Kategoriler
Yaşam

Ter hakkında bilmediğiniz ilginç gerçekler

İnsan vücudunun karmaşık ısıtma ve soğutma sistemini daha iyi anlama çabaları devam ediyor. Bugüne kadar vücudun su dengesini koruma konusunda birçok yanlış bilinen konu ortaya çıkarıldı. Peki ter hakkında neler biliyorsunuz?

Huffington Post’ta yer alan habere göre, vücudun karmaşık ısıtma ve soğutma sistemini daha iyi anlamanız için uzmanlar size ter hakkında bilmediğiniz şaşırtıcı gerçekleri açıkladı.

  • Yaklaşık olarak 2 ile 4 milyon arası ter beziniz bulunuyor. Bu ter bezleri yukarıdaki resimdeki gibi görünüyolar.
  • Kadınlar erkeklerden daha fazla ter bezine sahiptir. Fakat erkeklerin ter bezi daha fazla ter üretir.
  • Sıcak, egzersiz ya da stres nedeniyle terleyebilirsiniz. Bunların hepsi kimyasal olarak farklıdır. Stres nedeniyle oluşan ter kokusu en kötüsüdür.
  • Ter kokusu ter bezlerinin sadece iki türü (apokrin olarak isimlendirilir) tarafından üretilir. Bu ter bezleri genellikle koltuk altı, kafa derisi ve kasık gibi kılların fazla olduğu bölgelerde bulunur. Koku teri parçalayan bakteri sonucunda oluşuyor ve cildinize yayılıyor.
  • Bazı insanların teri diğerlerinden daha tuzludur. Teriniz gözlerinizi acıtıyorsa, terinizin tadı tuzluysa veya terledikten sonra vücudunuzda kumlu bir his ya da vücudunuzda, giysilerinizde beyaz leke bırakıyorsa teriniz tuzlu demektir. Terledikten sonra kaybettiğiniz, fakat vücudunuz için gerekli olan elektrolitleri yerine koymalısınız.
  • Sıcakta yoğun egzersiz süresince, atletler vücut ağırlıklarının yüzde 2-6’sı arasında terleyebilirler. Bu 70 kilogramlık bir insan için 4 kilograma kadar çıkabilir. (Vasfiye Özcanbaz)
Kategoriler
Sağlık

Hastalandığınızda vücudunuzun verdiği uyarıları önemseyin

Hayatın günlük koşuşturmasında bazen vücudumuzun sesine kulaklarımızı tıkıyoruz. Fakat, uzmanların ‘kendi kendinizin doktoru olun’ tavsiyesini kulak ardı etmeyin.

Çoğumuzun ciddiye almadığı soluk cilt, tırnak kırılması veya kaş dökülmesinin aslında tiroid ve böbrek hastalıklarının habercisi olabileceğini söyleyen Medical Park Fatih Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Canan Öztürk, “Çünkü hastalıklar vücudumuzla çeşitli sinyaller vererek ‘geliyorum’ der” dedi.

Soluk cilt hastalık habercisi

Herkes daha parlak, canlı ve sağlıklı bir cilde sahip olmak ister. Özellikle günümüzde, stres, klimalı ortamlar, egzoz dumanı, makyaj malzemeleri, sağlıksız beslenme, sigara, alkol kullanımı ve güneş cildimizi olumsuz etkiler. Ciltteki solukluk, bazen cilt yapımızla ilgili olabilir. Özellikle cilt rengi tipi 3 ve 4 olanlarda yapısal olarak görülebilir. Ancak demir eksikliğine bağlı kansızlığınız varsa, tiroid (guatr) hastalığınız varsa ya da böbreklerle ilgili bir sıkıntı varsa ciltte solukluk ortaya çıkabilir.

Tırnaklarınızın kırılmasını ciddiye alın

Bu hastalıkların tek belirtisi ciltte solukluk değildir. Özellikle kansızlık probleminde tırnaklarda kırılma, geç uzama ve kaşık tırnak görünümü, kaşıntı, saçta ve kaşta dökülme görülebiliyor. Yine tiroid hastalıklarında saçta ve kaşlarda özellikle dış kenarda dökülme, ciltte kuruluk ve kaşıntı tırnaklarda kırılma olabilir. Böbrek hastalarında ise ciltte solukluk, hafif kahverengiye doğru renk değişikliği ve kaşıntı görülebilir. Özellikle cildimizde aniden ortaya çıkan bir solukluk varsa mutlaka doktorunuza muayene olarak, gerekirse tetkik yapılması uygun olur. Eğer bu solukluğa neden olan bir hastalık tespit edilirse, buna yönelik tedaviler başlanır.

Daha parlak cilt için sağlıklı beslenin

Bu tedavilere ek olarak, cildimizin daha parlak ve canlı görünmesini sağlamak için destek olarak besinlerden faydalanmak mümkün. Özellikle demir açısından zengin besinler, ıspanak, roka, maydanoz gibi yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı et, çekirdekli kuru üzüm, kuru erik ve hurma, nohut ve kuru fasulye gibi baklagiller, dut ve keçiboynuzu pekmezi, yumurta, buğday, arpa, yulaf gibi tahıllarla beslenmek gerekiyor. Genel cilt sağlığımız için somon balığı, badem, ceviz, semizotu, zeytinyağı, avokado, portakal, limon, havuç ve mango masalarımızda olması gereken yiyecekler. Yeşil çay gibi antioksidan özelliği yüksek çaylar ile bol su içmek gerekiyor. Öte yandan yaşın ilerlemesiyle cilt parlaklığını kaybedebilir. Bunun için mutlaka cildimizi çok iyi güneşten korumamız, cilt tipimize uygun nemlendirici krem kullanmamız, egzersizi hayatımıza katmamız gerekiyor. Bunlara ek olarak erken dönemde doktorunuzla birlikte konuşarak, destekleyici işlemlere başlamak faydalı olacaktır.

Kategoriler
Yaşam

Muz yedikten sonra vücunuzda ne oluyor

Genellikle tok tutmasıyla ve ishale iyi gelmesiyle bilinen muzun faydaları saymakla bitmiyor. Muzun daha iyi uyumanızdan yüksek tansiyona, kolesterolden kansere kadar sayısız faydası bulunuyor.

