hastalığı çevremizdekilere yaydığımızı düşünürüz, ancak durum böyle değil. Uzmanlar kendimizi hasta hissetmeye başlamadan önceki bulaşıcılık oranımızın daha yüksek olduğunu belirtiyor.

Howstuffworks.com isimli sitede yer alan habere göre, grip ya da soğukalgınlığı gibi virüsler, insan vücuduna bir kere girince virüsün bir kuluçka süresi var. Virüs bir grup sağlıklı hücrenin içine giriyor ve enfekte olmuş hücrelerde virüs çoğalırken sizde boğaz ağrısı, burun akıntısı, kas ağrısı gibi hiçbir belirti olmuyor. Böylece daha belirtiler başlamadan, hapşırırken ya da öksürürken tükürüğünüzle virüs çevrenizdeki kişilere yayılıyor. Hiçbir belirtiniz olmaması, virüs bulaştırmayacağınız anlamına gelmiyor.

Virüs tarafından ele geçirilen hücreler ölmeye başlıyor. Grip ve soğukalgınlığı belirtileri sizde görülmeye başladığında eğer dikkatli olmazsanız, herkese bu virüsleri yaymaya başlıyorsunuz. Bu belirtilerden bazıları (boğaz ağrısı, burun akıntısı) virüsler aracılığıyla oluşurken, diğerleri (ateş ve bitkinlik) ise bağışıklık sisteminden kaynaklanıyor. Virüs bu ölü hücreleri patlattığında ve vücudunuzdaki diğer hücreleri enfekte etmeye başladığında bağışıklık sisteminiz, birşeylerin yanlış olduğunu farkediyor ve karşı atağa geçiyor. Bunların hepsinin meydana gelmesi günlerce sürüyor. Grip vakasında, virüse maruz kalma ve belirtilerin başlangıcı genellikle bir ile 4 gün arasında oluyor.

Peki en çok ne zaman hastalığı etrafa bulaştırıyorsunuz?

Birçok uzman, grip ya da soğuk algınlığı geçiren yetişkinlerin, belirtilerin başlamasından bir gün önce hastalığı bulaştırdıkları konusunda hemfikirler. Grip için, bulaşıcılık dönemi, hastalık süresince 5-7 gün sürüyor. Çocuklar için ise kendilerini hasta hissettikten sonra grip için bulaşıcılık süresi 2 haftasyı buluyor. Hatta, bu süre içinde kendilerini iyi hissetseler de bulaşıcılık devam ediyor. Soğuk algınlığı için ise bulaşıcılık, belirtiler başladıktan sonra 3-4 gün devam ediyor. Genel kanı, soğuk algınlığı olan kişilerin virüse maruz kaldıktan yaklaşık 3 gün sonra çok fazla hastalık bulaştırmalarıdır. (Vasfiye Özcanbaz)