Eatthis isimli internet sitesinde yer alan habere göre, işte muzun sağlığınız üzerindeki birçok olumlu etkisi:

Yağsız kas yapar

Antrenmandan sonra kaslarınızın ağrıdığını hissediyorsanız, beslenmenizde yeterince magnezyum almıyorsunuz demektir. İyi bir magnezyum kaynağı olan muz kas inşasına yardım eder, protein sentezi sağlar. Ayrıca magnezyum alımı vücudun yağ çözünmesini artırmaya yardım eder.

Daha hızlı iyileşme sağlar

Muzdaki potasyum antrenmandan sonra kasların iyileşmesine yardım eder, kas gelişimini güçlendirir ve daha fazla antrenman yapmanızı sağar.

Daha mutlu ve hızlı hissedersiniz

Muzda antidepresan özelliklere sahip folik asit yada diğer adıyla B9 vitamini bulunuyor. Araştırmalara göre, depresyon hastalarını yüzde 50’sinde folat eksikliği görüldü. Siz de folat eksikliğini karşılamak ve mutlu olmak için muz yemelisiniz.

Kendinizi daha az stresli ve kaygılı hissedersiniz

Folik asidin yanı sıra muzdaki triptofan ve serotonin en önemli beyin kimyasallarıdır. Çünkü bunlar doğal bir antidepresandır ve yorgunluk, asabiyet, sinirlilik, saldırganlık ve huzursuzluk gibi ruhsal durumlar ile anksiyete ve uykusuzluğu tedavi edebilir.

Daha iyi uyumanızı sağlar

İçerisindeki triptofan nedeniyle kaliteli uyku sağlar. Melatoninin habercisidir, melatonin gevşeme sağlar, uykunun düzenlenmesine yardım eder.

Şişlinlik az görülür

Muz sayesinde gaz ve su tutukluğuyla savaşabilirsiniz. Araştırmaya göre, 60 gün boyunca günde 2 kez muz yiyen kadınlarda karındaki şişkinliğin yüzde 50 oranında azaldığı belirlendi. Muz midenizde şişkinlikle savaşan bakterilerin sayısını artırıyor.

Yağ yakmaya başlıyorsunuz

Muzda yağları parçalayan B vitamini olan kolinden 12 miligram bulunuyor. Bu madde muzdan başka yağsız ette, karalahanada bulunuyor.

Kan şekeriniz dengelenir

Protein ve sağlıklı yağ kaynağı olan muz kan dolaşımınıza giden şeker emilimini yavaşlatır ve kan şekerinizi düzenler. Bu kan şekerinizi düzenlemenin en etkili yoludur.

İştahınız azalır

Kan şekerinin düzenli olmasının bir başka faydası kilo vermenize yardımcı olmasıdır. Yemekler arasında bir muz yerseniz iştahınız kapanır ve yemekte daha az yersiniz.

Daha tok hissedersiniz

Muzlar dirençli nişasta açısından zengindir. Bu da iştahızı bastırır, kendinizi daha tok hissetmenizi sağlar. Az olgunlaşmış muz daha faydalıdır, tadı acı olduğu için başka meyvelerle karıştırıp içecek haline getirebilirsiniz.

Kötü kolesterol seviyenizi düşürür

Trans yağ tüketimi kötü kolesterol seviyenizi artırır. Ancak muzda bulunan kimyasallarda kötü kolesterolü düşürme etkisine sahiptir. Ayrıca muzdaki B6 vitamini kalp sağlığı, bağışıklık, sindirim ve sinir sisteminizin sağlığı için çok önemlidir.

Yediklerinizi daha kolay sindirirsiniz

Yemek yedikten sonra şişkinlik hissediyorsanız sindirme güçlüğünüz var demektir. Muz mükemmel bir prebiyotik kaynağıdır ve sindirim sisteminizin daha iyi çalışmasını sağlar.

Kemikleriniz daha güçlü olur

Muzun için çok fazla kalsiyum bulunmamasına rağmen içerisindeki prebiyotiklerle kalsiyum artışını destekler. Vücudun kalsiyumu emme yeteneğini artırır.

Vücudunuz hastalıklarla savaşır

İçerisinde A vitamini bulunmamasına rağmen A vitamini eksikliğini hafifletir. Provitamin A karotenoidleri olan beta-karoten ve alfa-karoten açısından oldukça zengindir. Yüksek seviyedeki karotenoidler sizi belirli kanserler, kardiyovasküler hastalıklar ve şeker gibi kronik hastalıklara karşı korur.

Kan basıncını düşürür

Muzdaki düşük sodyum, yüksek potasyum sayesinde kan basıncı seviyeniz düşer ve felç görülme sıklığı en aza iner. Sizi yüksek tansiyon, kalp krizi ve felç riskine karşı korur. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Vücudumuzun şekerli gıdalarla imtihanı

Vücudumuz için gerekli olan birçok besin öğesi mevcuttur. Bunlar dinamik bir gün geçirmemiz, insanlar ile iyi ilişkiler kurmamız ve de günlük hayatın getirdiği tempoya ayak uydurabilmemiz açısından bizlerin enerji ihtiyacını karşılayan protein, karbonhidrat ve yağ grubu besinlerdir.

Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme Ve Diyet Uzmanı Derya Fidan ‘’Şeker içeriği yüksek besinler vücudumuza enerji sağlamaları dışında, alındığı kaynağa ve de miktarına dikkat edilmezse zarar verebilmekte, bizi bazı hastalıklar ile karşı karşıya bırakabilmektedir. Doğal olarak meyve ve sebzelerde bulunan şekere vücudumuzun ihtiyacı vardır. Özellikle zihinsel faaliyetlerin yürütülmesi ve zinde bir gün geçirmek için vazgeçilmezdir. Lakin genetiğiyle oynanmış toz haline getirilmiş işlenmiş şekere vücudumuzun ihtiyacı yoktur. Buna rağmen fazla miktarda alımı söz konusu olduğunda vücut pek istemeyeceğimiz tepkiler vermektedir.’’ dedi.

Şekerin Sebep Olduğu Hastalıklara Dikkat!

Dyt. Fidan; ‘’Bunlara örnek olarak vücuda aşırı miktarda alınan basit şeker pankreas salgı hormonlarında dengesizlik yaratarak fazla miktarda insülin salınmasına sebep olmaktadır. Buna bağlı olarak da İnsülin direnci oluşmaktadır. İnsülin Direnci beraberinde göbek yağlanması ile gelmekte, karbonhidratlı besinlere karşı aşırı iştah artışı ile vücuda fazla basit şeker alımına neden olup kişiyi bir kısır döngü içine sürüklemektedir. Yani eğer günden güne büyüyen bir göbeğiniz varsa ve de önüne geçemediğiniz tatlı krizleri oluyorsa durup düşünmenin vakti gelmiş demektir. Verilere göre kronik insülin yüksekliği bazı kalp hastalıklarına, kansere, sivilceye, polikistik yumurtalık sendromuna ve hatta miyopa davetiye çıkarmaktadır. Azalan şeker miktarı insülinin de azalmasına neden olur. İnsülin yüksekliğinin neden olduğu birçok kronik rahatsızlık vardır. Eğer bu duruma dikkat edilmezse devamında Diyabet hastalığının olabileceğini unutmayın. ‘’dedi.

Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme Ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan, ‘’Yapılan çalışmalar göstermiştir ki şekerli besinlerin fazla miktarda tüketiminiz kalbi yorduğu, kalp krizinden sorumlu kötü huylu kolesterolü ve trigliserid düzeyini artırdığı görülmüştür. Fazla miktarda şeker ve şeker içeren besinlerin tüketiminiz, karaciğere fazladan yük bindirerek karaciğer hasarına yol açtığı ve karaciğer yağlanmasında etkiye sahip olduğu klinik çalışmalar ile kanıtlanmıştır.’’ dedi.

Sağlıklı Beslenme Profilini Baz Alın

Dyt. Fidan, Sağlıklı beslenme profili baz alınarak yaşamakta fayda vardır. Karbonhidrat kaynaklarından kaliteli olanları, örnek tam buğday veya çavdar unundan yapılan ekmekler sofralarda yerini almalı, beyaz un mamüllerine elveda demeliyiz. Sağlıklı atıştırmalıklardan ceviz, badem ve fındığı gün içerisinde düzenli olarak ara öğünlerde tercih edebiliriz. Günlük su tüketimine dikkat etmeli, kişi kilosu başına 30 cc olacak şeklide günde ortalama 8-10 bardak su içmelidir.’’ Diyerek tavsiyelerini özetledi.

Kategoriler
Yaşam

İşte vücudun en gizemli 12 refleksi

Mideniz guruldadığında, titrediğinizde, parmaklarınızı çıtlattığınızda, mideniz ekşidiğinde, burnunuz aktığında, kaşındığınızda, bir yeriniz çürüdüğünde ya da su topladığında veya avuç içiniz terlediğinde neler oluyor?

BBC Focus dergisinde yer alan haberde, vücudumuz günlük fonksiyonlarını yerine getirirken arkasında yatan mekanizmanın nasıl işlediğini anlatıyor.

İşte bu mekanizmalardan bazıları:

YÜZ KIZARMASI

Başkalarının önünde gülünç duruma düşme, yetersizlik ya da başarısızlık duyguları sizi utandırabilir. Utançtan dolayı yüzünüz kıpkırmızı olur. Utanç, bizi bunaltır ve bu “dövüş ya da kaç” prensibini tetikler ve vücudumuz korkuyla savaşmak ya da ondan kaçmak için adrenalinle şarj olur.

Adrenalin, kaslara bol oksijen desteği sağlamak için kalbin hızlı çarpmasına yol açar. Fakat, bu bizim daha sıcak hissetmemizi sağlar. Kendimizi serinletmek için, terleriz ve kan cilt yüzeyindeki kılcal damarlara doğru akar ve kızarmaya neden olur. Yüzümüzde daha fazla kan damarı olduğundan yüzümüz kızarır.

Diğer birçok stres türü de kızarmanıza yol açar. Kızarmaya başladığınızda bunu durdurmak zordur. Londra’dan Dr. Michael Sinclair, “Bir kez kızardığınızda, diğerlerinin önünde zayıf göründüğünüzü düşünerek bir çoğunuz daha fazla utanıyor ve kızarıyor” dedi.

MİDE GURULTUSU

Karnınız açken midenizden gelen guruldama sesi, mideniz tarafından çıkarılmaz ve aç olduğunuz için olmaz. Borborigmus (Barsak gazlarından ileri gelen karın gurultuları) olarak bilinen bu ses, ince bağırsağının üst kısmında oluşuyor. Bağırsak kaslarınız yiyecek ve içeçekleri aşağıya doğru götürürken, sıvılaşmaya başlayan yiyeceklerden sızar. Mideniz boş olduğunda ses, büyük bir titreşimli boşluk gibi çıkar.

KAŞINTI

Böcek ısırığından kurdeşene, size rahatsızlık veren kaşıntıdan kurtulmak için kaşınmaktan daha iyi yol yoktur. Kaşınma, vücudumuzdaki parazitleri ve diğer yabancı nesneleri uzaklaştırmanın bir yoludur. Hiç kimse, hatta en popüler nörobilimciler dahi kaşıntının nasıl oluştuğunu geçtiğimiz günlere kadar bilmiyordu.

Şimdi, Minnesota Üniversitesi’nde yapılan araştırma, cevabı ortaya çıkardı: Kaşıma omurilikteki normalde kaşınma hissini beyne gönderen sinir hücrelerini kapatıyor. Böcek ısırmasından dolayı kaşındığınızda, ciltteki hücreler histamin isimli kimyasal salıyorlar. Yakınındaki sinir hücreleri histamine tepki veriyor ve sinyali omuriliğe gönderiyor. Buradan da beynin talamus (beynin geri kalanı tarafından sinir sinyallerinin okunmasını kolaylaştıran tercüman olarak görev yapıyor) bölgesine gönderiliyor. Talamus sinyali kaşınma duyusu oluşturan serebral kortekse bilişsel ve duyuşsal aktivitelerin gerçekleştiği beyin bölgesine iletiyor.

Araştırma ekibi, maymunların ayaklarına histamin enjekte ederken, omuriliklerindeki bireysel hücrelerin aktivitesini görüntüledi. Hücreler, enjeksiyonu farketti ve derhal sinyal göndermeye başladı. Fakat araştırmacılar, enjeksiyon bölgesindeki cildi kaşıdıklarında bu aktivitenin azaldığını ya da engellendiğini gördüler.

BURUN AKMASI

Soğuk algınlığı, alerji, baharatlı yiyecekler gibi şeyler nasıl burnunuzun akmasına yol açar? Normal olarak, burnunuzdaki zar vücuda giren ajanları, mikropları engellemek için mukus (sümük) üretiyor. Burnun her gün bir litre sümük ürettiği tahmin ediliyor. Fakat, bazı uyaranlar sümük üretimini daha da artırabiliyor. Örneğin, soğukalgınlığı geçiriyorsanız, vücudunuza saldıran virüsleri durdurmak için ekstra sümük üretiliyor ve sümüklerle bu virüsler dışarı fışkırtılıyor. Soğuk hava çok küçük filizleri ya da burun boşluğunuzun iç duvarındaki ince tüyleri mahvediyor. Normalde bu tüyler sümüğü boğazınızdan aşağıya geri sürükleyip götürüyor. Fakat sıcaklık düştüğünde bu tüyler çalışmıyor ve sümüğün burun deliğinizden akmasına izin veriyor.

Alerjiler de aynı etkiye sahip. Akciğerlere giden alerjenleri durdurmak için burun sümük üretimini artırıyor. Baharatlı yiyeceklerde durum biraz daha farklı. Kırmızı biberde bulunan kapsaisin, doğal bir burun tıkanıklığını giderici ilaçtır. Burnunuzdaki mukusu inceltir ve akışkan hale getirir.

SU TOPLAMA

Rahat olmayan ayakkabılar, genellikle ayağınızda bir ya da iki yerde su toplanmasına neden olurlar. Su kabarcığı, derinin katmanları arasında sıvı birikmesi sonucu oluşuyor. Sık rastlanan fakat genellikle küçük yaralardır. Ayak derisinin basınca ve sürtünmeye maruz kaldığı her yerde oluşabiliyor. Genellikle bu su kabarcığı, lenf (Lenf damarlarında dolaşan, berrak, şeffaf, alkali, açık sarı renkte sıvı) ile doludur. Ancak, elinize çekiçle vurduğunuz zaman oluşan kabarcık, kan damarını çatlatabilir ve daha koyu kan kabarcığı oluşturabilir.

PARMAK ÇITLATMA

Çoğumuz parmaklarımızı çekerek ya da kıvırarak çıtlatma sesini duymaya çalışırız. Sadece parmaklarınız değil, dirseğiniz, dizleriniz, boynunuz ve hatta göğüs kemiğiniz çıtlayabilir. Peki bu sese neden olan nedir? Kemiklerinizin hızlıca yuvasına girmesi ya da çıkmasından çok, parmaklarımızda, iki kemiğin birleştiği yerde bir bağlantı kapsülü var. Bu kapsülün içinde kemiklerin hareketleri sırasında buraları yağlayan bir sıvı vardır. Parmaklarımız gerilince ve eklem yerlerimiz düzleşince bu kapsül de gerilir. İçindeki sıvının basıncı azalır ve gaz kabarcıkları patlamaya başlar. İşte kulağımıza gelenler bu seslerdir. Güney Karolina Duke Üniversitesi’nden ortopedi uzmanı Farshid Guilak, “Çıtlatma tüm eklemlerimizin içindeki yağlayıcı snovyal sıvıdan çözülen gaz kabarcıklarının şekillenmesiyle oluşuyor” dedi.

Eklemi germek, eklem içindeki sıvının basıncını azaltır ve gaz kabarcıkları görünmeye başlar. Kabarcıklar hızlıca patlar ve çıtlama sesi duyulur. Fakat, kabarcıkların sıvı içinde tekrar oluşması zaman alır. Bu nedenle aynı parmağınızı tekrar tekrar çıtlatamazsınız. Annenizin uyarılarına karşılık, çıtlatmanın eklem iltihabına ya da diğer hasar türlerinden birine yol açtığı konusunda bilimsel bir delil bulunmuyor.

AVUÇ İÇİ TERLEMESİ

İş başvurusu için bekleme ya da sıkışık trafikte bekleme gibi stresli durumlar, avuç içinizi nemli yapıyor. Amsterdam’da VU Üniversitesi’nden Prof. Dr. Eco de Geus, korku ve endişenin amigdal adı verilen beynin bir bölümündeki duygusal devreleri harekete geçirdiğini söylüyor. Bu sırasıyla beyindeki ve omurilikteki bir dizi sinir hücresini harekete geçiriyor. Sinirler omurilikten akciğer, kalp ve ter bezleri gibi değişik organlara gidiyor. Gerçekten vücudunuzdaki tüm ter bezlerinden eşit olarak terlersiniz. Ellerinizi böyle nemli hissetmenizin nedeni avuç içlerinizde daha yüksek yoğunlukta ter bezi bulunmasıdır. Santimetrekare başına 500 ter bezinden, tipik bir avuç içinde ortalama 40 binin üzerinde ter bezi bulunuyor.

KRAMP

Kaslarınızı düğümleyen ağrı verici bir durumdur. Genellikle baldırları etkiler, ancak ayaklarınızın tabanına ve hatta esnediğiniz zaman çenenizin altına da kramp girebilir. Kaslarınız aşırı kısaldığında ya da kendi etrafında büküldüğünde kramp oluşuyor. Bu durum çeşitli nedenlerden dolayı olabiliyor. Yoğun egzersiz boyunca, laktik asit gibi kimyasalların inşası kramplara yol açan spazma (kasların istemdışı kasılması) yol açabiliyor. Daha çok uzun mesafe koşucularında ve yüzücülerde meydana geliyor. Kas hareketlerini kontrol eden sinyaller taşıyan elektrolitlerin seviyesinin ve kalsiyum ve potasyumun düşük olması ise krampları tetikliyor.

ÇÜRÜKLER

Çürükler yaralanma bölgesindeki dokuların içindeki hasar gören damarlardan kan sızmasıyla oluşuyor. Çürük koyu kırmızı, sonra siyah, mavi, sarı, yeşil ve ayrıca kahverengiye dönüşerek, ölü kan dereceli olarak farklı renklerdeki maddelerin içine doğru çözülüyor. Bazı insanlarda çürükler diğerlerinden daha kolay oluşur, çünkü onların kan damarları daha ince ve narindir. Ayrıca, bu durum kan akışını azaltan aspirin gibi belirli ilaçları kullananlarda da olabiliyor.

GÖZ SEYİRMESİ

Birçok insan hayatlarının bazı noktasında acayip, istemdışı kas seğirmesiyle karşılaşmıştır. Fakat belki bunların en rahatsız edeni göz kapaklarının seyirmesidir. Bunun nedeni nedir? Genelde, bunlar iyi huyludur. Bu duruma stres ve yorgunluk da neden olabiliyor. Göz kapağını kontrol eden kaslar küçük ve çok hassastır. Stres, yorgunluk ve kafein gibi uyaranlar bu kasların titreşmesine yol açıyor. Titreşimler fazla olunca gözde sinir sistemiyle ilgili istemdışı seyirmeler oluyor. Diğer nedenler arasında ise aşırı kafein alımından oluşan titremeler, bilgisayar ekranı karşısında uzun süre vakit geçirme ve hatta uzun süreli kontak lens takılmasından meydana gelen kaşıntı yer alıyor. Bu durum normal olarak geçicidir. Kendi kendinize uygulayabileceğiniz tedavi yolları var. Daha az kahve içmek, göz damlası kullanmak ve daha fazla dinlenmek gibi yöntemler göz seyremesini azaltır. Çok belirgin ve uzun süreli göz seyremesi daha ciddi bir nörolojik hastalık belirtisi olabilir. Bu durum çok nadirdir.

HASSAS DİŞLER

Hassas dişlere sahip olanlar için dondurma yemek, bizim hoşlandığımız gibi zevk verici değildir. Dişinizin ince mine tabakasının altı dentin denen bir maddeden oluşuyor. Dentin ise doğrudan dişin yumuşak çekirdeğine (sinirlerin yer aldığı pulpa boşluğu olarak bilinir) giden borucuklar ve mikroskobik kanallardır. Borucukların ayrıca sıvı içerdiğini söyleyen California Üniversitesi Koruyucu ve Restoratif Diş Bilimleri Bölümü’nden Grayson W Marshall, “Bu akışkan sıvıdaki herhangi bir hareket pulpa boşluğundaki sinirleri harekete geçiriyor ve bu da keskin bir acıya neden oluyor” dedi.

MİDE YANMASI

Kahve, çok yağlı ve baharatlı yiyeceklerin yol açtığı mide yanması ya da ekşimesi olarak bilinen şikayet hazımsızlık ağrısıdır. Yemek borunuzda keskin bir yanma hissi oluşur. Kings College London School of Medicine’dan Prof. Dr. David Armstrong, mide yanmasının mideden sızan asitin yemek borusunu geri dönmesiyle oluştuğunu söyledi. Bu hastalığa eğilimli olan insanlar, midelerinin üstündeki sfinkter (Açılma, açma, gevşetme ya da kapama, sıkma görevi olan halka şeklindeki kas) kasında bir güçsüzlük hissederler. Bu kas sayesinde midedeki güçlü asitler güvenli bir şekilde içeride tutuluyor. Midenizin iç astarı bu asitlerin sindirim etkisine karşı dirençliyken, yemek borusu o kadar güçlü değildir. Mideniz yandığında hissettiğiniz acı, mide asitinin gırtlağınızın içini yakmasıyla oluşuyor. Hatta, uzandığınız zaman, asit boğazınızın içini yıkayabilir. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Kiloluların vücudunda bu hücrelerden 100 milyar adet var

Yağ, vücudumuzda oluştuğunda çoğu kişinin duymak istemediği bir şeydir. Vücut için gerekli süreçlerde yağın negatif ve pozitif bir çok yönü bulunuyor.

Foxnews’in haberine göre vücudunuzda bulunan yağlar hakkında bilmedikleriniz:

YAĞI KESERSENİZ VÜCUDUNUZ KISA DEVRE YAPAR

Yağ tüketiminden kaçınırsanız, vitamin dolaşımı ve kolesterol seviyesinin düzenlenmesi için vücudunuzun doğal sistemine kısa devre yaptırırsınız. Yağlar, vitamin emilimi ve enerji üretimi gibi vücudun doğal süreçlerinin sürdürülmesi için kritiktir. Yağda çözünen A,D,E ve K vitaminleri olmaksızın, vücut kalsiyumu uygun bir şekilde ememez, hormon üretimi olumsuz etkilenir ve kan oluşumu ile akışında güçlükler yaşanır. Yağda eriyen vitaminlerin eksik olması gece körlüğü, anemi, raşitizm ve iç kanama gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Bunun yanında, vücut kalsiyumu soğuramadığında kemikler güçsüzleşir ve kırılgan hale gelir. Yağ aynı zamanda, kötü kolesterolü düşürerek kolesterol düzenlenmesinde rol oynuyor. Yağ kalorisi, günlük toplam kaloriniziniz sadece yüzde 30’uzu kadar olmalı. Belirli bir miktar yağ, vücut iç sürecinin normal fonksiyonunu sürdürmesi için gerekiyor. Yağlar, vitamin emiliminde yardım ediyor ve vücuda her gün enerji sağlıyor. Kırmızı et ve süt ürünlerinden elde edilen doymuş yağ, kötü kolesterol seviyesini artırıyor.

İLAVE ÖSTRAJEN SAĞLIYOR

Ekstra birkaç kilo fazlalık hormonal dengenizde hasara yol açıyor. Sınıflandırılmış dişilik hormonu olan östrojen, yağ depolama hormonudur. Erkeklerde de bu hormon doğal olarak çok az miktarda bulunuyor. Fakat, kilo aldığınızda, östrojen seviyesi artıyor ve diğer sağlık problemleri birbirini izliyor. Erkeklerde bu hormon beyin fonksiyonlarını geliştirmek, kalbi korumak için gerekli olmasına rağmen, yüksek miktarlarda olduğu zaman testesteron seviyesi düşüyor ve birçok erkek yorgunluk, kas niteliği kaybı ve bazı vakalarda genişleyen prostata yol açabiliyor. Başka bir deyişle, erkeklerde östrojen seviyesini artırmanın yan etkileri iyi olmuyor.

YAĞ HÜCRELERİ 6 KAT BÜYÜYEBİLİR

Vücudunuza yakabileceğinizden daha fazla kalori alırsanız, vücuttaki yağ hücreleri minumum boyutunun 6 katı büyüyorlar ve sayıları da ortalama yetişkinde bulunan 40 milyardan 100 milyara kadar çıkıyor. Herkeste yağ hücresi bulunuyor, doğumdan önce bu hücreler oluşmaya ve şekillenmeye başlıyor. 16 yaş civarında, vücudun yağ hücreleri olgunlaşıyor ve sonra yaşam tarzı ve genler kilo alımında ve kilo vermede rol oynuyor. Yağ hücreleri hayatta kalmak için gerekli ve bu hücreler vücudun enerji sistemini desteklemeye yardımcı oluyor. Her gün yüksek kalorili yiyecekler yerseniz ve fazla kalori yakmazsanız, yağ hücreleriniz büyür ve çoğalır, böylece kilo alırsınız.

YAĞ HÜCRELERİ BÜZÜLÜR ANCAK KAYBOLMAZ

Kilo alımından dolayı sahip olduğunuz 100 milyar yağ hücresi leke gibi görünebilir. Yağ hücreleriniz şiştikten ve çoğaldıktan sonra kilo verebilirsiniz. Gerçekte, kilo verdiğinizde yağ hücreleriniz büzülüyor. Bunların toplam sayısının sadece düşmesine rağmen, hücreler daha az aktif hale geliyor, vücudunuzda duruyor ve büyümek için büyük bir ziyafet çekmenizi bekliyor. Bu nedenle hızlı kilo verip almak yerine, normal kilonuzu aynı seviyede tutmaya çalışın.

İLTİHABI ARTIRAN HÜCRELERİ ETKİLİYOR

Yağ dokuları, vücutta iltihaba yol açan makrofaj isimli bağışıklık sistemi hücrelerini etkiliyor. Bu nedenle, eğer birkaç kilo fazlanız varsa, vücudunuz gribe yakalandığınızda vücudunuzun gösterdiği reaksiyona benzer bağışıklık cevabı üretmeye başlıyor. Ancak endişelenmeyin: Henüz en sevdiğiniz yemekten vazgeçmek zorunda değilsiniz. Çalışmalar, toplam vücut ağırlığınızı yüzde 10 kadar düşürmenin sağlığınızı geliştirdiğini ve bağışıklık yanıtını sınırlandırdığını gösteriyor.

YAĞ HÜCRELERİ FARKLI VÜCUT ORGANLARINDA FARKLI DAVRANIYOR

Erkeklerde fazla kilolar tipik olarak karın bölğesinde toplanıyor. Kilo alırsanız, bunların çoğu öncelikle göbeğe gidiyor. Göbek yağı kötü kolesterol olasılığını artırıyor, kan dolaşımında ilave yağı tetikliyor, kan basıncı ve kan şekeri seviyesini artırıyor. Karın bölgesindeki yağ hücreleri, vücudun diğer bölgelerinde yerleşen yağ hücrelerinden daha aktif. Bu yağ hücreleri şeker hastalığı, koroner kalp hastalığı, felç ve belirli kanserlere neden olan yağ asitlerinden daha fazla salgılıyor. Bunun yanında, karaciğerin sağlıklı işleyişini etkileyebiliyor. Maalesef, vücudun belirli bir bölgesinde kilo verilmesini hedefleyen yol yok. Tüm vücudunuz için egzersiz yapmak zorundasınız. İyi haber ise, karın bölgesindeki kiloların düzenli egzersiz ile hızlı bir şekilde verilmesidir.

YAĞLARLA SAĞLIKLI BİR İLİŞKİ KURABİLİRSİNİZ! 

Yağların kötü ününe rağmen sağlıklı yağlar seçip kötü yağlardan kaçınırsanız, işlenmiş gıdalardan uzak durup hayvansal ürünleri de ölçülü olarak tüketirseniz, göbeğiniz şişip başladığı zaman, egzersiz yaparsanız yağlarla sağlıklı bir ilişkiye sahip olup yağsız bir vücuda sahip olabilirsiniz. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Sağlık

Vücudun savunma mekanizmasını destekliyorlar

Brokoli, lahana, karnabahar gibi sebzelerde bulanan kimyasalın vücudun doğal savunma mekanizmasını desteklediği tespit edildi.

The Imperial College London’da görevli bir grup araştırmacı, Nrf2 isimli proteinin hastalığa eğilimli olan damarları plak oluşumana karşı koruduğunu gösterdi. Brokoli gibi yeşil turpgiller familyasından gelen bitkilerde bulunan kimyasal ile yapılan tedavi, hastalığa yatkın bölgelerde Nrf2 proteinini faaliyete geçiriyor.

Brokolide doğal olarak bulunan sülforapan maddesi vücuttaki Nrf2 konsantrasyonu artırarak, yüksek riskli bölgelerde iltihaplanmayı azaltığını belirten araştırmacılar, bir sonraki çalışmalarının sadece brokoli ya da aynı familyadaki sebzelerden yiyerek aynı koruyucu etkinin sağlanıp sağlanamayacağını test etmek olduğunu açıkladılar.

Arteriosclerosis Thrombosis and Vascular Biology isimli dergide yayınlanan araştırmada, çalışma süresince Nrf2’nin diğer proteinler üzerindeki etkisiyle, damar sertliği gelişme sürecinin başlarında hücreleri iltihaplanmadan koruduğunu belirlendi. Damarlardaki yağlı plak oluşumuna kalp hastalığına sebep olan damar sertliği deniyor. (Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

Kış ayları kilo aldırıyor

Hava sıcaklıklarının düşmesi ile kilo alımının hızlanmasındaki ters orantının nedeni; vücudun ısısını artırmaya çalışmasıdır. Bu nedenle artan ısı ihtiyacını yediğimiz besinlerin enerjisi ile sağlamaya çalışıyoruz. Bu nedenle yeme isteği kilo almanıza neden olur.

Kış aylarının en büyük sorunlarından biri olan kilo alımına dikkat çeken Uzman Diyetisyen Olcay Şenpiliç, ‘Dengeli Beslen Hareket Geç’ projesini yürütüyor. Kış aylarına girdiğimizde havaların soğuması ile birlikte vücudun ısısını artırmaya çalıştığını vurgulayan Uzman Diyetisyen Olcay Barış, “Bu artan ısı ihtiyacını yediğimiz besinlerin enerjisi ile sağlamaya çalışıyoruz. Enerjisi yüksek olan daha yağlı ve karbonhidratlı besinler bu dönemde en çok dikkatimizi çekenler oluyor. Bu durumun alışkanlık haline gelmemesi için hazır paketli gıdalar, çekirdek, patates kızartması, meyve suları, çikolata, boza, kestane gibi besinler soframızdan uzak tutmamız veya çok nadir tüketmemiz gerekenler arasındadır.” diye konuştu.

MUTLULUK DA ÖNEMLİ

Mutluluğun da kilo dengesinde önemli bir yeri olduğunun altını çizen Barış, kış aylarında havanın erken kararması ile güneş ışınlarından yararlanamadığımızı, hem yeteri kadar D vitamini emiliminin gerçekleşmesini zorlaştırmakta hem de mutsuzluk-depresyon haline girmemize neden olduğunu açıkladı. Depresyon halinin yeme isteğine daha çok yönelmemize sebep olarak kilo almamızı kolaylaştırdığına dikkat çeken Şenpiliç, “Bir yandan kalın giysilerin kiloları gizlemesi, bir yandan da günlerin kısa olması nedeniyle öğün atlanması kilo almayı hızlandıran etmenlerin arasında yer almaktadır” dedi.

SAKIN ÖĞÜN ATLAMAYIN

Kış aylarında akşam saatlerinde fazla yenen yemeğin, daha sonrasında kan şekerinin hızlıca düşmesine neden olduğunu ve bu nedenle gece atıştırma isteğini arttırdığını kaydeden Barış, neler yapılması gerektiğini şöyle anlatıyor: “Günlerin kısa olmasıyla beraber öğün atlamamaya dikkat etmek gerekiyor. En önemli öğün ikindi saatleri, eğer bu saatlerde açlığımızı bastırabilirsek akşam ve gece atıştırmalarını rahatlıkla önleyebiliriz. 1 avuç sade beyaz veya sarı leblebi, 2 adet galeta ve bir dilim peynir ikindi ara öğününde en tok tutan besinler arasında”

Uzman Diyetisyen Olcay Barış şöyle bir hatırlatmada da bulunuyor: “Kış aylarında sıcak ortamlarda daha çok vakit geçirme isteği ve hareketsiz kalma, egzersizden uzaklaşmamıza neden oluyor. Halbuki vücut ısımızı arttırmak ve kış aylarını daha zinde geçirmek için gün aşırı en az yarım saat veya haftada 150 dakika mutlaka fiziksel aktivite yapılması gerekiyor.”

SAĞLIK İÇİN DENGELİ BESLENİN

Yapılan araştırmalar Türkiye’de erkeklerin yüzde 25’inin kadınların da yüzde 41’inin obez ya da aşırı kilolu olduğunu gösteriyor. Dünya’daki çocukların yüzde 20-25’inin obez olduğu ve bu çocukların yüzde 70’inin erişkinlikte de obez oldukları biliniyor. Obezite’nin dünyayı olduğu kadar Türkiye’yi de tehdit ettiği gerçeğinden yola çıkan Şenpiliç, 2015 yılında ‘Dengeli Beslen, Harekete Geç’ sloganıyla büyük bir sosyal sorumluluk projesi başlattı. Türkiye’nin en büyük beyaz et üreticisi Şenpiliç tarafından başlattılan ‘Dengeli Beslen Harekete Geç’ Kampanyası, ailelerinin beslenmesi konusunda kilit rol üstlenen kadınların dengeli beslenme ve egzersizin önemi konusunda bilinçlendirilmesini hedefliyor.

Kampanya kapsamında geçtiğimiz yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile İSMEK’lerde ve MEB’in destekleri ile İstanbul’da çeşitli devlet okullarında etkinlikler düzenlendi. ‘Dengeli Beslen Harekete Geç’ Kampanyası, 2016 yılında Sakarya’da Şenpiliç Mesleki ve Teknik Eğitim Anadolu Lisesi ile Kocaeli Büyükşehir, Eskişehir Büyükşehir ve İzmir Büyükşehir belediyeleri gibi işbirlikleri ile düzenlenen etkinliklerle hedefi doğrultusunda Anadolu’da yaygınlaştırılmaya başlandı.

Kategoriler
Soru-Cevap

Beyin, vücut dışında ne kadar süre yaşar?

Vücudun dışında beyin yaşayabilir mi? Yaşarsa ne kadar süre yaşar? BBC Focus dergisinde yayınlanan habere göre, omurgalı beynin metabolik ihtiyaçları, gerçekte oldukça basittir (temel olarak oksijen ve glikoz.)

Bunlar beyne yapay kan maddesi taşıyan kan damarlarıyla bağlantı sayesinde, yapay beyin omurilik sıvısına kan daldırarak veya doğrudan oksijen katarak iletilebilir. Kobay, köpek ve maymun beyni yerinden çıkarılınca saatlerce ve hatta günlerce hayatta kalabildiği kaydediliyor.

Ancak bağlı bir vücut olmaksızın, beyin sağlığı sadece temel bir şekilde değerlendiriliyor. Genellikle, oksijen alımı ve elektriksel aktivitenin varlığı beynin canlı olduğunu gösteriyor.(Vasfiye Özcanbaz)

Kategoriler
Yaşam

İşte insan vücudu hakkında bilmediğiniz olağanüstü gerçekler

İnsanlar vücutlarını tepeden tırnağa bildiklerini söylerler. Fakat bu haberi okuduktan sonra vücudunuz hakkında o kadar da çok bilginiz olmadığını göreceksiniz.

İşte vücudunuz hakkında sizi şaşırtacak 16 olağanüstü gerçek:

Dil izi: Eğer kimliğinizi saklamak isterseniz, dilinizi çıkarmayın. Parmak izine benzer şekilde, herkes tek ve benzersiz bir dil izine sahip.

Döküntü: Evde tüy dökme derdinden şikayetçi olan sadece evcil hayvanınız değil. İnsanlar her saat yaklaşık 600 bin deri partikülü döküyor. Bu her yıl yaklaşık 680 gram tutuyor, bu nedenle ortalama bir insan 70 yaşına kadar yaklaşık 48 kg deri dökmüş oluyor.

Kemik sayısı: Yetişkinlerde bir bebekten daha az kemik bulunuyor. Doğduğumuzda 350 kemiğe sahip oluyoruz, ancak gelişim süreci boyunca kemikler eriyip birbiriyle kaynaşıyor ve yetişkin olduğumuzda sadece 206 kemiğimiz kalıyor.

Yeni mide: Mide mukozasının dış tabakası ömrü çok kısa olduğu için 3-4 günde yenilendiğini biliyor muydunuz? Eğer yenilenmeseydi, midenizdeki yiyecekleri hazmetmek için kullanılan güçlü asitler, aynı zamanda midene de zarar verecektir.

Koku hatırlama: Burnumuz köpekler kadar hassas değil, ancak 50 bin farklı kokuyu hatırlayabilir.

Uzun bağırsaklar: İnce bağırsağın uzunluğu yetişkin bir insanın boyunun yaklaşık 4 katı uzunluğundadır. Eğer geriye doğru katlanmasaydı, 5-6 metrelik uzunluğu karın boşluğuna sığmazdı.

Bakteri: Bu cilt için gereklidir. İnsan vücudunda cildin her santimetre karesinde yaklaşık 32 milyon bakteri yaşıyor. Bunların büyük bir çoğunluğu zararsız.

Vücut kokusunun kaynağı: Koltuk altı gibi kokan ayakların kaynağı terdir. İnsanlar ayaklarından da terler. Bir çift ayak 500 bin ter bezine sahiptir ve günde yarım litre ter oluşturabiliyor.

Hapşırma hızı: Hapşırık havada saatte 161 km hızla gidebiliyor. Bu nedenle hapşırınca burnunuz ve ağzınızı mutlaka bir mendille kapatmalısınız.

Kan aralığı: Eritrosit olarak bilinen kan hücreleri bikonkav (iki yanı çukur) diskler şeklindedir. Kan uzun bir yolda seyahat eder. İnsan vücudunda yaklaşık 96 bin 560 km kan damarı bulunuyor. Çok çalışkan olan kalp her gün damarların içine 7 bin 571 litre kan pompalıyor.

Tükürük miktarı: Tükürüğünüzün içinde yüzmek istemeyebilirsiniz, fakat biriktirseydiniz bunu yapabilirdiniz. Çünkü, bir ömür boyunca insan 25 bin litre tükürük üretiyor. Bu miktar 2 yüzme havuzunu doldurmaya yeter.

Horlama sesi: 60’lı yaşlarda, erkeklerin yüzde 60’ı ve kadınların yüzde 40’ı horluyor. Horlama ortalama 60 desibelken, horlama seviyesi bazı kişilerde 80 desibelin üzerine çıkabiliyor. 80 desibel seviyesindeki ses havalı matkabın çıkardığı ses kadar yüksektir. 85 desibelin üzerindeki sesler insan kulağına zarar verdiği saptanmıştır.

Saç rengi ve sayısı: Sarışınlar daha eğlenceli olabilir ya da olmayabilir, ancak sarışınlar kesinlikle daha fazla saça sahipler. Saç rengi saçımızın ne kadar sık olduğunu belirlememize yardımcı oluyor. Buna göre sarışınlar en üst sırada yer alıyor. Bir insanda ortalama 100 bin saç kılı bulunurken, sarışınlarda bu sayı ortalama 146 bin. Siyah saçlı insanlar yaklaşık 110 bin saç kılına sahip, kahverengi saçlı insanlarda ise 100 bin saç kılı bulunuyor. Kızıl saçlı insanların ise saç kılı daha az yaklaşık 86 bin kadar.

Tırnak gelişimi: Eğer el tırnaklarınızı ayak tırnaklarınızdan daha sık kesiyorsanız, bu doğaldır. El tırnaklarımız daha çok kullanıldığı için daha hızlı uzuyorlar. Elimizin tırnakları 0,5 – 0,6 mm hızla uzar. Yani kesilmezlerse yılda 2,5 – 3,0 santimetre uzunluğa ulaşabilirler. Ayak tırnaklarının uzama hızı bunun dörtte biri kadardır. En hızlı uzayan tırnak orta parmağın tırnağıdır.

Baş ağırlığı: Bebekler doğduklarında başlarını tutamazlar. İnsan başı doğduğunda vücudumuzun toplam uzunluğunun dörtte biri kadardır. Fakat, yetişkin olduğumuzda bu oran toplam uzunluğumuzun 8’de birine ulaşır.

Uyku ihtiyacı: Eğer iyi bir gece uykusu için öldüğünüzü söylerseniz, tam anlamıyla bunu kastediyorsunus. Haftalarca bir şey yemezseniz ölmezsiniz, fakat 11 günden sonra uykusuzluğa dayanamazsınız, sonsuza kadar uyup kalırsınız. (Vasfiye Özcanbaz)